Özelleştirme yerine sahiplerine verelim
Pancardan şeker üretiminde dünyada söz sahibi olan Fransa, Almanya ve ABD‘nin özelleştirmelerden eli yandı. Şeker fabrikalarını yıllar önce özelleştiren Fransa, bu özelleştirmelerin üretim ve istihdama verdiği zarardan dolayı fabrikaları tekrar devletleştirmek zorunda kaldı. Fransa‘da şeker fabrikalarının yüzde 65‘i kooperatifler tarafından çalıştırılıyor. ABD‘de ise şeker fabrikalarının tamamı kooperatifler bünyesinde üretimlerini sürdürüyor.
Bilindiği üzere, AB‘nde reform sürecine bağlı olarak, 21 olan şeker üreticisi ülke sayısının kademeli olarak 6‘ya düşürülmesi ve rekabet edemeyecek ülkelerin sektörden çekilmeye zorlanması bekleniyor. Türkiye, AB reformunun tamamlanacağı ve AB‘ye üye olacağı tarih olarak belirlenen 2015 yılına kadar maliyetlerini minimize edebildiği, teknolojisini yenileyebildiği, pancar ve şeker üretimine ilişkin mevcut kotalarını koruyabildiği, hatta daha da geliştirebildiği ve pancar üretimini 20 milyon tonlara kadar çıkarabildiği, sektöre devlet desteği sağlayabildiği takdirde, şeker üretiminde dünyanın yıldız ülkesi olacak.
Bu anlamda, çok yüksek bir şeker üretim potansiyeline sahip olan Türkiye, şeker pancarı tarımı ve endüstrisini öncelikle koruması gerekiyor. Türkiye‘nin bu konuda temel hedefi geleceğin yıldız ülkesi konumuna kavuşmak olursa bu hedefine rahatlıkla kavuşabilir. Şöyle ki, ülkemiz yüksek pancar ekim, üretim ve verim potansiyeline sahip. Bunun yanında çevremizde net şeker ithalatçısı olan (yaklaşık 4-5 milyon ton beyaz şeker ve 8-10 milyon ton ham şeker ithal eden) Ortadoğu ve Orta Asya ülkelerine olan yakınlığımız Türkiye‘nin sektördeki avantajını ön plana çıkarıyor. Bundan dolayı şeker fabrikalarını özelleştirerek üretimden elimizi çekmek yerine, bütün gücümüzü şeker tarımına yöneltmeliyiz. Dünyada yükselen şeker fiyatlarını da göz önüne alırsak şeker ihraç etmenin yollarını geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye, bugün ne acıdır ki, çevresindeki net şeker ithalatçısı ülkelere şeker ihraç edemiyor. Örneğin Suriye, şekeri Fransa, Hollanda gibi ülkelerden alıyor.
Şeker-İş Sendikası‘nın Üretici-İşçi-Devlet önerisi neleri hedefliyor?
Bugün gelişmiş ülkelerde, şeker fabrikalarında çiftçi kooperatiflerinin yani üreticilerin etkinliğinin artması, şeker sanayinde salt kar güdüsüyle faaliyette bulunmanın imkânsızlığını ortaya koyuyor. Üreticiyi ve işçiyi dışlayan yapılanmalar ağırlıklı olarak başarısızlıkla sonuçlanıyor. Bütün bunlar şeker sektörüne yönelik olarak atılacak her türlü adımın üretici ve işçi temelinde şekillenmesi gerektiğini gösteriyor. Bundan dolayı pancar üretiminden taviz vermeyen AB ülkeleri ile ABD‘de şeker fabrikaları çiftçi kooperatiflerinin kontrolünde bulunuyor.
Bugün özelleştirme sürecinde bulunan sektörün tekrar hayata dönmesi ve sürdürülebilir bir üretimle yaşatılabilmesi için, öncelikle sektörün tüm aktörleri üzerlerine düşen görevi yerine getirmesi gerekiyor. Çalışanlar, yani şeker fabrikalarındaki işçiler, pancar üretiminin ve şeker sanayinin devamı için ücretler dahil her türlü fedakarlıkta bulunabileceklerini açıkça dile getiriyorlar. Aynı şekilde pancar üreticisi de gelirlerini tümüyle kaybetmemek adına, bu gelirin bir kısmından fedakârlık edebileceklerini gösteriyorlar. İşte bu noktada devletin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekiyor. Devlet, hakemlik görevini üstlenerek kendisinin de içinde olduğu bir yapı ile üretici ve çalışanlarla el birliği yaparsa, sektörün önünde kimse duramaz.
Şeker-İş Sendikası, özelleştirmeler karşısında anlamlı bir hukuk mücadelesi veriyor
Sektörde özelleştirmenin başladığı 2000 yılından buyana sürdürdüğü hukuk mücadelesi ile dikkatleri üzerine çeken Şeker-İş Sendikası, özelleştirmelere ilişkin kaygılarını tüm kamuoyu ile paylaşmış, olası bir özelleştirme durumunda meydana gelebilecek risk ve tehditleri, ülke ekonomisinin alacağı yaraları, sektörün geleceğine yönelik endişeleri bütün gerçekliği ile ortaya koyması ile biliniyor. Şeker-İş Sendikası‘nın verdiği hukuk mücadelesinde yargı tarafından sürekli haklı görülmesi de sektörde oynanan oyunu gözler önüne koyuyor.
Özelleştirme İdaresi‘nin ısrarla vazgeçmediği şeker sektöründeki özelleştirme süreci şu aşamalardan geçti:
Türkşeker, 2000 yılında IMF‘ye verilen ‘Ek Niyet Mektubu‘ sonucunda özelleştirme kapsamına alındı. Özelleştirme Yüksek Kurulu, 2003 yılında aldığı kararla sektördeki özelleştirme yol haritasını belirledi. 2004 yılında 7 adet üçlü, 1 adet dörtlü portföy halinde özelleştirilmesine karar verildi. 2004 yılı özelleştirme programı 11 Şubat‘ta açıklandı. Ardından Amasya, Kayseri ve Kütahya şeker fabrikaları hisselerinin satışı için ihaleye çıkartıldı. Amasya Şeker Fabrikası‘nı Amasya Pancar Ekicileri Kooperatifi, Kütahya Şeker‘i ise Torunlar Gıda Sanayi aldı.
2004 Aralık ayında Bakanlar Kurulu kararıyla Şeker Kurumu kapatıldı. Şeker-İş Sendikası‘nın hukuk mücadelesi Şeker Kurumu‘nun kapatılmasıyla farklı bir boyut kazandı. Bakanlar Kurulu‘nan kararını hemen Danıştay‘a taşıyan Şeker-İş Sendikası, mahkeme tarafından haklı bulunarak Şeker Kurumu‘nun tekrar açılmasını sağladı.
2005 yılında özelleştirme yol haritası revize edildi. Özelleştirme hazırlık süresi 2006 tarihine kadar uzatıldı. Bu sürede Kayseri Şeker Fabrikası‘nın kamu hisseleri satış suretiyle özelleştirildi. Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş‘de bulunan kamu hisselerinin özelleştirme programına alınmasına karar verildi. Nitekim 2005 yılında Adapazarı Şeker Fabrikası A.Ş‘de bulunan yüzde 94.09 oranındaki idare hissesi blok satış yöntemiyle Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi‘ne satıldı.
Öte yandan 2005 yılında şeker fabrikalarını özelleştirme çalışmalarına hız verildi. Bu doğrultuda danışman firma olarak belirlenen ve Oyak Yatırım Menkul Değerler A.Ş, Rabo İnternational Advisory Services B.V ve ED




