Bu nasıl bir öfke, nasıl bir nefret ve nasıl bir merhametsizliktir?

Boşanmışsın, evlilik hukukun kapanmış, buna rağmen boşandığın kadın üzerine hak iddia edebiliyorsun.

Kırıkkale’de eski eşi Emine Bulut’u 10 yaşındaki kızının gözleri önünde acımasızca, vahşice öldüren insan müsveddesinden bahsediyorum.

Bu hunharca cinayeti bir insana ne işletebilir diye düşünüyorum.

Tatlı dil, medeni diyalog, sakin tavır, kederli duruş… Hangi anlaşmazlığı bu saydıklarımdan daha iyi çözebilecek bir yaklaşım vardır?

Beraber yıllarını geçirdiğin, üstelik kendisinden çocuk sahibi olduğun bir kadına yaptığın şu canavarlığa bak!

Hangi sebep bir insanı bu kadar gözü dönmüş, bu kadar korkunç hale getirebilir?

Ne tuhaf bir anlayıştır ki bu koca olacak adam boşanmış olmasına rağmen eski eşini kontrol altına almaya çalışıp ona müdahaleyi hakkı olarak görüyor.

Gelelim bu korkunç hadisenin akla ziyan yönlerine; kafeteryada tartışma başlıyorken ortamın elektriklendiğini gören müşteri ya da işletmecilerin hiçbiri duruma müdahale etmiyor.

Hadi bunu geçtik, ayağa kalkınca kavgaya tutuşan ve bu arada ortada kalan çocuğu görüp de kimse araya girmiyor.

Daha da beteri, bir adam bir kadını göz göre göre herkesin içinde bıçaklıyor, ortalık kan revan, yine kimseden bir tepki yok.

Üstelik birisi kalkıp bir kadının çocuğunun feryatları arasında “yaşamak istiyorum” çığlığına rağmen hiç aldırış etmeden cinayeti telefonunun kamerasına alıyor.

Kameraya alınanın kolektif duyarsızlık ve vicdan tutulması olduğunun farkında bile değiller.

Bir haftada en az beş vaka okudum, sonu kadın ölümleriyle biten.

Uygulanan şiddetin kahir ekseriyeti birinci derecede yakınlara ait; koca, eski koca, boşanmak üzere olan koca ve geçimsizliğinden bıkıp kocasını öldüren kadın.

Namus cinayetlerini saymıyorum.

Töre cinayetlerini de saydığımızda liste bir hayli kabarmakta.

Peki çözüm ne olmalıdır?

Gayet basit; muhabbet ve merhamet seferberliği, şefkat ayaklanması yapmalıyız.

Tüketici aileden bir an önce sevgi temelli aileye geçilmeli, evliliklerde muhabbet ilmühaberi esas alınmalı.

Kadını mülkiyet gibi algılayan anlayışlarla mücadele edilmeli.

Diyanet başta olmak üzere din adına konuşmayı sorumluluğu dahilinde gören herkes kadın konusunda daha duyarlı olmalı, erkek merkezli bir din anlayışı yerine insan merkezli bir din anlayışını yerleştirmeye çalışmalıdırlar.

Veda Hutbesi’ni tam metin olarak camilerin en görünür yerlerine asmalı, Veda Hutbesi merkezli konuşmalar yapılıp hutbeler irad edilmelidir.

Bir de kitle iletişim aygıtlarının hiddet ve şiddet üfüren ağzı var.

Bu ağzı kim kapatacak, işte onu bilmiyorum.