Bazılarına göre daha bitmemişse de, bir yaz mevsimi daha
gerilerde kaldı. Eylülün ortalarına geldiğimiz şu günlerde malûm yaz sıcakları
bitti, havalar serinlemeye başladı. Artık sonbahar mevsimi, yiyeceğinden
içeceğine kadar her türlü alâmetiyle kendini hissettiriyor. Çalışma hayatı nın
belirleyici kriterlerinden olan eğitim-öğretim faaliyetleri de kuşkusuz bu
konuda önemli bir faktör...
Ülkemizde alternatifi çok olan yaz mevsimi oldukça renkli
geçiyor. Günler uzun, eğlenmek, dinlenmek, farklı ve güzel yerler görmek için
büyük bir fırsat yaz mevsimi. Ancak hareketliliğin oldukça ileri düzeyde olduğu
bu mevsimde medeniyet bazında ciddi sorunlarımız var.
İnsanın edep konusundaki bu hoyratlığına rağmen deniz,
güneş, dağ, yayla, vadi, ova gibi bütün mekânlar gizemliliğini koruyor. Çünkü
doğa mahremi seviyor, onun bu mahremiyeti tabiatı daha da sevimli kılıyor.
İnsanı yollara düşürüyor; aratıyor, gezdiriyor, daldırıyor, hâsılı gizemliliğin
keşfini merak adına insanı her yola ve yönteme başvurduruyor.
Yaz mevsiminin bir özelliği de gizliliği ortadan
kaldırmasıdır. Özellikle bayanlar tatil yerlerinde edep konusunda çok kötü
bir sınav veriyorlar. Erkeği de insan kılan, fakat kadına daha çok yakışan
hayâ duygusu nu, kadın yitirince zavallı bir konuma düşüyor. Oysa insan
doğası gereği örtünme/giyinme güdüsüne sahiptir. Fakat hem plajda hem de
sokaklarda kadın şahsiyetini, haysiyetini ve hatta güzelliğini ayaklar altına
almış durumda
Kim bilir belki de Batılı turistleri kendilerine örnek
alıyorlardır. Oysa ülkemize gelen turist kalitesi çok düşük! Üçüncü sınıf
İngiliz, Alman, Fransız turistlerin, bırakınız plajları, turistik
şehirlerimizin sokaklarında da plaj görüntüsüyle dolaşmaları, laubali, görgüsüz
tavırlar sergilemeleri oldukça rahatsız edici düzeyde. Bu mu İngiliz, bu mu
Fransız dedirtiyorlar.
Kuşkusuz hayat her türlü aktivitesiyle bir bütündür. Son
yıllarda insanların hayatı ve günlük yaşantıları iyice sosyalleşti , hatta
gizlilik, gizemlilik diye bir şey kalmadı. Büyüklerle küçükler arasındaki
mesafe iyice kapandı. Günümüzde internet gibi bir aygıtın bireysel hayata,
devlet sırlarına, aile mahremiyetlerine müdahalesi her şeyi altüst etmiş durumda
Yunus Emre, O imaret eylemez sen viran olmayınca! diyor
ya, sanki insanlar Yunus Emre yi haklı çıkartmak için yarışıyorlar. Kimsenin
bir sırrı yok, kimsenin mahremiyeti yok. Her şey ortada ve alenî bir şekilde
yapılıyor. Maddî ve manevî her türlü varlığınız birilerinin bilgisi dâhilinde
Üç beş kuruş kazanmak için yabancı turistler karşısında
takla atan yerli işletmeciler i gördükçe insanlığımdan utandım desem yerdir.
Değer mi bu kadar eğilip bükülmeye Değer mi üçüncü sınıf Avrupalının önünde
karakter zaafı göstermeye Değer mi yerlerde sürünmeye Para kazanma hırsı bu
milleti bu kadar mı dejenere etti
Turistlere karşı da hiçbir şey gizli değil, birtakım
densiz kişilerin bireysel olarak yaptığı kötü davranışlar, bütün millete mal
edilir olmuş! Beş-on liralık bir şey satabilmek için sahtekârlık yapanların
kabahati hepimizin sırtına yüklenen vebale dönüşmüş. Bu tür davranışları
sergileyen karaktersiz, cahil kişilere dur diyen de yok. Fakat ne yazık ki
sokaklarda görünür olanlar onlar!
Turist karşısında birtakım menfaat düşkünü karaktersizler
sünepeleşirken, kendi insanlarına karşı canavarlaşıyorlar. Özellikle deniz
merkezli tatil beldelerinde ne yazık ki edep tatile çıkmış, neredeyse
oraların semtine hiç uğramamış! Tatil beldelerine giden yerli turistler de
edep giysileri ni yolda ya da bir yerlerde çıkarmışlar veya unutmuşlar. Hayâ
ediyorsunuz buralardaki görüntüler, tavırlar ve olup bitenler karşısında
Ülkemizin en güzel mekânları edepsizliklerin işgali
altında Oysa buraların, onlara bırakılması gibi bir düşünceyi, kimsenin
aklından dahi geçirmemesi gerekirdi. Bu topraklar üç beş kuruş için
müptezellerin mekânı haline getirilemez. Bu ülkede, ahlâksızların özgürlüğü
kadar ahlâklıların da yaşama hakkı vardır ve olmak zorundadır.
Denizden, güneşten, kumdan istifade etmek Allah ın
insan a bir lütfüdür. Bu nimetten istifade etmenin yollarını aramak ve bulmak
her edepli insan ın en doğal hakkıdır. Ancak bazılarının yaptığı gibi kızarak,
güzelim mekânları terk ederek, öfke besleyerek bir yerlere varılamaz.
Kendimize, ülkemizin her alanında yaşama ortamı hazırlamak durumundayız, hatta
buna mecburuz. Yeter senden çektiğim ey gözü dönmüş ahmak! diyebilmeliyiz.
Ovaları yabancıya bırak kendin dağa çık, böyle bir
uygulama olmaz. Çünkü ovalara hâkim olmadan dağlara hâkim olmak mümkün
değildir. Bu ülkenin gerçek sahibi olmanın yolu, ülkenin her tarafına
gidebilmek suretiyle, gerçekten, Bu ülke benimdir inancını eyleme
dönüştürmekle mümkündür.
Aslında insanlar maddî imkânlara sahip olmalarına rağmen
görünüşte mutlu gibiler, fakat gerçekte çok mutsuzlar. Nereden mi anladın
derseniz, yüzleri, bakışları, birbirleriyle olan ilişkileri her şeyi ele
veriyor, kâhin olmaya gerek yok. Zaten doktor mutsuzsa hasta nasıl mutlu
olabilir ki