Bu ülkenin ana sorunu kendini aydın ilan eden bazı okumuşların halka tepeden bakmaları, halkı hiçbir söz hakkı olmayan/olmaması gereken bir sürü gibi görüyor olmalarıdır. Bunlar kesinlikle benim iddiam değil, kendiliğimden böyle bir iddiada bulunmaktan utanç duyarım. Ama ne yazık ki bu memlekette halkı böylesine aşağı bir noktada görenler bu düşüncelerinden dolayı utanç duymuyor, bunu bir de bilimsellik/ilimsellik (bilimden ve ilimden ne anlıyorlarsa) kılıfına sarmalayarak güya iddialarına gerekçe bulmuş oluyorlar.
Özellikle geçtiğimiz günlerde başörtüsü yasağının kaldırılması ile ilgili Anayasa da yapılması düşünülen değişikliğin referanduma götürülmesi isteklerinin ardından yapılan "Bu konunun referanduma götürülmesi kutuplaşma yaratır"şeklindeki açıklamalar da gösterdi ki kendilerini laiklik koruyucusu ilan eden laikçiler halktan korkuyorlar. Çünkü biliyorlar ki onlar halktan farklı bir yerde duruyorlar ve alınacak kararlarda halka gidildiğinde istemedikleri sonuçlar çıkacak. Böyle olunca da demokrasi şarkıları falan söylemeleri yalandan ibaret kalıyor. Eğer halka gidildiğinde kendi arzuladıkları sonucun çıkacağından emin olurlarsa halk baş tacıdır, ama aksi söz konusu ise halk cahildir, hiçbir şey bilmez. Kısacası onlara göre demokrasi halka rağmendir. Ya da halk sadece bu kendilerini aydın kabul eden okumuşların arzusuna hizmet ettiği sürece başvurulabilecek bir vasıtadır, aksi halde ehemmiyeti yoktur.
Ancak artık bu halka rağmen demokrasi taraftartarlarına halkın kesin bir ders vermesi gerekiyor. Halk öyle bir ders vermelidir ki, sizin değil benim istediğim olacak demek durumundadır. Bunun için Anayasa değişikliğinin referanduma götürülmesi, halkın tavrının belli olması gerekiyor. Elbette halkın oyu laikçilerin cebinde olmadığı gibi bizim de cebimizde değildir.. Buna rağmen herkes demokrasicilik oynamaktan vazgeçmelidir. Başörtüsüne serbesti tanıyan (sadece üniversitelerde değil, hayatın her alanında) yeni düzenleme halkın oyuna mutlaka sunulmalıdır. Eğer bu halk ben başörtüsü yasağından yanayım derse kendi kararını kendisi vermiş olacaktır, yok hayır başımın örtüsüne karışmayın ister bağlarım ister bağlamam, nasıl bağlayacağıma da ben karar veririm diyecek olursa buna da her kesim uymalıdır.
Aslında dinin bir hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı, uygulanacak ise nasıl uygulanacağının belirlenmesi kimsenin işi olmamalıdır. Bunu insanlar kendileri belirlemelidir. Ama, ülkemizde böyle olmuyor. İlle de birileri her şeyin belirleyicisi olarak kendilerini görüyorlar ve buna da herkesin uymasını istiyorlar. Kısacası bu ülkede hala hak ve hürriyetler bazı çevrelerin lütfuna bağlı. Bu çevreler bugün canları isteyip bazı hak ve hürriyetlerin uygulanmasına izin verirlerse yarın canları sıkıldığında verdiklerini geri alıveriyorlar. Böyle demokrasi olur mu Olursa buna demokrasi denebilir mi
Görünen o ki bu böyle gitmez, gitmiyor. Bazıları halkı güdülmesi gereken sürü gibi görmeye devam ettikleri sürece bu ülkedeki sistemin adına demokrasi demek mümkün olmaz. Hak ve hürriyetler de teminat altına alınamaz. Başörtüsü tartışmaları bu bakımdan referanduma sunulmak suretiyle halka sorulmalı, nasıl örtüneceğine ya da örtünmeyeceğine halk karar vermelidir. Bu karar verildikten sonra da laikçiler ikide bir ortaya çıkıp insanları azarlamaktan, hakaret etmekten vazgeçmelidirler. Elbette onların gönül rızası ile konumlarını terk etmeleri beklenemez. Kesinlikle konumlarını değiştirmeye razı olmazlar. Ama halka gidilecek olursa referandum bundan sonrası için belirleyici olabilir. Herkes de haddini bilir. Hiç kimse referandum sonrası halka rağmen halk için gibi bir saçmalığı savunamaz. Aslında tüm hak ve hürriyetlere toplum sahip çıkmak durumundadır. Ne var ki topluma bu imkan hiç verilmedi. Hiç olmazsa başörtüsü konusunda bu hak topluma verilmeli ve herkes de artık buna göre tavrını ve konumunu belirlemelidir. Şahsen halkın kendisini sürü gibi algılayan bazı okumuşlara referandumda gereken dersi vereceğine inanıyorum. Eğer laikçiler de inanıyorlarsa meydanlarda etrafa sövüp saymaktan vazgeçsinler referanduma destek versinler.
Hodri meydan!..