İbadetler, Müslümanı değiştirmek, fıtratına uygun

yaşamasını sağlamak içindir. Halbuki Ramazan da yapılan ibadetler Müslümanları

değiştirmemeye odaklanıyor. Bilakis Müslümanlar ibadetleri değiştirmeye,

kendisine uygun hale getirmeye başlıyor. Nefsimizi terbiye etmeyen oruç

açlıktır, susuzluktur. Halbuki oruç göze, kulağa, düşünceye, zihne, kalbe tutturulmalıdır.

Mühim olan içindeki fıtır sadakasıyla, teravihiyle, imsakiyle, iftarıyla,

orucuyla sürekli eğitebilmektir bütün organlarımızı

Ramazan a her sene gelip  bizi 11 ay işlediğimiz

günahlardan ayıran geçici bir ay olarak bakıyoruz. Halbuki o  bir ay, on

bir  ayı inşa etmek için gelir ve bizi yenileyerek hayatımıza devam

etmemizi sağlar. Gezi ve alış veriş mantığıyla günümüzü geçiriyoruz. Halbuki

her gününü bir milat kabul edip Ramazan dan sonrasını da planlamalıyız.

İftar sofraları hem davetliler hem de ikram açısından

toplu israf sofraları oluyor. Halbuki iftar sofraları çok farklı kesimlerle

paylaşılmak içindir. Midemizi ve rahatımızı önceliyoruz. Halbuki kalbimizi ve

gönlümüzü daha fazla açmak durumundayız. Gönül yapmanın önemini bilmediğimiz için

sahura kadar dedikodu yapıyoruz. Halbuki sokakta terk edilmiş yetimin sokak

çocuğunun gönlünü yapalım, mahrum kalmış ülkemize sığınmış göçmenin muhacirin

gönlünü yapalım.

Hayatı sorgulamak yerine hayatı yaşamanın Ramazan

Modu na geçiyoruz. Halbuki, Kur an ın nüzulüne şehadet eden bu ay bize yeni bir

hayat kadar zaman tanımaktadır. Her gecesini kadir bilmemiz gerekirken iki

günün birbirinden farkı olmalı. Gönüller arasında merhamet şebekeleri kurmak

yerine dizi ler arasında dolaşıp duruyoruz. Halbuki dünyadaki Müslümanların

millet olarak bize ve bizim birliğimize çok ihtiyacı var.

Kan ve gözyaşı içinde kıvranan İslam coğrafyasına erzak

paketi kadar el uzatıyoruz. Halbuki kardeşlerimizle aynı sevinci nasıl

paylaşabiliriz, birey olarak her birimize düşen nedir millet olarak bize düşen

nedir diye düşünmeliyiz. Sadece bunu tefekkür ederek dahi oruç tutmak başlı

başına bir ibadettir. Ülke olarak ve İslam dünyası olarak zor bir süreçten

geçiyor, meseleleri mesele bile etmiyoruz. Halbuki bu zor süreçte kendi dini

hayatımızı ve dindarlığımız da gözden geçirmemiz gerekiyor.

Bizi kuşatan bir dünyevileşme içinde debeleniyoruz.

Halbuki canımız kadar aziz bildiğimiz bir dinimiz var. Dinimizden aldığımız

ilhamla dünyevileşmeye teslim olmamanın yollarını aramalıyız. Günlük düşünen

günümüz Müslümanını yarına açan bir iklimdir Ramazan. Şehr-i Ramazan olarak

isimlendirilmesi bu yüzdendir. Bu şehirde yalnız orucu ele alarak bu manevi

iklime gölge düşürüyoruz. Halbuki ne yapıyor olduğun dan daha önemlisi; ne

yapıyor olmamız gerektiği dir.