Yürekler yanıyor, acılar giderek daha da büyüyor, büyüyor. Acı ve sevinç insana özgü bir duygu. Yaşadığımız sürece bazen gülecek bazen  ağlayacağız. İnsan olmamız bunu gerektiriyor. Acımızın sebebi yıllarca birlikte yaşadığımız insanların  işlediği cinayetler olunca daha da dayanılmaz hale geliyor. Özellikle de vatanımız üzerinde hesabı ve planı olan bazı ülkelerin desteği ile cinayetlerin işlenmesi karşısında 20 yılı aşkın bir süreden beri terörün ve teröristlerin kökü kazınamıyor olması  üzerinde durulması gereken bir başka gerçek.Ve bu gerçeğin karşısında ülkemizi yönetenlerin bizim bildiğimiz bu gerçeği bizden daha iyi biliyor olmalarına karşılık terörü destekleyen ülkeleri hâlâ dost ve müttefik, hatta bununla da yetinmeyip stratejik müttefik ilan ediyor olmaları üzüntümüzü daha da artırıyor.

Elbette başta ABD olmak üzere teröre destek veren ülkelerle ilişkilerin bir takım nitelendirmelerle sürdürülmeye çalışılmasının çeşitli sebepleri olabilir. Söz gelimi bu ülkeyi 420 milyar dolar borcun altına sokanların kendi kendilerini düşmanlara mahkum etmiş olmaları üzerinde durulması gerekiyor. Elbette acılarımızı seslendireceğiz, bağıracağız, çağıracağız ama bunun terörü önlemeye yetmediğini unutmamalıyız. Bu ülkeyi yönetenler artık gerçek dost ve düşmanlarını belirlemek durumundadırlar. Düşmanları dost, dostları düşman olarak millete takdim etmekten vazgeçilmelidir.

Hergün toprağa verdiğimiz şehitlerimizin acısı ekonomik  gerekçelerle unutturulamaz. Bir takım iş çevreleri işlerinin bozulması korkusu ile Türkiyeyi sınır ötesi operasyon konusunda aceleci olmamaya çağırabilirler. Elbette sınır ötesi operasyonda aceleci olmamak gerekir. Ancak, terörün kökünün kazınması için sınır ötesi  operasyon gerekiyorsa sonucu ne olursa olsun bu ülkenin zengini ve fakiri bunu göğüslemek durumudadır. Bu vatan sadece iyi günlerde ülkemiz değildir. Gerektiğinde bu ülkenin imkanları ile kazanılmış servetler, yine bu ülke ve insanımızın geleceği ve huzuru için verebilmeyi göze alamayanların elinde kalırsa bağımsızlığını koruması ve onurlu bir varlık sürdürmesi mümkün olmaz.

İyi günde kötü günde, refahın ve yokluğun paylaşımında tek yumruk olamayan toplumlar başkalarına boyun eğmeye mahkumdurlar.

Bunun için ülkemizin içinde bulunduğu durumu 15 şehidimizi toprağa verdiğimiz şu günlerde yeniden değerlendirmek durumundayız. Sınır ötesi operasyon yapabilmek için okyanus ötesinden gelecek izni beklemeye bu ülkeyi mahkum eden uygulamaları masaya yatırıp artık bu yoldan dönülmesi gerektiğini görmek durumundayız.

Ağlamak, sızlamak, hamasi nutuklar atmak, toplumun duygularını köpürtmek terörün önlenmesinin çaresi değildir.

Terörün çaresi güçlü ülke olmaktan geçer. Ancak o zaman kendi iradesi ile ülkesinin çıkarlarının gerektiği kararı alabilir ve uygulayabilir. Toplumun tüm kesimlerinin ülke zenginliğinden adil bir paylaşım ile hakkını alabilmesi gerekir. Ülke her geçen gün borç batağı içinde kayboluyor, ülke zenginlikleri sadece bir avuç insana akıyorsa ne insanımız tek yumruk haline getirilebilir ne de güçlü olunabilir.

Bu arada bir sorunun daha cevabını bulmak durumundayız. Acaba, Ermeni soykırım tasarısının ABDTemsilciler Meclisi Dışilişkiler Komitesine geldiği günlerde terörün bir anda azması ve katliam denebilecek boyutlara ulaşması arasında bir bağ var mıdır

Eğer Türkiyenin sınır ötesi operasyon yapma isteğine ABDyönetimi hâlâ karşı çıkıyorsa bu soruya verilecek cevap  daha da önem kazanmıyor mu

Bu bakımdan toplumu ağlatmak yerine ayağa kalkmak ve bunun için toplumu kucaklamak gerekiyor.