Elimin altında, Osmanlı’nın son yıllarında okullarda ders

kitabı olarak okutulmak üzere hazırlanmış ve 1928 yılında basılmış olan Yeni

Güzel Yazılar kitabının II ve III. ciltleri var. Bunlar bize İstanbul

İmam-Hatip Okulu’nda okurken -kaçıncı sınıfta olduğumu tam olarak

hatırlamıyorum- dağıtılmıştı.

Osmanlıca öğrenmek veya geliştirmek için oldukça verimli

ve zevkli bir özelliğe sahip olan bu kitapların gözümün önünden kaybolmasını

istemiyorum. Hatta bir ara -özellikle akşamları- bu kitaplardan bir bölüm

okumadan yatmıyordum.

Üçüncü cilt Mehmet Akif’in “Çanakkale Şehitleri” adlı

şiiriyle başlıyor. Hemen ardından aynı şiirin Mehmet Akif’in el yazısıyla

yazdığı hattı dikkatimizi çekiyor. Devamında “Çanakkale Şehitleri Hakkında” alt

başlığında şiirin konusu hakkında bilgi verildikten sonra, içinde geçen bazı

kelimelerin açıklamaları yapılıyor. Bunlarla da yetinilmemiş, “Vazife” başlığı

altında, “Bir hilâl uğruna yâ Rab, ne güneşler batıyor ne demektir ” vb.

sorulara cevap verilmesi, şiir ve şiirde geçen kavramlarla ilgili deneme

çalışması yapılması isteniyor.

Şiir, hikâye ve nesir türlerinden seçilen örnek

metinlerle, bireyin iç dünyasına ve sosyal hayata dönük bağlantılar kurulmaya

çalışılmış, böylece yazarların açtığı ufuklardan daha ilerilere gidebilmek için

kapıların aralanması isteniyor. Ayrıca metinlerde geçen kelimelerin kökenleri

ve anlamları söz konusu edilerek öğrencide dil hassasiyeti oluşturulmaya

çalışılıyor.

Seçilen metinlerin, o dönemin yaşayan edebiyatçılarının

en güzel eserlerinin olmasına özen gösterilmiş, onlar kendi içlerinde

değerlendirmelere tâbi tutulmuş ve metin merkezli edebî türler hakkında

bilgiler verilmiştir. Oldukça güzel örneklerin seçildiği kitap, aynı güzellikte

de tanzim edilmiş!

O günün şartlarına göre hazırlanmış olmasına rağmen, aynı

kitap bugün Latinize edilip öğrencilerin istifadesine sunulsa, çok daha faydalı

ve verimli olacağını düşünüyorum. Güzel Yazılar adlı ders kitabında, “fikir”

denilen insanî olgu özellikle öne çıkarılıyor. Gerçekten kitabın bir ruhu var.

Ders kitabının bir ruhu olmalı ve “yeni fikir”lerin üretilmesine kapı

aralamalıdır.

***

Birkaç gündür “küreselleşme” konusu zihnimi meşgul edip

duruyor. İletişim vasıtalarının iyice küçülttüğü dünyamız, “yeni dünya düzeni”

adı altında tek bir anlayışa, tek bir merkezden idare edilmeye doğru ivme

kazandırılmak isteniyor. Kendi adıma söylüyorum, ölümü gösterip sıtmaya razı

etme görüntüleri zihnimi bulandırıyor. Sürekli olarak “yapay ihtilâf”ların

körüklenmesi bunun tipik bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Fitne hiç boş durmuyor, fakat fitneye karşı da herhangi

bir çözüm arayışı içine de girilmiyor. Aşağıda ifadesini bulan cümleler söz

konusu ettiğim ders kitabında yerini alırken, fitnenin veya onun karşısında

olması gereken “düşünce”nin bir karşılaştırılması veriliyor. “Akılsız dostun

olacağına akıllı düşmanın olsun!” fikri veya “yüzeyselleşmektense derinleşmenin

ne kadar önemli olduğu düşüncesi”nin öne çıkarıldığı bu metin ilgimi çektiği

için paylaşmak istedim. Hiç kuşkusuz metnin mesajı kadar dilinin sadeliğine de

oldukça dikkat çekici!

“Bazı yazılarda az kelime kullanıldığı halde çok mana

bulunur. Meselâ Fikirler yükseldikçe aralarında ihtilâflar çoğalır ve

ittifaklar kuvvetlenir.’ Bu sözü anlamaya çalışalım. Afrika ortalarında birçok

kabile vardır. İhtiyaçları pek mahduttur. Hayatları yeknesak geçer. Taşıdıkları

fikirlere bakınız: Yekdiğerinin aynıdır. Birini ötekinden yaşayış, düşünüş,

davranış farklarına göre ayırmak kabil olmaz. Yani fikirleri aşağı mertebede

bulunduğu için arlarında kafaca ihtilâf yoktur. Bir de iki büyük filozofu

düşününüz: Dimağlarında uçurumlar hâsıl olmuştur. Birinin ak dediğine diğeri

siyah hükmünü verir.

Siyasî ahlâkı yükselmiş parlamentolarda muhtelif fırka

adamları birbirine büsbütün zıt fikirler iddia ederler. Yani aralarında ihtilâf

çoktur. Lâkin ahlâk prensiplerine kıymet verenlerin indinde samimi kanaatler

hürmet görür. Herkes tabiata, cemiyete kendi zaviyesinden bakar. Arada yalan ve

nifak bulunmadığı için, farklı fikir taşıdıkları halde pekâlâ dost olabilirler.

Medenî terbiye görmüş memleketlerde vatanın tehdit ve tehlike altında kaldığı

tahakkuk edecek mukaddes ittifak’ların kolayca kurulduğunu hatırlarız.

Aralarındaki ihtilâfın onda birini geri kalmış, asrî

teşekküllerini ikmal etmemiş memleketlerin halkına veriniz. Nasıl umumi ölüm

muvacehesinde bile birbirinin gözlerini çıkarırlar. Anlamaya çalıştığımız

ibarenin manası budur. Çok şey düşünülerek yazılmış fikirler, iki ufak cümlede

itina ile hulâsa ve teksif edilmiştir. Bunda muhakemeye ait bir icaz’ vardır”

(Süleyman Şevket, Yeni Güzel Yazılar, III, 5. baskı, İstanbul: Hilâl Matbaası,

1928, s. 129–130).

Güzel bir yazı ve güzel bir kitap kişiyi, kişi de

“hayat”ı güzelleştirir. Hiç kuşkusuz güzel bir hayat için “güzel yazılar

yazmak” ve yazılan bu “güzel yazı”ları okumak, hayata “güzellik” penceresinden

bakmayı sağlar. Güzelliklere katkı sağlayanlar hayırla anılmayı hak ediyorlar.