Türk şiirinin meseleleriyle Türk insanının meseleleri dolaysız bir şekilde ilişkili
Selçuk Küpçük
Edebiyat dergiciliği geleneğimiz bana göre iki büyük başlık altına alınabilir. Birincisi salt ürün dergiciliği, diğeri de poetik bir tavra yaslanan, bu tavrın kuramsal metinlerini ortaya koyan ve edebi bir duruşu ile diğer mevcut dergilerden ayrışan dergiler. Bu anlamda zihinlerimizde iz bırakanlar da daha çok bu tavır dergiciliği alanını dolduranlar olmuştur. Yayın dünyasına bir süre evvel giriş yapan Karagöz de poetik meselelere ilişkin yaklaşımı ve şiir anlayışı bakımından bu tavır dergiciliği geleneğinde ele alınabilecek bir yayın anlayışı ortaya koyuyor. Bugünlerde 7. sayısının çıkışına hazırlanan derginin genel yayın yönetmeni Hakan Şarkdemir ile Karagöz‘ü konuştuk...(S.K)
* Türk Şiiri‘ne son yıllarda bir açılım getirmeyi amaçlayan modern epik poetikaya yaslanan ve bu poetikanın kuramsal metinlerini de ortaya koyan bir dergi olarak yayınına başlayan Karagöz, aynı şiir anlayışını iddia eden diğer dergi(ler)den hangi gerekçeler ile ayrışıyor?
Karagöz, modern epik şiir anlayışına yaslanan bir dergi değil. Her ne kadar dergide bu anlayışın ürünlerine zaman zaman yer veriliyor olsa da, Karagöz‘ün teorik zeminini modern epik şiir beslemiyor. Dolayısıyla, bu şiir anlayışını savunan dergilerle, eğer varsa böyle dergiler, aynı kulvarda yer almadığımızı söyleyebilirim. Kaldı ki modern epik belli bir dönemin değil, belli bir türün şiiri ve dahası biz artık "modern" sözcüğüne dahi kuşkuyla bakıyoruz ve bu kavramı da tartışmaya açıyoruz.
*İlk sayıdan itibaren ileride konu edineceğiniz poetik meseleleri açıkladınız. Bu konuları belirlerken neleri öncelediniz ve amacınız ne idi?
Karagöz, Türk şiiri ilgili olarak belli poetik ve teorik meseleleri bir program çerçevesinde sunan ve ortaya koyan ilk ve tek dergidir. Bu, onun ne yaptığını bilen bir dergi olduğunu gösterir. Derginin ilk sayısından itibaren ilân ettiğimiz günümüz Türk şiirini konuşmak isteğimizi bugüne dek sürdürdük. Biz Türk şiirinin meseleleriyle Türk insanının meselelerinin dolaysız bir şekilde ilişkili olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden şiirin civarındaki değil, merkezindeki meselelerle ilgileniyoruz.
* Karagöz‘ü şiir ve temaşa dergisi olarak sunuyorsunuz. Ama özellikle dosya konusu olarak çalıştığınız bütün alanlar şiir sorunları ile ilgili. Derginizin "temaşa" kısmının şiirin gerisinde kaldığını düşüyor musunuz? Neler söylemek istersiniz bu konuda?
Temaşa sözcüğünü teoriyle birlikte düşünmemiz gerekir. Zira teori sözcüğü, Heidegger‘in de ortaya koyduğu üzere, Grekçedeki "theôrein" fiilinden gelir ve iki kök sözcüğün, yani tiyatro sözcüğünün de kökü olan (theatre) ve "bir şeyin kendini gösterdiği dış görünüş, veçhe" anlamı taşıyan thea ile bu "görünüşe dikkatlice bakmak" anlamına gelen horaô sözcüklerinin bir araya gelmesinden ortaya çıkar. Grekler, "temaşa edenin hayat tarzı" yani bios theôrêtikos ile "eyleme ve üreticiliğe hasredilen hayat tarzı" yani bios praktikos ayrımını yaparlar. Türkçede teori yerine eskiden kullanılan (ki şimdilerde bazıları ne yazık ki kuram diyor) "nazariyye" sözcüğü de benzer bir şekilde "bakma, göz atma", "düşünme" anlamlarını taşıyan "nazar" sözcüğüyle aynı kökten gelir. Bu çerçevede düşündüğümüzde, şiir üzerine yazılan yazılar dahi temaşa kapsamına girer. Dahası dergide şiirler ve teorik yazılar dışında, hikâye, deneme, görsel şiir ve illüstrasyonun yanı sıra, tiyatro, sinema, televizyon dizisi, sergi, kitap ve dergi tanıtımı yazıları da önemli bir yer kaplıyor. Tüm bunlar belli bir denge içinde olmak zorunda. Karagöz, ne yalnızca bir şiir dergisi, ne de bir kültür sanat egzersizi. Biz şiirimizi besleyen ilgilerimizi, kötü beğeninin tuzağına düşmeksizin, belirginleştirmek amacıyla bu tür ürünlere dergimizde geniş bir yer ayırıyoruz. Yani biz, söylediklerimizle hayat tarzımız arasında dolaysız bir ilişki kurmayı önemseyen kimseleriz. Acaba buna örnek bir başka dergi daha var mı?
* Bir dergicilik geleneğinden bahis açarsak (sizce böyle bir gelenek var mıdır, buna katılır mısınız ayrıca), Karagöz bu gelenek içerisinde nerede duruyor ve hangi alanı dolduruyor?
