Küreselleşme ekseninde yer alan bütün toplumlar, biz ruhunu yavaş yavaş kaybediyor. İnsanlar bencilleşerek kendi kabuklarına çekiliyorlar. Bu da pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Özellikle aile derin yara almış durumda. Aileyi bir arada tutan dinamikler zayıflıyor. Sanayi toplumuları, aileyi bir fayda zarar ilişkisi bağlamında ele alıyor ve çıkarlarının uyduğu yerde önemsiyor menfaati bittiğinde de değersiz bir eşya gibi fırlatıp atıyor. Ekonomik seviyesi yüksek Avrupa ülkelerinde boşanmalar hızla artıyor, evlenen iki çiftten biri boşanıyor. Buna karşın evlilik dışı ilişklier artıyor ve gayri meşru çocuklar toplumun yarası olarak ortaya çıkıyor. Evlilik dışı ilişkilerin önüne geçemeyen toplumlar, sorunun temeline inmek yerine, yüzeysel çözüm önerileri üzerinde duruyorlar. Gençlerin durumu ise daha da vahim. Sınırsız özgürlük talebiyle gündeme gelen gençler ebeveynleri özgürlüklerinin önünde bir engel olarak görüyorlar. Bu da aile ile genç arasına mesafeler örüyor. Ayrıca, gerekli gereksiz sürekli harcamalar yapan ve kılık kıyafetiyle sahip olduğu eşyalarla varoluşunu sergilemeye çalışan gençler büyük bir bunalım ve çıkmaza sürükleniyor. Bu toplumlarda aileler çocuklarını on dört on beş yaşlarına geldiğinde kaybediyorlar. Çocuk bedenen aile ile ayın ortamda kalıyor ancak ruhen uzaklaşıyor, aileden kopuyor. Aile fertleri arasındaki uçurum gittikçe büyüyor ve aynı ortamda yaşayan bireyler birbirlerine yabancılaşıyorlar.

HEPİMİZ BİR AİLENİN ÜYESİYİZ

Hayırlı evlatlar yetiştirmek için, hayırlı aileler oluşturmalıyız...

Aile eğitimin önemini ve çocukların ancak bu sayede korunabileceğinizi bilmeliyiz.

Aileyi desteklemenin bir sorumluluk olduğunu unutmamalıyız.

Ailemizde sevgi ve saygı unsurlarını yeniden yeşertmeliyiz.

Yakınlarımıza vakit ayırmalı ve onların düşüncelerine saygı göstermeliyiz

Çözüm odaklı olmalı ve sorunlarının çözümüne katkı yapmalıyız.

Akraba ilişkilerine önem vermeli maddi manevi onların yanında olmalıyız.

Cocukların eğitimi konusunda sorumluluk almalı ve ebeveynlerimize destek olmalıyız.

Aile içinde paylaşımı arttırmalı ve birlikte geçirdiğimiz vaktin içini doldurmalıyız.

Anne babalarımıza karşı hürmette kusur etmemeliyiz.

Çocuklarımıza sevgiyle yaklaşmalı ve hayatı tanımaları konusunda onlara yardımcı olmalıyız.

ÇOCUKLAR YAŞAYARAK ÖĞRENİRLER

Çocuk bazı şeyleri hayatın içinde deneyimleyerek öğrenir. Mesela, kardeşine vurduğunda anne baba tarafından uyarı alır ve çocuk vurmanın kötü bir şey olduğunu öğrenir. Ya da, parkta oynarken annenin uyarılarına rağmen yüksekten atlamaya kalktığında düşer ve bir daha bu davranışı yapmaz. Anne babalar, çocukların deneyimleri hakkında duygu ve düşüncelerini sormaları ve onları yönlendirmeleri gerekir.

TAKLİT YÖNTEMİ

Çocuklar öğrenme dağarcıklarını geliştirirken, büyükleri taklit ederler. Anne babanın davranışlarını taklit eden çoc öğrenir. Dolasıyla büyüklerin çocuğa doğru örnek olmaları ve yol göstermeleri önemlidir.

SOSYAL ÇEVRE ETKİLİ

Anne baba küçük yaşlarda çocuğu bilgilendirir ve hayata hazırlarlar. Okul çağında ise çocuk bu sürece arkadaşlarını ve öğretmenlerini de katar. Öğretmen çocuğun örnek aldığı önemli kişidir. Anne babanın uzantısı olarak gördüğü öğretmeninden güç alır ve ona güvenir.

Çocuğun öğrenme kapasitesi oldukça geniştir. Dolayısıyla aile ve öğretmen çocuğun bu kapasitesini iyi değerlendirmeli ve bilgilendirmeli onu seçim yapabilmesi için cesaretlendirmelidirler. Sosyaleşme üç yaşından sonra başlar ve çocuk arkadaşlarıyla oynayarak hayatı deneyimler. Okul çağında ise buna çevre ve arkadaşlar da dahil olur.

Çocuğunuzun öğrenme şeklini biliyor musunuz?

BAZI ebeveynler büyük oğlum çabuk öğrenenbir çocuk küçüğümde ise bunu göremiyorum diye yakınırlar. Oysa her çocuk kendine özgüdür ve kendi özellikleri dahilinde değerlendirilmelidir. Derslerle ilgili sorunları olan çocuklar, ailenin desteğine ihtiyaç duyarlar. Burada aile öncelikle çocuğun öğrenme tarzını öğrenmelidir. Genellikle çocukların öğrenme biçimi üç katagoride değerlendirilir:

DOKUNSAL ÖĞRENME: Bu çocuklar diğerlerine göre daha yavaş hareket ederler ve içe kapanıktırlar. Pek konuşmazlar ve ders çalışırken müzik dinlemeyi severler, somut olarak gördükleri şeyleri pek unutmazlar. Dolayısıyla bu çocuklara somut örnekler vererek anlatmak ve çalışma tarzını bu şekilde düzenlemek gerekir. Dersten çabuk sıkılan çocuk sık sık ara verebilir aile bu konuda çocuğa anlayış göstermelidir. Ayrıca bu çocuklar, not tutarak yazarak daha rahat öğrenirler. Ailenin çocuğa not tutturması ve özet çıkarması için yönlendirmesi gerekir.

İŞİTSEL ÖĞRENME: Bu çocuklar, kelimelere yoğunlaşırlar ve işittiklerini pek unutmazlar. Grup çalışmalarında daha verimli sonuç alırlar. Küçük bir sesten rahatsız olurlar, sessizliği severler. Grup çalışmalarını tercih eden bu çocuklar verimli sonuçlara ulaşabilirler.

HEM GÖRSEL HEM İŞİTSEL ÖĞRENME: Bazı çocuklar ise hem görsel yeteneklerini hem de işitsel yeteneklerini kullanarak öğrenirler. Bu çocuklara, rahat ders çalışabilecekleri ortamlar hazırlanmalı ve grup çalışmalarına yönlendirilmelidirler. Aile çocuğun öğrenme şeklini belirlemeli ve buna göre yeni bir program hazırlamalıdır.

Muhabir: Haber Merkezi