Sunuculuk, spikerlik, televizyon ekranlarında bir şeyler sunabilmek çok zor ve zahmetli iş. Haber merkezinin akşama kadar binbir emekle ve zahmetle yazdığı haberleri promptere döşeyerek, oradan okumak elbette kolay. Zor olan iş, irticalen bir şeyler anlatabilmek, konuşabilmek, sorabilmek Konuları açabilmek, sohbeti bir noktadan başka bir noktaya taşıyabilmek. Bu bağlamda televizyon ekranlarımızın gaf şampiyonu, haberlere sulu ve cıvık magazin enjekte ederek zihinlerimizi zehirlemeyi başarabilen anchourman Reha Muhtar dır herhalde. Onun, "Acı var mı acı " "Tüneli kaçmak için mi kazmışlar " şeklindeki zihinlere kazınan cümlelerini kim unutabilir
Sunuculuk, spikerlik bir kültürel birikim ve zeka işidir. Dünyayı okumak işidir Genel kültür işidir Daha önce yazdığımı hatırlıyorum. Çok tanınan bir sunucumuz üzüntüyle ve ekranların kimlere kaldığı gerçeğine parmak basmak için bize anlatmıştı. Şöyle bir tablo: Özel televizyonların gümbür gümbür hayatımıza girdiği dönemlerde, sürekli klip dönen bir televizyon ekranı. Ekranda bir VJ kızcağız Sağdan soldan istek alıyor Önüne bir anda bir faks konuluyor Faks ta harika bir şiir Kızcağız şiiri, baştan sona okuyor Tabi, şiirin sonunda bu şiirin sahibi olan isim de yazılı: Ümit Yaşar Oğuzcan. Kızcağız başlıyor saçmalamaya, "Ne harika bir şiir yazmış arkadaşımız Bundan sonraki parçamızı, bu şiiri bizlere gönderen Ümit Yaşar Oğuzcan a gönderiyoruz". Güler misiniz Ağlar mısınız
Ekranlarda kendisine has üslubuyla parsayı toplayan Seda Sayan ın düştüğü bir tongayı da hatırlatalım: Seda Sayan: Bir sabah elleri belinde programını sunuyor. O sırada bir canlı bağlantı olur ve Sayan sorar: Alooooo kiminle göröşüyoruz
- Ben Mustafa
-Naber lan Mustafa. Nerden arıyosun bizi
- Şişliden. Ne iş yapıyon lan Mustafa
- Belediye başkanıyım!!! (Arayan Mustafa Sarıgül dür)
Güler misiniz Ağlar mısınız
Çok daha acı ve bizleri hüzünlere sevkeden, ekranların kimlere kaldığını gösteren bir örneği geçtiğimiz günlerde bir yarışma programında izledik. Sunucu, Selena dizisinde çocukların beyinlerini sulandıran bir rolü de oynayan Sinem Kobal. Çin den iki dansçı gelmiş İkisi de özürlü. Birisinin bacağı, birisinin kolu yok. İkisi de hemen hemen aynı yaşlarda iki dansçı Çevirmen kız anlatıyor "Birisi 4 yaşında, birisi 19 yaşında kaza geçirmiş" Sinem Kobal şöyle bir soru soruyor: "İkisi de aynı anda mı kaza geçirmiş "
Güler misiniz Ağlar mısınız İşte bu sebeple, televizyon ekranlarımızda "ağzından çıkanı kulağı duyan" sunucu sayısı, parmakla bile sayılamayacak kadar az.
En iyi sunucu diye Mehmet Ali Erbil in kendisini göklere çıkardığı bir memleketin televizyonlarının halini düşünmeye gerek var mı