Hz. Süleyman Aleyhisselam, emrindeki askerleri sıkı disiplin altında tutardı. Bilhassa şeytanları, yani cin taifesinden kâfir olanları hiç boş bırakmazdı. Bir iş yaptırdığında o yapılan işi bozmasınlar diye onlara hemen başka bir iş yaptırıyordu. Hayvanlar taifesinden askerlerinin de her birinin ayrı vazifesi vardı. Mesela bunlardan biri olan hüdhüd kuşunun işi ordu konakladığında su bulmaktı. Allah ona ayrı bir kabiliyet vermişti. Nerede su bulunduğunu bilebiliyor ve işaret ettiği yer kazıldığında su çıkıyordu. Bir defasındaki seferde ordu konaklayınca hüdhüd kuşu arandı, bulunamadı. Hz. Süleyman Aleyhisselam meşru bir mazereti olmadığı takdirde hüdhüdü ağır şekilde cezalandıracağını bildirdi. Derken hüdhüd kuşu çıkageldi. Kur’an-ı Kerim’de bu kuşun verdiği haberler anlatılmaktadır. Kuşun getirdiği haber, muazzam bir fütuhatın kapısını aralamıştır.
Bu maceranın başlangıç kısmını âyet-i kerimelerin meâlinden öğrenelim:
“Ve kuşları teftîş edip şöyle dedi: ‘Bana ne oldu da Hüdhüd’ü göremiyorum, yoksa kayıplardan mı oldu?’
“Onu elbette şiddetli bir azâb ile cezâlandıracağım veya onu hakikaten keseceğim yâhut kesinlikle bana (ma‘zeretini gösteren) apaçık bir delil getirecek!”
“Derken çok geçmeden (Hüdhüd, Süleymân’a) gelip dedi ki: ‘(Ben) senin bilmediğin bir şeyi öğrendim ve sana Sebe’ (şehrin)den doğru (ve mühim) bir haber getirdim.’
“Gerçekten ben, onlara (Sebe’lilere) hükümdârlık eden ve kendisine her şeyden (bir nasib) verilmiş ve kendisi için büyük bir taht bulunan (Belkıs adında) bir kadın buldum!”
“Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp güneşe secde ediyorlar buldum; hem şeytan onlara amellerini süslemiş de onları (doğru) yoldan men‘ etmiş; bu yüzden onlar doğru yolu bulamıyorlar.”
[25. âyet, secde âyeti olduğu için atlıyoruz. Meali de okunsa tilavet secdesi etmek gerekir.]
“Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur; büyük arşın Rabbidir.”
“(Süleymân, Hüdhüd’e) dedi ki: ‘Doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın; bakacağız!’
“Bu mektûbumu götür de kendilerine bırak; sonra onlardan (biraz öteye) çekil de, ne (netîce)ye varacaklarına bak!”
“(Mektûbu alan Sebe’ Melîkesi:) ‘Ey ileri gelenler! Doğrusu bana (pek) şerefli bir mektub bırakıldı!’ dedi.
“Şübhesiz ki o, Süleymân’dandır ve gerçekten o: ‘Rahmân, Rahîm olan Allah’ın ismiyle’ (diye başlamakta)dır.”
“(O mektûbda:) ‘Bana baş kaldırmayın ve bana Müslüman kimseler olarak gelin!’ (diye yazıyor.)” (Neml Suresi / 20-31)
Âyet-i kerimeler sonraki gelişmeleri de haber veriyor. Belkıs ve etbâı, İslâm dinini keşfediyor, hakiki Tevhid inancını kabulleniyor ve hepsi de Müslüman oluyor. Âyette de belirtildiği üzere bu macera içerisinde, İsm-i Âzamı bilen bir devlet görevlisinin okumasıyla Belkıs’ın tahtı, Hz. Süleyman’ın (as) sarayında hazır oluyor. Bu da eşyanın nakline işarettir ve bir gün bu da gerçek olacaktır.
Hz. Süleyman Aleyhisselamın idareciliğinde 40 senede İslamiyet bütün dünyaya hâkim olmuştur. Şanı yüce bu Peygamberin tarihçe-i hayatından alacağımız pek çok ders vardır. Bunlardan bir kısmını sıralayalım:
Hz. Süleyman (as) Allah’tan en çok korkan, en çok ibadet eden bir kuldu. Demek ki muvaffakiyetin temel şartı, Allahu Azimüşşan’a itaattir. Başarılı bütün devlet idarecilerinde ve başarılı İslam devletlerinde bu vasıf bulunmaktadır.
Hz. Süleyman (as), maharetli bir idareciydi. Babasının yanında devlet idaresini mükemmelen öğrenmişti. Devamlı ilim tahsil etmekte, bildiklerini devletin imarı ve insanların refahı için uygulamaktaydı.
Hz. Süleyman (as) babası gibi cihaddan cihada koştu. İ’la-yı Kelimetullah’ın ve Allah’ın hükümlerinin hâkimiyetinin cihada bağlı olduğunu fiilen gösterdi.