Televizyon kanallarından birinde haber öncesi “Sokak konuşuyor” adı altında bir röportaj yapılıyordu. Rastgele vatandaşlarla. Soruyordu spiker elinde mikrofon: “Kelime-i Şehâdet ‘in Anlamını biliyor musunuz Nedir Kelime-i Şehâdet ” Cevapların içinde doğru olanları vardı ama benim kafama takılan çoğunluğun bilememesiydi. Kimi: “İslâm olmayan getiremez” diyordu. Kimi anlamını bilmiyordu ama çok şükür kendisini söyleyebiliyordu. Kimi : “Peygamber’e salâvat” dedi. Kimi: “Arapça’yı bilmediğimiz için Farsça’yı tam olarak bilmiyoruz.” derken, kimi de: “Anlamını biliyordum ama unuttum” Kimisi de: “Okulda öğretmediler” diyordu. Kimisi: “Dinimizde hep tekrarlanan şey” diye kıvırırken konuyu, kimisi de “5 vakit namazdır” diyecek kadar ileri gidiyordu. Kimi yaklaşıyordu: “Müslüman olmanın simgesidir veya gereğidir” diyerek. Kimi uzaklaşıyordu: “İnşallah daha sonra öğreneceğiz” diyerek. Yani içler acısıydı hallerimiz. Günde beş vakit okunan ezanda bile tekrarlanan bu cümleyi söyleyemeyenler, ya da anlamını bilmeyenler vardı. Bu soruyu cevaplayamayanlar arasında kimler yoktu ki Açık-kapalı, İslamiyet’i yaşayan-yaşamayan herkes. Sahi siz Hiç Düşündünüz mü KELİME-İ ŞEHADET NEDİR ANLAMINI BİLİYOR MUSUNUZ Kelime-i Şehâdet:

“Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlüh.”

“Şehâdet ederim ki Allah’tan başka hiçbir tanrı (ilâh )yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Resûlüdür.”

Başka bir ifade ile: “Ben Allah’tan başka hiçbir Tanrı olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna inanır ve tanıklık ederim.” demektir.

Şimdi kafalarınız karışacak ve soracaksınız: “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” nedir ” diye:

“Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah”

“Allah tan başka ilâh yoktur. Muhammed de Allah’ın elçisidir”

Bu da Kelime-i Tevhid’dir. Bu bazen ilk bölümüyle yani “Lâ ilâhe illallah” diye anılır. Bazen de böyle. Her iki söyleyişin de adı Kelime-i Tevhid’dir. Yani Allah’ın zatını bütün tasavvurlardan, zihinlerdeki hayal ve evhamdan tecrid etmektir. Tevhid üç türlü olur. Yüce Allah’ın ulûhiyetini tanımak, birliğini tasdik etmek ve O’na hiçbir surette eş ve ortak koşmamaktır. Kelime-i Tevhid’in yani “Lâ ilâhe illallah” cümlesinin içinde “Muhammedün Resûlullah” cümlesi zikredilmemiştir. Çünkü bu cümle onun zımnındadır, yani bu ikrarın içinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’ in nübüvveti de ayrılmaz bir parça olduğu için o da söylenmiş kabul edilmektedir. Bir de Tehlil vardır. Tehlil de “Lâ ilâhe illallah” veya “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” cümlesini söylemektir. Kelime-i Tevhid; Allah’tan başka bir ilah olmadığına inanmak, , Tehlil; bunu dil ile söylemek; Kelime-i Şehâdet ise bunu tasdiklemek, buna tanıklık, şahitlik etmektir. Kelime-i Tevhid zihnî ve kalbî bir amel, Kelime-i Şehâdet ise dil ile ikrar yoluyla icra edilen bir fiildir.

Hiç düşündünüz mü İslâm’ın birinci şartı ne Belki biliyorsunuz ama ben yine de tekrar edeyim: İslâm’ın birinci şartı Kelime-i Şehâdet getirmektir. Yani

“Eşhedü enlâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.”

“Şehâdet ederim ki Allah’tan başka hiçbir tanrı (ilâh ) yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O’nun kulu ve Resûlüdür. (elçisidir)” diye kalp ile inanıp, dil ile söylemektir. Bu Müslüman olmanın temelidir.

Peki, hiç düşündünüz mü Kur’an ve hadislerde, Kelime-i Şehâdet’e başka hangi isimler verilmiştir Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid, Kur’ân-ı Kerîm’de ve hadîs-i şerîflerde “Kelimetün tayyibetün (en güzel kelime)”, “Kelimetü’t- takvâ (Takvâ sözü)”, Kelime-i ihlâs (İhlâslı söz), Kavl-i sâbit (doğru söz), Dâvetü’l-hak (Hakk’ın Daveti), Mekâlidü’s-semâvâti ve’l-ard (göklerin ve yerin anahtarı), Urvetü’l-vüskâ (sağlam kulp), Semenühü’l-cenneh (cennetin ücreti) gibi ifadelerle de methedilmiştir.

