Dolu dizgin arap atının üzerinde dünyayı atının nallarında ezen ama önüne düşen bir gülü ezemeyen terkisinde yükü misk bir şafak süvarisi Osmanlı akıncısının gözlerindeki zafer muştusuyla. Diziyorum harfleri mürekkebi gül olan kalemimle ard arda.
Gülleri yitirmek üzere olduğumuz şu mevsimlerde sizlere satırlarımla da olsa gül koklatmak istedim. Sevgimi buket yaptım ve yüreğimi sizlere sunuyorum. Yitirsek de baharı avuçlarımda körpe duyguları kırağı çalmamış yeni filizlenmiş umutlarımı sunuyorum. Kabul buyurur musunuz?
Güllerle başladık gülleler sürdürelim satırlarımızı. Hangi renk gülü seviyorsunuz? desem cevabınız çeşitli olabilir. Peki neden seviyorsunuz gülleri, desem eminim bir çok göz bir noktada sabitleşip göz bebeklerine hücum eden yağmur yüklü bulutlarla onu hatırlattığı için diyecek. Yani sevginin Efendisi teşbihi gül, teri gül, yüzü gül o Nebiyi hatırlattığı için.
Güllerin kokularının ve renklerinin de bir öyküsü olduğunu biliyor muydunuz? İlk önce renklerin dilinden bahsedelim.
Kırmızı gül rengini, Nebi yeryüzünde ilk adım attığında almış. O aşktır. O sevdadır, rengi kandır. Pembe gül, o Nebi‘nin Mirac‘ın efendisinin Sidretül Münteha‘ya yollandığında almış rengini. Pembe sevginin rengidir. Pembe Miraç‘tan beklenenlerin rengidir.
Sarı gül, o Nebi‘nin ardından el sallar. O hüznü haykırır, o hasreti konuşturur renginde. Sarı hüzündür, sarı gözyaşıdır, sarı ayrılıktır, gülün dilinden. Beyaz mı beyaz gülleri ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Onu gözyaşlarında bulabilirsiniz. Onun lisanı beyazdır, mekanı Hak için akan yaşlardır.
Peki kokuları ne anlatır güllerin? Kanında güllerin mesken tutuğu yiğitler vardır. Yesrip güllerini şehadet ibriğiyle sulayanlar vardır. Bir Bedir günü kılıcını kuşanmış, yiğit bir sabahaddin ayağının dibine düşen kandır. Onun Firdevs cennetlerinde omuzlarında taşıyan kırmızı bir güle sinmiştir kokusu. O cennet kokar. Teşbihi Efendimizin önünde etten kemikten duvar olanların rayihaları vardır kırmızıda .
Uhud‘da yitik okçuların ardından seslenir. Ganimet arzusuna boyun büker beyaz gül. O bekleyiştir, kefenleriyle ölüme koşanların dilidir. Onda Ebva‘da esen rüzgarın kokusu vardır. Hendek günü Selman‘ın ellerinde biter pembe güller. Talha‘nın kan sızan bileklerinden haber verir. Pembe gülün kokusuna naif bir sevda sinmiştir.
Ne yazıkki, altı mevsimdir arzı ziynetlendiren güllere güz gülleriyle Hazal değmeye başladı. Her fani gibi güllerin de ecelinin geldiğin haber veriyor güz. Şimdi renklerin şereflendiği güllere bir hasrettir ki başlayacak. Düşünüyorum gül mevsiminde geldiğim şu dünyamızda bir gül mevsiminde ölmek nasip olur mu?
(S. İkbal, Sena, 1995)
Sapsarı bir yalnızlık
Herkesin her şeyin kaybolmasına ya da terk edişlerine alışırsın, kabullenirsin de, değer verdiğin insanların seni yalnız bırakmasına katlanamazsın. Çünkü onlar senin için önemlidir. Bazen kalbini kırsalar da yokluklarını düşünemezsin onların. Eğer sevdiklerinden uzak kalırsan geriye yalnızlık gerçek yalnızlık sapsarı bir yalnızlık kalır.
Eline kalem kağıt aldığında yazacak hiç bir şeyinin bulunmaması, sitem edecek birinin olmaması yalnızlığını daha da büyütür.
Sapsarı yalnızlık nedir peki? İnsanlar içinde yalnız kaldığını yanında kimselerin olmadığını hissetmendir. Ben bu türden yalnızlıkları renginden tanırım. Sapsarı bir yalnızlıktır.
Saide Yılmaz (Konya)
Çok zaman alıyor
Bir okurumuz, "çok fazla dağınık olduğum için, çalışırken çok zorlanıyorum, dini bir konuda araştırma yapıyorum kalktığımda iki gün masayı topluyorum" diye yazmış. Bazı insanlar çalışırken etrafı savaş meydanına çevirirler. Mesela yemek yaparken, soğan kabuklarını etrafa atarlar, baharatlar ortadadır, doğranmış sebzeler dağınıktır arka tarafta poşetlerin içinde durur. Yemeği ocağa koyduklarında ortalığın toplanması epey vakit alır. Bu bir zaman kaybıdır. Zamanı verimli hale getirmek ve dağınıklığa zemin hazırlamamak için, biraz sonra yapılacak işleri vaktinde yapmalıyız. Bir de evdeki her eşyanın bir yeri vardır aldığımız, kullandığımız bütün eşyaları yerine koymamız gerekir. Yerinden oynatılan eşya ortalığa saçıldığında bunun üstesinden gelmek oldukça zordur.
Dağınık hanımların en büyük sorunu, kullanılan eşyaları yerine koymamak ve işleri ertelemektir. Oysa ertelenen işler gittikçe büyüyecek ve daha fazla vakit alacaktır. Bu nedenle hepimizin, dağınıklığın verdiği zararları bilmemiz ve düzenli olmanın getirdiği avantajların farkına varmamız gerekir.
İnsanda iyiye meyil vardır
Çocuklara bir şeyler öğretirken onların kişisel farklılıklarını ve eğilimlerini dikkate almak gerekir. Çünkü her insanın kendine özgü bir öğrenme ve algıma şekli vardır. Kur‘an bu farklılıkları şöyle ifade eder: "De ki, herkes yaratılışına göre davranır. Rabbiniz kimin en doğru yolda olduğunu bilir" (İsra, 84) Burada Yüce Allah, Efendimize hitapla "herkes iradesini nereye çevirirse ona muvaffak olur" demektedir. Kişinin niyeti kötü olursa, ondan kötü hareket hasıl olur, iyi olursa ondan da iyi şeyler ortaya çıkar. İnsanın farklı özellikler taşıdığını ifade eden bir ayette şöyledir: "Sizi yeryüzünün halifeleri kılan size verdiği nimetler hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan odur" (Enam 165)
Bütün bunlardan anlıyoruz ki, insan hem iyiye hem de kötüye meyleden bir varlıktır. Allah insanı iyiye, doğru yola teşvik etmektedir. Bunun için kitap ve peygamberler göndermektedir. Buradan da anlaşılıyor ki, insanın terbiye edilmesi için bir yol göstericiye bir öğretmene ihtiyaç vardır. Her çocuğun eğitime ihtiyacı vardır ve ebeveynler bu ihtiyacı uygun şekilde karşılamalıdır.




