Türkiye, tarım ve hayvancılıkta nereye gidiyor? Arkadaş, gün geçmiyor ki tuhaf işler olmasın! Açık söyleyeyim biz bu kafayla gittiğimiz müddetçe kimi ‘Bakan’ yaparsanız yapın tarım ve hayvancılıkta değişen bir şey olmayacak.
Tarım ve hayvancılığımız yangın yerine dönmüş ama birileri de bunun üzerinde yumurta pişirme derdinde. Yani birileri bizimle çok güzel dalga geçiyor!
Bunu nasıl yapıyorlar anlatayım… Önceki günkü Resmi Gazete’de GDO’lu hayvan yemleriyle ilgili olarak Biyogüvenlik Kurulu’nun kararı yayınlandı. Buna göre GDO’lu 3 soya ve 1 mısır çeşidinin daha hayvan yemlerinde kullanılmasına izin çıktı.
GDO’lu yemi yiyen hayvanların eti tüketicinin sağlını nasıl etkiliyor? Bunu bir tarafa bırakıyorum. Asıl tartışmamız gereken burası ama artık işin bu kısmı normalleştirildi!
Ben asıl bir çelişkiye dikkat çekmek istiyorum.
Bir taraftan ‘Milli Tarım Projesi’ ile tarım ve hayvancılıkta ‘Milli’ ve ‘Yerli’ üretimden bahsediliyor ama diğer taraftan, ‘Yerli’ ve ‘Milli’ üretime darbe vurmak için arka arkaya ‘ithalat kararnameleri’ yayınlanıyor. Bu da yetmiyormuş gibi GDO’lu yemlerin sayısı artırılıyor.
Ondan sonra da çıkıp, et niye pahalı diyerek milleti ‘spekülatör’ avına çıkarıyorlar. Mutlaka görmüşsünüzdür, öyle meralarımız var ki bomboş, üzerinde bir tane hayvan göremezsiniz ama biz ithal edilen GDO’lu yem çeşidini artırıyoruz!
Pekâlâ, izin verilen 4 GDO’lu soya ve mısır çeşidini kimler üretiyor biliyor musunuz? Monsanto ve BASF…
Bildiğiniz üzere ABD merkezli GDO’cu Monsanto’yu geçtiğimiz aylarda Alman ilaç devi BAYER satın almıştı. Yani GDO’cu Monsanto artık bir Alman firması. Ya BASF… O da bir Alman firması.
Yani önceki gün Resmi Gazete’de yayınlanan Biyogüvenlik Kurulu’nun kararı ile Almanların GDO’cu firmalarına önemli bir kıyak daha geçilmiş oldu. Anlayacağınız bizim hayvanlarımız yedikçe Alman firmaları karına kar katacak!
Hatırlayacaksınız geçtiğimiz hafta Başbakan Binali Yıldırım, Alman firmaları ile özel bir toplantı yapmıştı. Ve bu toplantıda Alman firmalarına; ‘siz bizim veli nimetimizsiniz’ mesajı verilmişti.
Bu toplantının hemen ardından Resmi Gazete’de Biyogüvenlik Kurulu’nun GDO’lu soya ve mısır çeşitleriyle ilgili kararı yayınlandı.
Pekâlâ, buna bir rastlantı olarak mı bakacağız? Takdir sizin! Ama şunu da çok iyi biliyoruz ki, küresel şirketlerin çıkarı söz konusu ise hiçbir şey tesadüf olamaz.
GDO’lu soya ve mısır çeşitlerine izin verilmesi için başvuruyu da Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği (BESD-BİR) yapmış. Bu da sizi şaşırtmasın. Zaten ‘birileri bizimle çok güzel dalga geçiyor’ derken bunu anlatmaya çalışıyorum.
Monsanto ve BASF, Türkiye’ye daha çok GDO’lu soya ve mısır çeşidi satmak için kendileri gelip başvurmuyor. Bunu içerideki ‘dernek ve birlikler’ aracılığıyla yapıyorlar.
Aynı nişasta bazlı şekerlerde olduğu gibi. Türkiye’deki nişasta bazlı şekerlerin yüzde 90’ı ABD’li Cargill şirketinin kontrolünde üretiliyor ama hiçbir zaman Cargill’in kota artış talebinde bulunduğunu göremezsiniz. Ya kim yapıyor? Adana Çiftçiler Birliği ile içecek sektöründeki derneklere yaptırıyorlar bunu. Bu ‘dernek ve birlikler’ öyle bir yaygara koparıyorlar ki; NBŞ kotası artırılmazsa sektör ‘yandı-bitti’ noktasına getiriyorlar. Bakanlar Kurulu da ‘Cargill’in kotasını artıyor.
BESD-BİR’in gerekçesi de aynı NBŞ’ciler gibi! Bu genlere izin verilmezse tavukçuluk sektörü büyük darbe yer!
Yani anlayacağınız küresel firmalar, Türkiye’deki pazarı tamamen kontrollerine almak ve ‘yerli üretimi’ bitirmek için içerideki ‘dernek ve birlikler’ üzerinden ‘talep var’ algısı oluşturuyorlar. Ve biz de ‘içimizdeki taşeronlar eliyle oynanan’ bu oyuna geliyoruz!
İşin acı tarafı ise bütün bunlar ‘Milli Tarım Projesi’ ile gölgeleniyor.