Tarım arazilerinin yerleşim yeri yapılması, orman yangınları, zehirli tarım ilaçları, hormonlu gübreler, ekin tarlalarının anızının yakılması, yollar ve barajlar, kooperatifler ve turizmin yok ettiği araziler, Türkiye de var olan on bin çeşit bitkiyi yok edememiş.

İlim adamlarımızın ifadesine göre bu on bin çeşidin üç bini de yalnız bizim ülkemizde varmış ve dünyanın başka yerlerinde yokmuş.

Dünya insanlarının birbirleriyle kaynaşması için on bin bitkiyi dünyanın her tarafına saçıvermiş.

Gemlik zeytini, Ayvalık ta aynı sonucu vermiyor. Edremit zeytini de Gemlik te aynı sonucu vermiyor.

Malatya kayısısını İstanbul a ekebilirsiniz ama aynı tat ve kokuyu alamazsınız.

Amerikalılar, bir zamanlar Osmanlının bir ili olan Gümülcine den tütün tohumu götürürler, kendi ülkelerinde yetiştirirler ama kaliteyi tutturamazlar. Bu sefer Gümülcine den toprak ve su da götürürler belirli bir alana ekerler. Yetiştirdikleri tütünü, Gümülcineli tütün uzmanı Recep efendiye içirirler. Recep efendi iyice içine çeker, tekrar çeker ve şaşkın bir ağızla "Tohum, Ali efendinin, toprak Veli efendinin, su çağlayanın suyu, ama havayı bilemedim" der.

İşadamı bir dostum, Hollanda lı bahçecilerle anlaşmış, Hollanda ya eşek arısı ihraç edecek. Çiftlik kurmaya girişmeden önce Tarım Bakanlığından yetkililerle görüşür. Onlar Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa göre ihraç edemezsin derler ve vazgeçer.

Hollandalı bahçeciler eşek arısını ne yapacaklar

Eşek arısının aşıladığı sebzeler, bal arısının aşıladığından daha lezzetli oluyormuş.

Batı ziraatçıları tabiata dönüşü başlattıkları halde bizim ziraatçılar hâlâ suni aşılamaya devam ediyorlar.

Türkiye de ziraatçılık yapan batılı bir şirkette çalışan bir dostum anlattı: "Geniş arazileri kiraladılar. Çevresindeki köylülerin arazi sahiplerine o araziden ne kadar mahsül alacaklarsa onun parasını peşin ödediler ve tarlayı boş bırakmasını sağladılar.

Geniş arazinin etrafına yüzlerce arı kovanı koyarak aşılamayı yalnız arıların yapmasını sağladılar.

Sera usulü çalışmadıklarından kelebekler ve diğer böcekler de aşılama yapıyorlar. Bizim görevimiz kelebek ve diğer böceklerin aşıladıklarını koparmak ve küllüğe atmaktır. Çiçeklerin renginden arıların aşılamadığını biliyoruz. Arıların aşılamadığını kırıp atıyoruz. On yıldır işimiz bu bizim" demişti.

İnsanlarımız, et yiyenler sebze meyve yiyenler diye ikiye ayrılmış durumda.

Et yiyenlerimiz de bilirler ki, hayvanlar da bitki yiyerek beslenirler. Genetik yapısı bozulan bitkiyle beslenen hayvanın etini yemekteler.

Bitkilerin genleriyle oynayanlar, ülkeleri yakıp yıkan işgal kuvvetlerinden daha etkili ve kalışı bir işgali gerçekleştirmekteler.

İşgalcilere karşı savaşan güçler bile onların yetiştirdiği genine virüs konulmuş gıdaları yiyerek mücadele edecekler.

"İsteyen yemeyebilir" sözü geçersizdir. Çünkü halkımız her geçen gün şehirleşiyor. Apartmanların da bahçesi yoktur.

"Ama nüfus artıyor. Tabii tohumlar az mahsul veriyor" diyenler acaba hormonlu inek sütünün on litresi, dağda otlayan ineğin iki kilo sütüne eş değerde olabilir mi Uzmanları konuşması gerekir.

Sonra bu hormonlu gıdaların getireceği hastalıkları tedaviye ülkenin hazinesi yetecek mi

Bu saha benim alanım değil ama ben de tüketicilerdenim.

Bu konuda Sevgili Peygamberimizin bir hadisini ve Aliyyül karinin güzel yorumunu sunmak istedim.

Rafi bin Hadic anlatıyor: "Allah Rasülü, Medine ye gelince onlar hurmalarını aşılıyorlardı. "Ne yapıyorsunuz " diye sordu. "Yaptığımızı yapıyoruz" dediler. Umarım yapmasanız daha hayırlı olur" dedi. Onlar hemen aşılamayı bıraktılar. O sene hurmalar döküldü ve az oldu. Bunu Rasülüllaha hatırlattılar. "Ben de bir beşerim. Size dininizden bir şey emredersem hemen alın. Görüş olarak bir şey emrettiğimde ben de bir beşerim" buyurdu. (Müslim, Fezail, bab 38, hadis 2362)

Enes bin Malik in rivayetine göre Sevgili Peygamberimiz, hurmalarını aşılayan bir kavme uğradı. "Umarım aşı yapmasanız daha uygun olur " dedi. O sene hurmalar çok kötü oldu. Onların yanına uğradığında "Hurmalarınıza ne oluyor " dediğinde "Sen böyle böyle dedin" dediler. Bunun üzerine "Siz, dünyanızın işini benden daha iyi bilirsiniz" buyurdu. (Müslim, Fezail, bab 38, hadis 2363)

Musa bin Ukbe nin, babasından yaptığı nakilde " .eğer aşılama fayda veriyorsa yapsınlar. Ben zannıma göre söyledim. Zannımdan dolayı beni muaheze etmeyin/suçlamayın. Ben, size Allah tan bir şey söylediğimde hemen tutun. Ben, Allah üzerine yalan söylemem." diyor. (Müslim, Fezail, bab 38, hadis 2361)

Aliyyül kari Şifa şerhinde hadisin "Ben zannıma göre söyledim. Zannımdan dolayı beni muaheze etmeyin/suçlamayın." Bölümünü açıklarken "Eğer benim zannım, sizin görüşünüze tıpatıp uymuyorsa, sizin görüşünüze uygun düşmüyorsa beni suçlamayın" manasına geldiğini söyledikten sonra "Bana göre: Peygamber sallallahü aleyhi ve selem, zannında isabet etti. Eğer onlar, peygamberin sözünde dursalardı, bu fende (hurma yetiştirme sanatında) üstünlük sağlayacaklardı, aşılama külfetinden kurtulacaklardı.

Hurmada o seneki değişime gelince insan bile alışık olduğu yemek ve içecekleri bulamadığında değişim meydana gelir. Eğer onlar, bir veya iki sene aşılamadan sabretselerdi hurma eski haline döner ve eskisinden daha fazla verebilirdi." diyor. (Aliyyül Kari, Şerhu-ş Şifa 2/338, Faslün Ahvalühü fi umuriddünya)