Her hicrî yılbaşı gelişinde içimi bir sevinç, bir ümit, bir inşirah kaplar. Zira bilirim ki hicret, bir muştudur, bir beşarettir, zaferin ilk hamlesidir, şanlı devlete atılan ilk adımdır.

19 Temmuz 2023 Çarşamba, 1 Muharrem 1445 idi. Demek ki iki gün önce yeni bir hicrî yıla girdik. Demek ki o kutlu hicretin üzerinden 1444 sene geçmiş.

Resûl-i Ekrem Efendimizin (A.S.M.) o şanlı hicretini hatırladım. Yanında çok sevdiği dostu Hz. Ebu Bekr-i Sıddîk ile beraber Medine’ye doğru yola çıkmışlardı. O çok sevdikleri Mekke’ye sırtlarını dönmüşlerdi. Bu sırt dönme, “Lâ” demekti. Oysa Mekke müşriklerinin tekliflerini kabul etselerdi o çok sevdikleri yurtlarında kalacaklardı. Onlar; “Anlaşalım. Putlarımıza karışmayın. Tavaf ederken, parmağınızın ucuyla putlarımıza dokunun, ne olur!” demişlerdi. Efendimiz (A.S.M.), “Lâ” yani hayır demişti. “Lâ” demek, imanın esasıydı. Tevhid cümlesi işte bunun için “Lâ” ile başlamaktaydı. Tevhide aykırı, tevhide düşman ne varsa hepsine toptan “Hayır!” Bu “hayır!” ifadesi ve hareketi olmazsa, zaten iman olmaz…

Kâinatın Efendisi (A.S.M.) müşriklere “Hayır!” dedi ve Medine-i Münevvere’ye hicret etti. Orada şanlı İslâm devletini kurdu. Daha Medine’ye adımını atar atmaz, devlet de kurulmuştu. Devlet Reisi kendisi idi. Hükümleri Kur’an’a göre veriyordu. Vahy ile tanzim edilen Sünnet-i Seniyye de hükümlerin kaynağı idi. O tarihte Medine’de Yahudiler de yaşıyordu. Onlarla “Medine Vesikası” hazırlandı. Bu müşterek vatan olan Medine’nin dış düşmanlara karşı müştereken müdafaa edilmesi sözleşmesiydi. Ancak Beni Kurayza, Beni Kaynuka Yahudileri o sözleşmeye ihanet ettiler. İhanetlerinin bedellerini de ödediler. Rabbimizin emri üzerine, o civarda bir tek kâfir bırakılmadı.

Mekke’de iken sahabelerin adedi 40’a ulaşınca, kol kola girmişler, tekbirlerle Ka’be’ye gitmişlerdi. Hz. Ömer’in eli kılıcının kabzasındaydı, “Depreşenin boynunu vururum!” diyordu. İşte o 40 sahabe maya oldu. 40 sahabe 40 senede 40 devleti mağlup etti. (Bizim bu isimde kitabımız var. İsteyen oraya bakıp, hangi devletlerin mağlup edildiğini görebilir. Yani bu ifade, sırf edebî bir söz değildir.)

Sonra ne oldu? Mekke’ye sırtını dönerek, yani Müşriklere ve onların inançlarına “Lâ” diyerek gidenler, tekbirlerle, salavatlarla geri döndüler, Mekke’yi fethettiler. Kâbe’yi putlardan temizlediler. Zira onlar bir kere “Lâ” demişlerdi. Yani şirke, küfre, küfür nizamlarına… Onların yolundan yürüyenler, sonraları dünyaya hükmettiler. Hz. Ömer’in hilafeti zamanında 750 büyük şehir fethedildi. 850 yeni şehir kuruldu. Bugünkü Anadolu’nun yirmi misli yer fethedildi. Endülüs Emevi Devleti bugünkü İspanya’nın tamamını, İtalya’nın ve Fransa’nın bir kısmını fethetti. Osmanlı Devleti, bugün ortada olan kırk devletten fazlasını hâkimiyeti altına aldı. Nasıl? “La” diyerek. Allah-u Azimüşşân’ın hükümlerinden başka hüküm tanımayarak, Kur’an’a ve sünnete dayanarak…

Her hicrî yılbaşında yüreğim kıpır kıpır olur. “Bekle Kudüs!” derim. “Bekle! Bütün mazlum Müslümanlar!” ve yine “Bekleyin, Allah’ın hükümlerine, gerçek adâlete, huzura, refaha, saadete hasret kalanlar! Bekleyin!”

Şu anda gerçekten ümmet olarak perişan vaziyetteyiz. Niçin? Biz bu perişanlığı, hatta çok daha fazlasını hak ettik. Bütün günahlar, bütün ifsadatlar, bütün isyanlar bizde… Şimdi sıralayarak zihninizi, midenizi bulandırmayayım. Zaten herkes neyin ne olduğunu biliyor.  Ne yapacağız? Hicreti ve hicretin kutlu yolcularını hatırlayacağız. Resûl-i Ekrem’in (A.S.M.) emriyle daha önce hicret etmiş olanlar ne yapmışlardı? Onlar, “Allah ve Allah’ın Resûlü ne derse, ne emrederse baş üstüne!” demişlerdi. İslâm uğruna, bütün sevdiklerini, evlerini, mallarını, hatta ailelerini geride bırakmışlardı. Bu gidişte, çile vardı, şehâdet vardı. Olsundu… Madem bu gidiş, Allah içindi, Allah yolunaydı, o halde gam yok, endişe yoktu.

Peki, bizler ne haldeyiz. Bizler o kutlu yolun yolcuları gibi düşünebiliyor muyuz? Bu sorunun cevabı “evet!” ise buyrun birlikte aşurelerimizi yiyelim. Afiyet olsun. Hicrî 1445 kutlu olsun!..