Bir dergicilik geleneği elbette var. Ancak bu gelenek, varsayımsal bir gelenek. Daha doğrusu, edebiyatımızda belli bir geleneğin halefi olduğunu öne süren dergiler var. Böylesi bir gelenek düşüncesine sahip değiliz. Bir dergi tasavvurumuz ve iddiamız var; ama bizi bütünüyle önceleyen örneklerin olduğunu söyleyemeyiz. Yani biz, bizden öncekilerin programını devralmadık. Yine de edebiyatımızda şiirinin temel meselelerini esas alan ve şiire istikamet kazandıran dergilerle bir akrabalığımızın olduğuna inanıyorum. Dergi olarak üzerinde yürüdüğümüz tek zemin Türk şiiri. Karagöz‘ü ideolojik veya düşünsel anlamda belli bir alanın içinde düşünmek isteyenler, böylece derginin etkisini ve gücünü bir şekilde zayıflatmayı amaçlayanlar ya da manipüle etmeye yeltenenler var. Hangi dergiye şiir ve yazı gönderenler tehdit edilmiştir bugüne kadar? Hangi dergi, başka dergilerin varlık ve kapanma nedeni olmuştur? Ya da hangi dergi, bir başka derginin periyodunu, içeriğini ve yönünü tayin edebilmiştir? Karagöz, henüz kimseye sataşmamış olsa da, birilerinin ya gürültü yapmasına ya da seslerinin kısılmasına neden oluyor.
*Ankara‘da artık çok önemli dergiler çıkıyor. Bu dergilerin bir kısmı kurumsallaşma sürecine girdi. Siz de Ankara‘dan çıkan bir dergi olarak bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz. Ankara ve dergicilik ilişkisi nasıl şekilleniyor?
Biz maddi sebepler yüzünden Ankara‘da çıkan bir dergiyiz. Ancak Ankara dergisi değiliz. Derginin şair ve yazar kadrosunda çoğunlukla İstanbullular yer alıyor. Her ne kadar Ankara zaman zaman Türk şiiri içindeki önemli atılımlara, sözgelimi Garip akımına ya da İkinci Yeniye, ev sahipliği yapmış olsa da dergicilik alanında taşranın başkenti olmaktan kendini kurtaramamıştır. Ankara dergileri çoğunlukla hantal dergilerdir. Bu belki biraz da bu şehrin ruhundan kaynaklanıyor. Ankara dergileri yalnızca içerikleri ve yönelimleri açısından değil, görsellikleri ve beğenileri açısından da hantaldırlar. Elbette bu anlamda taşrada ve İstanbul‘da çıkan kimi dergileri kendilerine benzettikleri söylenebilir. Bir de bu dergilerin merkeze oynama gibi bir hevesleri var. Ne var ki bunu şiirle ortaya koymaktan uzaklar. Yani kurumsallaştıkça şiire öncülük etme fırsatını da kaybediyorlar.
* Karagöz isminin çağrışımından neler anlamalıyız? Siz dergi ekibi olarak Karagöz ismine hangi anlam(lar)ı yüklüyorsunuz?
Karagöz, her şeyden önce esprili bir isim. Parodik bir isim yani. Züppeliğe karşı duran bir isim. Üstünde yaşadığımız toprağa ait bir isim. Yerli ya da yerel olmaktan çok, yerinde bir isim. Neyi niçin yaptığımızı bilmeye dönük bir isim. Bu isim bize, hem teorik, hem de pratik anlamda, dünyadaki duruşumuzla, olup bitenler karşısındaki tavrımızla varoluşumuz arasındaki temel bağı hatırlatıyor. Geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki ilişkiyi tesis eden bir bağdan söz ediyor bize bu isim. Tüm bunların farkında olmayanlara karşı üzerimize aldık Karagöz ismini. "Şiirimiz karadır abiler" mısraıyla da bir ilişki kurulabilir pekâlâ. Bu mısraın içine doğduğu şartlara takılı kalanlara, bunu aşmaya yanaşmayanlara karşıyız. Karagöz karakterini, mahalle aptallarının foyasını meydana çıkardığı, züppeye dersini verdiği, entrikacıları kendi tuzaklarına düşürdüğü için seviyoruz. Konuşulamaz, kafaya alınamaz bir karakter çünkü Karagöz.
* Derginiz ürün dergiciliği yerine bir poetik tavrın iddiasını dillendiren duruşun izini sürüyor. Yapılandırmaya çalıştığınız poetik iddia etrafında toplanan şairler mevcut. İddia ettiğiniz poetik damarın ilerleyen süreçte Türk Şiiri‘ne ne gibi açılımlar getireceğini düşünüyorsunuz ve bu anlamda Karagöz nasıl bir görev üstleniyor?
Her şeyden önce Karagöz tek adam dergisi değil. Derginin istikametini Osman Özbahçe ve Serkan Işın‘la birlikte aldığımız kararlar belirliyor. Üzerinde anlaştığımız katı poetik prensipler yok. Ama bizi bir arada tutan, birlikte iş yapmamızı sağlayan birtakım kaliteler konusunda hemfikiriz. Bu kaliteler, neyin şiir, kimin şair olduğunu anlamamıza yarıyor. Bu kaliteler, modern epik şiir, görsel şiir, sağlam ya da mükemmel şiir gibi anlayışlarla sınırlanmıyor. Şüphesiz bu anlayışların savunusunu herkesten çok biz yapa geldik. Şiirlerimizle de bunu destekledik. Ama biz belli bir şekilsellikle oyalanan adamlar değiliz. Genç şairi kolluyoruz, genç kalabilen şairi. Ona dergide ön sırada yer açıyoruz. Bu anlamda günümüz şiirinin enerjisini dergiye taşımak gibi zor bir görev üstlendiğimizi söyleyebiliriz.