Kelime-i Şehâdet’i yüce Allah (c.c.), İbrâhim Sûresi’nde kökü yerde, dalları gökte olan bir ağaca benzetir: “Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir söz (tevhîd ve şehâdet),kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah, insanlara böyle misaller getirir. Kötü sözün (küfür ve imansızlık) misali ise, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.” (İbrâhîm, XIV/ 24-26)

Buradaki “güzel söz” den kastedilenin Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid olduğunu söyler müfessirler. Kelime-i Şehâdet bir ağaçtır. Kökü, mü’min kulun sözünde ve kalbinde, dalları ise göklerdedir. Her zaman meyve vermesinden maksat da, zâkir kulun gece-gündüz Allah’ı zikretmesidir. Meyveleri ise Kelime-i Şehâdet’in gereğini yerine getirmesidir kulun. Bu yüzdendir mü’minlerin amellerinin semalara yükselmesi, orada değerlenmesi. Kelime-i habîse (çirkin kelime) ise, şirk, küfür ve imansızlık belirten sözdür. Allah’ı inkâr etmektir. Bu da sahibini hem bu dünyada hem de ahirette felaketlere sürükler.

Peki, Hiç Düşündünüz mü Kelime-i Şehâdet veya Kelime-i Tevhid getiren birinin yaşayışı Müslüman’ca olmasa bile Allah’a şirk koşmadığı müddetçe; küçümsenemeyeceğini, öldürülemeyeceğini, kâfirlikle itham edilemeyeceğini Kılığına kıyafetine, yaşayışına bakıp da insanların bunlarla yargılanmaması gerektiğini hiç düşündünüz mü Hz. Peygamber (s.a.v.), müşriklere karşı Müslümanlardan müteşekkil bir ordu gönderdi. Askerler müşriklerle karşılaşınca, aralarında çok şiddetli bir savaş oldu. Müşrikler mağlup oldular. Sonra Müslümanlardan bir asker, müşriklerden birine mızrakla saldırdı. Müşrik hemen “Eşhedü enlâ İlâhe İllallâh, ben Müslüman’ım” dedi. Fakat Müslüman asker ona mızrağını saplayıp öldürdü. Daha sonra da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yanına gelip “Helak oldum (büyük günah işledim) ey Allah’ın Resûlü!” dedi. Hz. Peygamber de: “Ne yaptın ” deyince, asker de yaptığını anlattı. Bu defa Peygamberimiz (s.a.v.): “Kalbini yarıp da baktın mı ” dedi. Adam: “Ey Allah’ın Resûlü! Eğer kalbini yarsaydım içindekini bilebilir miydim ” diye sordu. Hz. Peygamber: “Sen adamın hem sözünü kabul etmiyorsun, hem de kalbindekini bilmiyorsun. Olur mu böyle şey ” dedi. Sonra Peygamberimiz adam hakkında bir şey söylemedi. Adam da az bir zaman yaşadı ve nihayet öldü. Onu defnettiler. Ertesi günü adamın cesedi toprak üstünde görüldü. İnsanlar, belki de bir düşman kabrini deşip eziyet için çıkarmıştır dediler. Onu tekrar defnettiler. Gençlerden bazılarına da mezarı başında nöbet tutmalarını söylediler. Buna rağmen ceset tekrar mezardan dışarı atıldı. Nöbetçi gençler uyumuş olabilir düşüncesiyle bir kere daha defnedip, bu sefer de mezarı sahabeler bekledi. Ertesi gün yine cesedi kabirden dışarı atıldı. Durumu Resûlullah (s.a.v.)’e haber verdiler. Hz. Peygamber: “Bu toprak ondan daha şerir insanları kabul eder. Fakat Allah Teâlâ size Lâ İlâhe İllallâh’ kelimesinin hürmetini ve büyüklüğünü ders vermek istedi buyurdu.” (İbn Mace, Fiten, 1)

Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ey Ebû Zer! Lâ İlâhe İllallâh deyip sonra da bu söz üzerine ölen her kul Cennet e girecektir.” buyurunca Ebû Zer hayretle: “(Büyük günahlardan) zina etse ve hırsızlık yapsa da mı ya Resûlullah!” demiş, bunun üzerine Hz. Peygamber de: “Evet, zina etse ve hırsızlık yapsa da.” şeklinde karşılık vermiştir. (Müslim, İman , 154). Çünkü Kelime-i Tevhid, imanın kesin işaretidir. İnsanlar Allah’a ortak koşmadığı, şirke girmediği ve Kur’ân-ı Kerîm’in bütün hükümlerini kabul ettiği müddetçe, “Lâ İlâhe İllallâh” demesi o kişiyi kurtarır. Allah dilerse o kişinin bütün günahlarını affeder, dilerse affetmez cezasını çeker, ama sonunda yine Cennet’e döner. “Kalbinde buğday, arpa ve zerre ölçüsü iman olduğu halde Allah’tan başka tanrı yoktur, Muhammed O’nun elçisidir diyen kimse cehennemden çıkar.” (Buhârî, “Îmân”, 33; Tirmizî, “Cehennem”, 9.)