DTP konusunda Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan ters düştüler. Hem de Cumhurbaşkanı Gül ün DTP lileri kabulünden sonra yaptığı açıklamanın hemen ardından Başbakan Erdoğan ın  "DTP liler PKK terör örgütüdür demedikleri sürece onlarla görüşmem" açıklaması gösteriyordu ki devletin zirvesinde DTP konusunda ciddi görüş ayrılığı bulunuyor. Kaldı ki aynı Erdoğan ın aynı günlerde Güneydoğu ya yönelik ekonomik ve sosyal bir paketin uygulamaya konulacağına dair açıklaması da medyada yayınlanıyordu. PKK nın sadece silahla bitmeyeceği hususunda Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan aynı görüşü paylaşıyorlardı. Bunun içindir ki meseleye silahın yanında ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan da çözüm bulunması gerekiyor, hatta bazı çevreler meseleye silahlı çözüm bulmaktan çok siyasal ve çözüm araması gerektiğini ileri sürüyorlar.

Şahsen terörün kökünün kazınması hususunda ekonomik, sosyal ve siyasal çözümün önemini paylaşıyorum. Ancak, askeri harekatlarla çözüm bulunmayacağı düşüncesine katılmıyorum. Söz gelimi sınır ötesi operasyonun başlangıcında yazdığım yazılarda harekatın PKK nın kökünü kazımaya yetmeyeceğini yazdım. Bu yazdıklarım kendimle bir çelişkinin ifadesi değildi. Çünkü yazımda kara harekatı Irak ı işgal etmiş olan ABD ve Irak ile birlikte yapılmadığı sürece istenen sonucu vermeyeceğine dikkat çekmiştim. Herkes bilir ki Türkiye den yapılacak bir hava ya da kara harekatı ile  teröristler saklandıkları yerlerden aşağı inerek şehirlerde halkın arasına karışacaklardır. Halkın arasına karışmış bir teröristi de sivillere zarar vermeden askerimizin bulması mümkün olmayacaktır. Böyle de olmuştur. Bunun için askeri harekattan kesin sonuç alınmasının Türkiye Kuzey den ilerlerken içeriden de ABD ve Irak askerlerinin terör örgütüne ait alanları çevirmesi gerekiyordu. Bu yapılmadığı sürece sonuç almak mümkün değildi. Bunu söylerken kara harekatının hiçbir işe yaramadığını söylüyor değilim elbette.

İşe yaramıştır ama terör örgütünü devre dışı bırakamamıştır. Bunda  en büyük pay da ABD ve Irak yönetimine aittir. Bu gerçeği tespit ettikten sonra esas konuya yani Cumhurbaşkanı ile Başbakan ın birbirine ters düştüğü konuya geçmek istiyorum.

Cumhurbaşkanı Gül halkın seçtiği ve Meclis te grubu bulunan bir partiyi kabul etmek ve görüşmenin görevinin gereği olduğunu vurguluyor ve "Ben her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının Cumhurbaşkanıyım" diyordu. Bu söze karşı çıkmak mümkün değil. Ancak, Başbakan ın DTP liler PKK yı terör örgütü olarak nitelendirmeden görüşmesinin mümkün olmayacağını söylemesi ortaya çelişkili bir durum çıkartıyordu.

Eğer terör olayına Başbakan da siyasal, sosyal ve ekonomik bir çözümden yanaysa böyle bir açıklama yapması sanki biraz iç politikaya dönük gibi görünüyor. Özellikle muhalefetin terör olayına ekonomik, sosyal ve siyasal çözüm bulunmasına karşı çıkmalarının kamuoyunda AKP nin taraftar kayıbına yol açabileceği düşüncesiyle Başbakan ın böyle bir tavır sergilemiş olduğu düşüncesi akla geliyor.

Ancak eğer terörün kökünün kurutulması için bir takım ekonomik ve sosyal adımlar atılması gerekiyorsa bunun istenen sonucu verebilmesi için iktidar ve muhalefeti ile tüm partilerin desteğine ihtiyaç vardır diye düşünüyorum.

Terörün kökünün kazınmasına en büyük engel partilerin olayı iç politika malzemesine dönüştürmesidir. Bu işin oy hesabına feda edilmemesi gerekiyor.

Bu arada özellikle yurt içindeki teröristlerin etkisiz hale getirilmesinin mümkün olduğunu, bu yapılmadan sınır ötesi ile uğraşmanın fazlaca bir anlamı olmadığını son harekat bir kere daha gösterdi. Sınırlarımız içindeki teröristleri temizleyip, sınırlarımıza sahip çıkabilirsek, yani sızmaları engelleyebilirsek terörün kökünün ekonomik, sosyal ve siyasal tedbirlerle kurutulması mümkündür. Ancak, içerideki silahlı militanlar temizlenmeden, sınırlarımıza hakim olamadan terör olayı ile daha uzun yıllar yaşamaya mecbur kalırız.