İslam dünyasının hâlâ mühim siyasi ve entelektüel liderlerinden birisidir. Bir zamanlar Sudan’da umutlar ona bağlanmıştı. Raşid Gannuşi ile birlikte Müslüman Kardeşlerin yeni jenerasyonu ve yeni nesil liderleri olarak selamlanıyordu. Gannuşi en azından kendi adına iktidardan feragat ederek hareketini bir noktaya kadar taşıdı. Gemisini dalgalı sularda ve fırtınalarda yüzdürmeye çalışıyor. Turabi ise Humeyni’den 10 yıl sonra Sudan’da Ömer Beşir ile birlikte devrim suretiyle değil ama darbe suretiyle iktidarı ele geçirdi. Geleceğe dair büyük umutlar taşıyordu. Yeni Asr-ı saadetin merkezi Sudan olacak ve Hicaz burada yeniden doğacaktı. Lakin Turabi’nın unuttuğu bir boyut vardı. Liderlik için entelektüel ve siyasi boyutların yanında bir de ruhi boyutu katmak gerekiyordu. Said Havva’nın ‘ruhi terbiye’ adını verdiği manevi boyutu. Turabi, Müslüman Kardeşler’den ayrılarak kendisine ayrı bir hat ve yol tutturdu. Sudanlı yazar ve düşünür ve Turabi’nin eski arkadaşlarından ve ondan kopan Malik Bedri de Turabi’deki bu damar eksikliğini keşfetmiştir. Bu da ruhi boyut eksikliğidir. Elbette siyasi ve entelektüel boyut liderlik vizyonu için gereklidir ama yeterlilik şartı değildir. Davanın ve dava arkadaşlarının yükünü çekmek için manevi donanıma ve kemalata ihtiyaç vardır. Kemal sahibi olmayan insanlar yapıcı değil daha ziyade yıkıcı olurlar.

***

Müslüman Kardeşler ile Selefiler arasındaki münasebetlere değinirken bu konuya da temas eden Suriye asıllı yazar ve düşünürlerden Gazi Tevbe ıslah için ve yapım için yola çıkan Hasan Turabi’nin zamanla nasıl bir yıkım aracı haline dönüştüğüne temas etmektedir. İşler akıbetleri itibarıyladır. Ağaç meyvesinden belli olur. Bununla birlikte, Turabi’nin hakkını da teslim etmek gerekir. 15 yıl sonra yanlış yaptığını kabul etmiş ve tövbe etmiştir. Bu iyileşme belirtisidir. Onca çekişmeden sonra bu noktaya gelmesi bile sevindiricidir. Ama giden geri gelmiyor. Sudan’ın güney ile kuzey arasında bölünmesinde de kusuru ve rolü olduğunu kabul etmiştir. Aslında neşteri vurmuş ve bizim de işimizi kolaylaştırmıştır. Zira hâlâ sağda solda, Turabi’nin olan bitende sorumluluğu veya yanlış yapıp yapmadığı tartışma konusu olmaktadır. Kendisi ise bu tartışmalara son vermiş ve bize de ders almak kalmış ve düşmüştür. Geçmişte kıyaslamalar eşiğinde içe yansımalardan dolayı bazıları Turabi’ye sahip çıkmış bazıları da reddetmiştir. Bununla birlikte, Turabi bir dönemi etkilemiş ve herkes hareketinin sonuçlarından etkilenmiştir. Bedel ödemiştir. Bundan dolayı dövünmenin veya yerinmenin veya savunmanın veya sahiplenmenin veya yermenin ötesinde meseleyi analiz etmemiz gerekir.

***

Elbette Turabi’nin Sudan’da İslami hareketin zayıflamasında sorumluluğu ve payı vardır. Kendi itirafıyla Sudan’ın ikiyi bölünmesinde veya parçalanmasında da sorumluluğu vardır. Diktatörlük edebiyatı üzerinden Sudan’ın tarihi zeminine zarar vermiştir. Bununla birlikte, tek kusurlu o değildir. Ömer Beşir’in kusurları da ayrıca tadat edilmelidir. Bunun dışında Sudan’ın bölünmesinde dış faktörlerinde tesiri vardır. ABD ve benzeri ülkeler petrol havzaları nedeniyle Sudan’ın bölünmesi ve güneyin ayrılması için can atmışlar ve ne lazım gelirse yapmışlardır. Bölücü liderleri cesaretlendirmişlerdir. Dolayısıyla Sudan’ın bölünmesi birçok yanlış faktörün iç içe bulunması neticesinde gerçekleşmiştir. Gazi Tevbe, Turabi deneyimini ve mirasını şöyle değerlendirmektedir: ”1989 yılında Turabi Sudan yönetimini ele aldığında, ülkenin sahip olduğu serveti ve insan gücü hesaba katılarak bölgesinde bir aydınlanma merkezi olacağı umut edilmiştir. Ümmetin dirilmesi için yeni bir hareket ve kalkış üssü olacağı tasavvur edilmiştir. Heyhat! Bu emel ve beklentilerden hiçbirisi gerçekleşmedi. Bilakis Turabi’nin yönetimi Sudan’ın mahvına ve harabına neden olmuştur. Sudan güney ve kuzey olarak ikiye bölünmüştür. Güney Hıristiyan bir ülke olarak kuzeyden ayrılmıştır. Batı Darfur’un zamanla ayrılması da ihtimal dairesinde olan hususlardan birisidir. Şimdi Sudan’da durum bir bütün olarak; Turabi’nin yönetimi aldığı andan daha geriye gitmiştir. Sudan; dini, iktisadi, ırki, sosyal ve kültürel anlamda Turabi’nin yönetimi devraldığı dönemin gerisine düşmüştür. Bu geriye gidişten Turabi birinci derecede sorumludur. Şüphesiz İnkaz Devrimi veya darbesinde Turabi’ye ortaklık edenler de daha az dahi olsa sorumluluğun diğer kısmına ortaktırlar(http://www.aljazeera.net/ opinions/pages/8ace1cc3-fda2-40d1-bd08-5544107f3fda )…” İslamcıların kendi aralarında kavgası netice itibariyle, ülkenin ikiye bölünmesine sebebiyet vermiştir. ‘Bir musibet bin nasihatten evladır’ sırrıyla inşallah bu kötü deneyim bizlere ve bütün İslam alemine ders olur. Zira Malezya’da da Enver İbrahim ile Mahatır Muhammed ve ardıllarının çekişmesi Çinli azınlığı güçlendirmektedir. Turabi gibi Enver İbrahim de doğru veya yanlış karşıtlarını diktatörlükle suçluyor. Lakin bu sonucu değiştirmiyor. Ülkeyi güllük gülistanlık haline getirmiyor. Yanlışları örtmemek lazım ama tedavisinde umumu gözeterek daha hassas davranmak elzemdir. Ve bunu yapanın da azami derecede ihlasla bezenmiş olması gerekir. Şahsi hesapları ülkeyi zayıflatan bir anafora ve çekişme arenasına dönüştürmemelidir. Benlik senlik kavgası iki tarafı da çökertirken; hesapta olmayan terazi dışındakilerine hizmet etmektedir.