Gündem tipisi, bir türlü dinmek bilmiyor. Millet neyin ne

olduğunu anlamaya çalışırken, bir başka gündem çığ gibi düşüyor üstümüze..

Gündemler, başka başka gündemlerle yoğruldukça, yuvarlandıkça kartapu misali büyüdükçe büyüyor.  Öyle böyle değil, önüne çıkan herşeyi ama herşeyi süpürüyor, yok ediyor.  Sonuçta gündem çığı bir milleti nefessiz,

mecalsiz bırakıyor. İlk yardıma muhtaç

Öyle bir memleket oluverdik ki, bir zamanların

Dallas ını, Flamingo Yolu nu, Şahin Tepesi ni aratmıyoruz artık. Brezilya

dizileri, Yalan Rüzgarları gölgede kaldı, memleketteki  gerçek hayatın seyri karşısında. İnsan

neredeyse herşey yalanmış diyecek noktaya geliyor hızla. Kalemler pala

gibi  sallanıyor. Her harf, her kelime

düşmana kurşun sıkılırcasına dökülüyor dillerden.  Herşey, herkes itibarsızlaştırılmak için

potansiyel hedef.  İktidarın tepelerinde

olup bitenlere dair bu sözlerim. Ne hariçten gazel okuma niyetindeyiz ne de oh

ne güzel oluyor deme derdindeyiz. İlkelere yolculuk yapacağız her zaman olduğu

gibi yine. Değerleri hatırlatacağız tabi ki!

Sadece çoğunluk merkezli ve başarı odaklı siyaset; gücün

varlığı kadar varlığını sürdürür. Politik hırslarla başarılar gelir..

Çoğunlukları, inanılmaz kalabalıkları peşinizden sürüklersiniz. Zirveye

çıkarsınız ama, başka zirveye de çıkmanız gerekir. Başarı için başka başka

zirveler aramak zorunda kalırsınız hep. Siz gücünüzü kontrol edemez duruma

gelince, güç sizi kontrol etmeye başlar çünkü. Şartlar artık hep güçlü olmanızı,

her an güçlü görünmenizi size dayatır. Ve güç asla ortak istemez.

Gündem tipisi, bir türlü dinmek bilmiyor. Millet neyin ne

olduğunu anlamaya çalışırken, bir başka gündem çığ gibi düşüyor üstümüze..

Gündemler, başka başka gündemlerle yoğruldukça, yuvarlandıkça kartapu misali büyüdükçe büyüyor.  Öyle böyle değil, önüne çıkan herşeyi ama herşeyi süpürüyor, yok ediyor.  Sonuçta gündem çığı bir milleti nefessiz,

mecalsiz bırakıyor. İlk yardıma muhtaç

Öyle bir memleket oluverdik ki, bir zamanların Dallas ını,

Flamingo Yolu nu, Şahin Tepesi ni aratmıyoruz artık. Brezilya dizileri, Yalan

Rüzgarları gölgede kaldı, memleketteki gerçek hayatın seyri karşısında. İnsan neredeyse herşey yalanmış

diyecek noktaya geliyor hızla. Kalemler pala gibi  sallanıyor. Her harf, her kelime düşmana

kurşun sıkılırcasına dökülüyor dillerden. Herşey, herkes itibarsızlaştırılmak için potansiyel hedef.  İktidarın tepelerinde olup bitenlere dair bu sözlerim.

Ne hariçten gazel okuma niyetindeyiz ne de oh ne güzel oluyor deme

derdindeyiz. İlkelere yolculuk yapacağız her zaman olduğu gibi yine. Değerleri

hatırlatacağız tabi ki!

GÜÇ, ASLA ORTAK

İSTEMEZ!

Sadece çoğunluk merkezli ve başarı odaklı siyaset; gücün

varlığı kadar varlığını sürdürür. Politik hırslarla başarılar gelir..

