Türkiye haritasını elime alıp bakıyorum; işte burası
diyorum, işte burası Gitmekle kalmak arasındaki ince çizgi bir kalınlaşıyor
bir inceliyor. İkide bir yeni bir işe başlıyorum; bütün resmi evrakları
hallediyorum. Gidip ev arıyorum. Emlakçiden değil. Kendim arıyorum. Bir iki
akrabaya diyorum. En önemlisi dostlarıma soruyorum. Ne de olsa onlar benim
nasıl bir evde oturacağımı bilirler. Hâlihazırdaki evi topluyorum. Kitaplar şu
kutuya, dergiler bu kutuya. Amma da kitap alırmışım ha; ne bu böyle felsefeden
şiire, fizikten kimyaya, teolojiden arkeolojiye Mübarekler nasıl da
bereketliler. Şu dergilerin bir kısmını atarım herhalde, atarsın mı herhalde,
yo yo kıyamıyorum ben bunlara, bu kuzucuklara, bu sessizliğin oğlaklarına,
masmavi ormanlara Gidip ev arıyorum hayallere. Gidip doğduğum şehre. Gitsem
yerleşsem yerleşik bir sessizliğe. Harita elimde; doğduğum şehirde oluyorum bir
saniyede, bir salisede hayat başlıyor sevinçle. Sonra, sonra ne!
Hayallerimi elime alıp bakıyorum; şu hiç olmayacak, bu
belki, bunun burada ne işi var yahu, ama şu var ya şu, bunu şöyle bir köşeye
ayıralım. Masmavi mübarek. Yaz günlerinde bir bardak buzlu su gibi. Kış
günlerinde buz gibi havada sımsıcak bir soba. Ne sobası soba mı kaldı; petek,
petek. İçinde bal gibi hayat var! Kör olası hayat. Viran olası hanede sonsuz
vaveyla. Gök kubbenin altında hane, hanenin altında hayat. Yerleşmeye bir
toprak bulamamış. Daire-i saadetlerinde saadet var ama daire yok! Daire Geometriden
bir yorum değil matematikten tek işlem! İşleminiz geçersiz! Geçin bakalım siz,
geçin bakalım benden! Benden geçenler kimseye yâr olmayacak kadar hırpalanmış
düşüncelerdir. Matematikten tek işlem hiç yapılamıyor; yapılmamış evler
ileride, çok uzaklarda, uzaklarda dizi dizi dizili. Penceresi çiçekli,
perdeleri ezgili. Sessizliği dinliyorum hayat kayıyor ayaklarımın altından
evlerle, evlerle birlikte. Birlikten kuvvet doğmuyor; kutu kutu pense!
Sessizlik az sonra geçecek buradan! Neden geçecekse!
Geçmiş olsun geçmiş. Geçmişe geçmiş olsun diyelim. Biraz
hasta da ablası. Arada ateşi çıkıyor. Ateşi arada bir yerde çıkıyor. Çıkış o
çıkış bir daha geri gelmiyor. Ateşini tutup telefonla arıyoruz; aradığınız
sıcaklığa şuan ulaşamadınız tekrar deneyiniz; olmazsa biz size bir dosya
hazırlarız; içerisinde gerçekleşmemiş sayısız hayaller bulunur, sayısız hayal
kırıklıkları, incinmişlikler, sayısız umutlar Hiçbir yerin yerlisi olamamış
geçmiş. Hiçbir yerin tuzu biberi. Hiçbir tuzu kurumamış. Kurumuş elleri
umutsuzluktan. Susuzluktan içerken kederi. İçerken dünyanın seslerini.
Sessizliği bir merdiven gibi. Gökyüzüne!
İşte haritayı elime alıp bakıyorum. Geçmişi doldurduğum
çantanın ağzını bir türlü kapatamıyorum. Ne yapsam bir ağaç yemyeşil
yapraklarını sunuyor. Bir bulut yağmur bekliyor benim gibi. Bir mevsim
günlerini bekliyor. Bir su çok uzak bir yerde, belki de hayallerde, besberrak!
Kalk diyor umut, kalk gidelim. Gidelim, ama nereye! Gelişmiş bir hüzün. Hayatta
tek başına. Tek başına kalmışın. Kalmış gibi kaçırılmış trenlere!
Belki beni bekleyen sabahlar orada öyle ayakta. Çocukluğa
açılmış vapurlarda. Irmaklara gidiyor, ferahlığa. Çalışılmış bir yalnızlıktan
çalışılmamış topluluğa. Kahırlı kahkahalarla. Yepyeni bir harita. Bir masal var
dağlarda taşlarda. Bir türkü var bahçelerde bağlarda. Bir ova var akşamlarda.
Dümdüz, mutlu ama. Dümdüz çayırlar büyüyor baharlara. Karakışlarda hatıralarla.
Tasalanmayan tasarımlarda. Tasarlanamayan tasalarla. Tastamam hayaller orada.
Tastamam dostlarla. Tastamam çocuklar ve akrabalarla. Babalar ve amcalarla.
Canlı ve cansızlarla. Canı emanet canlarla. Canlı yayın heyecanlarla. Kalbe ve
akla. Kaynayan sonsuzluğa!
Adım adım yaklaşıyor hiç yaklaşmamış olan. Hayallerimizin
ucuna kadar geliyor. Orada öyle birikiyor. Bir özlem ki başı dumanlı. Bir
gitmek ki sessiz sedasız. Ama tantanalı. Hadi bakalım topla çalını çırpını. Bir
ateş yakalım kor olsun geleceğe. Gerçeğe bir pencere. Olsun artık olacak her
neyse! Haritadaki sessizliğe.
İnsan doğduğu şehri bu kadar mı özler, özlüyor işte!
Türkiye haritasını elime alıp bakıyorum; burası diyorum, burası! İşte