Sâlim ve dostu Ebu Huzeyfe, İslam düşmanlarına karşı yapılan bütün savaşlarda Efendimiz‘in yanında oldu. Bedir günü müşriklerden Umeyr bin Ebu Umeyr‘i, Hz. Salim öldürdü.
Uhud günü okçular yerini terk edip, İslam ordusu dağıldığında, Allah Resulü, müminleri yanına çağırırken, Sâlim orada, Efendimiz‘in yanındaydı. Efendimiz‘in yüzünden akan kanları Sâlim temizliyordu.
Allah Resulü‘nün gönderdiği askeri birliklere de katılan Sâlim, bir seriyye sırasında kumandan Halid bin Velid‘in yaptığı uygulamaları doğru bulmamış, Halid‘in kararlarına cesur bir şekilde karşı çıkmıştı. Onun bu cesareti, haksızlığa karşı koyması ve Halid‘e muhalif oluşu, Efendimiz‘i memnun etmişti.
Tevekkül
Amr bin As, Medine‘de, başka bir rivayete göre ise Tebük seferi sırasında Müslümanların derin bir korkuya kapıldığını, herkesin büyük bir panik yaşadığını gördü. Kendisi de ne yapacağını bilemez bir haldeyken uzaktan Sâlim‘i fark etti. Sâlim kılıcına sımsıkı sarılmış, sakin bir vaziyette beklemekteydi. Amr bin As kendi kendine şöyle dedi: "Gideyim de Bedir savaşına katılmış şu salih kimsenin yanında durayım ve onun gibi hareket edeyim."
Efendimiz Aleyhisselam dışarı çıktığında, müminlerin dehşet içindeki halini ve bu iki sahabinin sükûnetini görünce öfkelendi, insanların yalnızca Allah ve Resulü‘nden korkması gerektiğini hatırlatarak, bu iki sahabiyi bütün orduya örnek gösterdi.
Allah‘a hamdolsun ki Sâlim gibiler var
Salim, Kur‘an-ı Kerim‘i en iyi bilen ve en güzel okuyan sahabilerden biriydi. Sevgili Peygamberimiz onu şu sözlerle anlattı: "Kur‘an‘ı şu dört kişiden öğreniniz: Übeyy bin Ka‘b, Muaz bin Cebel, Ebu Huzeyfe‘nin azadlısı Sâlim ve Abdullah İbn Mesud."
Sâlim, varlığıyla Efendimiz‘i memnun eden müstesna bir kimseydi. Bir defasında müminlerin annesi Hz. Aişe evine gidiyordu. O sırada mescidden muhteşem bir ses yükseldi. Birisi Kur‘an okumaktaydı. Hz. Aişe, okunan Kur‘an‘dan o kadar çok etkilendi ki eve gitmekte bir müddet gecikti. Eve vardığında, Efendimiz, Hz. Aişe‘ye gecikme sebebini sordu.
Hz. Aişe şöyle dedi: "Ey Allah‘ın Resulü! Mescidde bir adam Kur‘an okuyordu. Ben Kur‘an‘ı ondan daha güzel okuyan bir kimse görmedim." Efendimiz merak içerisinde mescide koştu, Kur‘an okuyan sahabiyi görünce Hz. Aişe‘ye şöyle buyurdu: "Bu Sâlim‘dir. Ümmetimin içerisinde bunun gibi kimseleri var eden Allah‘a hamdolsun."
Dağlar gibi sevaplarıyla cehenneme atılanlar
Resul-i Ekrem bir gün Ashabı ile birlikteyken: "Kıyamet günü birçok kimseler Tihame dağı gibi sevaplarla gelirler. Allah Celle ise onların amellerini boşa çıkarır ve onları şiddetli bir şekilde cehenneme atar." buyurdu.
Efendimiz‘in sözlerini dehşet içerisinde dinleyen Sâlim sordu: "Anam babam sana feda olsun ya Resûlullah; biz o kimseleri nasıl tanıyacağız? Seni hak Peygamber olarak gönderen Allah‘a yemin ederim ki, ben onlardan olmaktan çok korkuyorum."
"Ey Sâlim, onlar namaz kılarlar, oruç tutarlar, fakat kendilerine haram bir şey teklif edildiğinde Allah‘tan hiç korkmadan o haramı işlerler. Allah Celle de onların amellerini, ibadetlerini kabul etmez."
Namazını kılan, orucunu tutan ancak haram işlemekten çekinmeyen, namazın ve orucun ruhuna varamamış, haram bir iş teklif edildiğinde yüreği Rabbine olan saygısı sebebiyle titremeyen, haramı helalmiş gibi rahatlıkla işleyen kimselerden olmaktan Rabbimiz hepimizi muhafaza buyursun.
Yalancı Peygamberin karşısında
Allah Resulü vefat ettikten sonra, Arap kabilelerinden pek çoğu İslam devletine isyan etmiş, bir kısmı zekât vermeyi reddetmiş, bir kısmı da içlerinde türeyen yalancı peygamberlere iman etmişti.
Bu yalancı peygamberlerin en güçlü ve en tehlikelisi Yemame‘de bulunan Müseylimetü‘l-Kezzap‘tı. Müseylime, üzerine gelen İslam ordularını mağlup etmiş, her geçen gün artan bir güce sahip olmuştu.
Allah Resulü‘nün halifesi Hz. Ebu Bekir, içkinin, kumarın ve zinanın serbest olduğu, namaz kılmanın gerekmediği bu sahte dini ortadan kaldırmak amacıyla, Allah‘ın kılıcı Halid bin Velid‘i Yemame‘ye gönderdi.
[Devam edecek]