Çoğunlukları, inanılmaz kalabalıkları peşinizden sürüklersiniz. Zirveye

çıkarsınız ama, başka zirveye de çıkmanız gerekir. Başarı için başka başka

zirveler aramak zorunda kalırsınız hep. Siz gücünüzü kontrol edemez duruma

gelince, güç sizi kontrol etmeye başlar çünkü. Şartlar artık hep güçlü

olmanızı, her an güçlü görünmenizi size dayatır. Ve güç asla ortak istemez. Güç

önemlidir ama herşey güçse eğer, kendi gücünüzün önünde sizin de durmanız

imkansızlaşır. Nitekim hırs, bir teknenin yelkenini şişiren rüzgara benzer;

fazlası tekneyi batırır.

ZİHİNSEL

TRAVMALARLA SAVRULUP DURUYORUZ

Düşünsenize, 9 yıl boyunca Ergenekon diye bir gündemle

yattık kalktık. Dile kolay, tam 9 yıl Bir sabah kalktık baktık ki, Ergenekon

denen şey meğer yokmuş Büyük bir travma da gezi olaylarında yaşandı. Herkes

birbirine karşı kindarlaşmaya başladı. Millet mahallelere bölündü: Bizim

mahalle , öbür mahalle .. Yenilikçi hareket sürecinden beri var olan bir

birlikteliği ifade eder cemaat-iktidar yolculuğu. Bu yolculuk da paralel

meselesine geldi dayandı. Kolkola kazanılan seçimler, referandumlar, birlikte

alınan kararlar, birlikte yürütülen projeler, karşılıklı abartılı

methiyler..  Yıllarca süren müthiş bir

uyum ve samimi ortaklık. Bir sabah kalkındı, kumpas , paralel diye uyandı

herkes. Ve tabi çarşaf çarşaf servis edilen tapeler Zaman geldi bu sefer de

analar ağlamasın diye Çözüm süreci ne soyunuldu.. Bebek katili , terörist

başı söylemleri ivedilikle terk edildi. Bir iki seçim kampanyası da Çözüm

süreci üzerinden yürütüldü. Bir sabah kalktık ve anladık ki; meğer çözüm

süreci meselesi de vatana ihanetmiş

Zihinsel travmalarla savrulup duruyoruz anlayacağınız.

Bir öyle, bir böyle İktidarın tabanı açısından bir şok daha!... Ahmet

Davutoğlu nun Başbakanlık tan ayrılması son travma olarak kayıtlara geçti. Yol

arkadaşı vurgusuyla ayrıldı Davutoğlu. Ama bilmiyordu ki, bugünlere yola

çıkılanlar yolda bulunanlarla değişilerek gelinmişti. Erbakan Hocası na dahi vefa gösteremeyenler başka kime vefa

gösterebilirdi ki!

DOĞRU OLAN O

GEMİYİ TERK ETMEKTİR; O GEMİDE MÜRETTEBAT YA DA KAPTAN OLMAK DEĞİL..

Refah Partisi ve Fazilet Partisi nin kapatılma

projeleriyle beslenen Yenilikçi Hareket günlerinden AKP nin kuruluşuna

İktidarın ilk günlerinden, AKP de derinden derine yaşanan bugünkü tartışmalara

kadar Dahası maalesef iktidarda istikrarla yapılmakta olan ve asla kabul

edilemez politikalar bakımından.. Hatalar yapılmaktaysa eğer, bütün bunları

değerler üzerinden okumaya çalıştık hep. Zira, bizim perspektifimizde yanlış yapılıyorsa, bu yanlışları 14 yıl

boyunca kimse tek başına yapmadı. Başbakan Erdoğan ın da, Cumhurbaşkanı

Erdoğan ın da sorumlulukları olduğu gibi, Başbakan Gül ün de Cumhurbaşkanı

Gül ün de sorumlulukları oldu. Ve tabi ki, Dışişleri Bakanı Davutoğlu nun da, Başbakan

Davutoğlu nun da omuzladığı veballer var. AKP de o gelmiş, bu gitmiş Mesele ne

kişi meselesidir, ne de parti.. Mesele kimin dümende olduğundan çok, neyin

dümeninde olunduğundur Mesele, neler yapılıyor, ya da neler yapılmıyor

meselesidir. Bu gemi bu milleti ve ülkeyi ümmetten koparıp batıya doğruya

sürüklemek için kodlanmış, inşa edilmişse eğer dümende kimin olduğunu niçin

tartışalım ki!.. O gemiyi terk etmektir doğru olan; o gemide mürettebat ya da

kaptan olmak değil.

SESSİZLİĞE TERK

EDİLMİŞ GÜNDEMLERİMİZ VAR BİZİM!

Ümmet coğrafyası, bölgemiz ve dahası Türkiye miz

açısından yaşananlar ortadayken, Davutoğlu gündemine saplanıp kalacak da

değiliz. Neredeyse herkes devekuşunu oynuyor.. Vicdanların konforu kaçmasın

diye başlar kuma gömülüyor, ekran ve manşetlerin söylemiyle sefa

sürülüyor...  AKP de olup bitenler

konuşulurken, dikkatlerden kaçmaması gereken, adeta sessizliğe terk edilmiş

gündemlerimiz de var bizim. Hatırlatmak yine bize düşüyor elbet:

2010 yılında OECD üyeliğine vetoyu kaldırarak İsrail in

OECD ye üyeliğine onay veren iktidar, bu kez de İsrail e NATO üyeliği hediyesi

gönderdi.  NATO karargahında temsilcilik

açmasına Türkiye nin onay vermesi sessizce karşılanabilecek bir hadise olamaz

asla. İsrail in NATO üyeliğine açılan bu yol, en az 1948 yılında kurulan

İsrail in tanınması kadar vebali yüklüyor bütün suskunlara   İsviçre, Londra görüşmeleri, açıklanan petrol

ve gaz boru hattı projeleri , Kıbrıs suyunun Tel-Aviv e taşınabileceğinin

açıklanması Ve şimdi de İsrail in Türkiye eliyle NATO üyesi yapılması! Peki,

niçin suskun bizim İslamcı manşetlerimiz Her küçük meselede bile 140 karakter

ortaya koyan çok kıymetli hocalarımız, niçin bu İsrail meselesinde 140

karakterin sergilemiyor

Nasıl oluyor da, İsrail in güvenliği Türkiye için bu kadar

önemli hale gelebiyor!

ACELEYE NE GEREK

VAR DEĞİL Mİ!

Kimi manşetlere Shengen Zaferi diye yansıdı Avrupa ya

vizesiz geçiş süreciyle ilgili gelişmeler. Gören, duyan da (sümme haşa)

sanki  cennete vizesiz giriş hakkı elde

sanırlar. Orta ve uzun vadede Avrupa nın güvenliğine hizmet edecek bir süreç

başlamıştır oysa. Hem de tam 72 maddelik bir sırat köprüsü kurdular bize.

Haberiniz olsun, asıl saklanan gerçek şu ki: KIBRIS RUM KESİMİNE Türkiye nin

uyguladığı vize kaldırılmış olacak!

Bangladeş te Cemaati İslami nin liderleri için kurulmakta olan dar ağaçları da

gölgelenmemesi gereken bir başka husus. Mevlana Nizami nin idamı da onandı

maalesef. Ama biz bu idamları da, bu şehadetleri de görmemeye, göstermemeye;

konuşmamaya, konuşturmamaya özen gösteriyoruz. Ne gerek var değil mi;

rahatıyla, huzuruyla namaz kılan biz Müslümanların rahatı kaçsın!... Herkes

kendi başının çaresine bakıversin; Avrupa Birliği ne girelim hele onları da

hallederiz! İsrail ile normalleşelim hele Bangladeş e de bakarız, Arakan ı da hallederiz..

Aceleye ne gerek var değil mi! İktidarımıza halel gelmesin yeter ki!..