İnsanı varlık âleminde özel kılan şey düşünebilir olmasıdır. Düşünme, bilenen canlılar arasında sadece insana mahsustur. Çünkü akıl sahibi olan yegâne varlık insandır. İnsanı düşünen kılanda bu akıl sahibi oluşudur. Fakat insan sadece akıl sahibi olarak temeyyüz etmez. Aynı zamanda insan bu fizik âlemdeki irade sahibi tek varlıktır. İrade sahibi olmak ahlakın temelini oluşturur. Böylece insan akli varlık olması ciheti ile düşünen; iradi varlık olması ciheti ile de ahlaklı varlık olur. İnsanın bütün yapıp etmeleri ve insandan sadır olan her şey bu iki zemine dayanır. Ancak nasıl düşündüğümüz ve düşünmemizin dayandığı ilkeler aynı zamanda ahlakımıza tesir eder. Vakıaya mutabık düşen düşüncelerimiz doğru kabul edilirken, vakıaya mutabık olmayan düşüncelerimiz yanlış olarak ifade edilir.

Türkiye yakın gelecekte önemli olduğu ifade edilen bir referandum vakıası ile karşı karşıya gelecek. Vakıanın hayırlı olması şimdiden temennimiz. Ancak toplum, şimdiden birbirini dışlayan pespaye bir dile mahkûm edilmek isteniyor. Bütün kara ve kirli bulutları dağıtarak meseleye esasından bakmak daha faydalı olacaktır. Unutulmaması gayesi ile de son söylenmesi gerekeni en başta ifade etmek yerinde olacak sanırım. Referandumun Türk Toplumu ve Türkiye Devleti üzerinde hiçbir etkisi olmayacaktır. Çünkü mesele esasa dair bir mesele değildir. Mesele biçime dairdir. Biçim esası önceleyemez.

Öngörülen sistemin dini referansla ifade edilmesi kara cehalet örnekleri olarak tarihte şimdiden yerine aldı. Osmanlı dönemine yapılan atıflar hatta daha da garibi yerinde duramayıp Sahabe dönemine yapılan atıfların tamamı mesnetsiz ve ilmi olmaktan uzaktır. Sahabe döneminde yerleşik bir devlet mefhumu bile yokken,  mezkûr dönemi devlet başkanlığı gibi karmaşık bir konu ile mukayese yapmaya kalkışmak acziyeti ifade etse gerektir. Doğu toplumlarında var olan herhangi bir meseleyi daha geriye taşımak daha gerilerden deliller kurgulamak hastalığının bariz bir göstergesidir son süreçleri sahabe üzerinden konumlandırmak. 

Aynı şeklide son süreci Osmanlı üzerinden meşrulaştırmakta bir zihni tutarsızlığı göstermektedir. Referandum süreci olumlu manada Osmanlı dönemi ile ilişkilendirilemez. Olsa olsa Enver Paşa ve arkadaşlarının yeni yönetim biçimi talepleri ile ülkeyi sürükledikleri uçsuz bucaksız savrulmalarla mukayese edilebilir. Üzerinde iyi çalışılmamış ve toplumun gönül rızasının alınmadığı bir yönetim biçiminin nelere mal olduğunun en yakın örneği Enver Paşa ve arkadaşlarıdır. Öte yandan toplumun mutabakatı da ne derece geçerli olabilir? Neticede otuz yıldır yüzde 90’ın üzerinde bir oyla kabul edilmiş anayasayı değiştirme çabaları öyle ya da böyle gündemimizdedir. Mutabakatın olması da neticenin iyi olacağı anlamına gelmiyor anlaşılan.

Aslında 1980 Anayasa tecrübesi bizlere göstermiştir ki mesele milli irade değil külli iradedir. Külli iradeye muhalif bir milli irade insana saadet getirmez. Külli iradeden kastımın ortak akıl olarak anlaşılması birinci derecede yeterlidir. Ortak akıl, düşünen insanların aklı ile ortaya çıkar. Bu insanların meslek, mezhep, meşrep ve din ayrılıklarının hiç bir önemi yoktur. Zira akıl bağlarından kurtulup sarih bir hal alınca sahih olan bilgi ile buluşacaktır. 

İnsanın mahiyeti değişmez ve insanın mahiyeti dereceli değildir. Yalın anlatımı ile soğukta üşüyen köpeğe montunu veren işçi ile hastasını parası olmadığı için tedavi etmeyen doktor da insandır. Çünkü insanlığın azı ya da çoğu olmaz. Bu durumda varlık olarak insanlara ortak bir düzlem sağlansa da ilgi alanları ve bir meselede ilim sahibi olmak insanları derecelendirir. Ancak ne kadar derecelendirme olursa olsun bu sadece bir meselede bir yönden bir hususa tekabül eder. Bu bağlamda meşhur konuya değinmek gerekiyor. Evet, «Çobanla Benim Oyum Bir mi?»

Cevap : “evet” bizce... Peki, farklı olan ne? Farklı olması gereken, “çobanla benim oyum bir mi?” diye soran şahıs ile çobanın oy verme gerekçeleridir. Eğer bir siyaset profesörü hükümetin aldığı bir kararı suni, dünyevi veya reel olmayan gerekçeler ile savunuyorsa bu bir sorundur. Bu sorun aynı mesele hakkında sıradan bir insanla gerekçe ortaklığına dönüşmüşse daha büyük bir hal alır. Bu durumda kanun çıkarıp eğitimli kişinin oy kullanmaması sağlanmalıdır. Zira gerekçe düşünme ile alakalıdır. Ve eğitimli bir kişinin düşünme yetileri  -istisnalar hariç- hiç eğitim görmemiş biri ile aynı ise burada sorun kesinlikle eğitimli kişidedir. Bu durumda eğitimsiz olanın ya iki oy kullanması yahut eğitimli kişinin kullanmaması gerekmektedir. 

Dolayısı ile evet ya da hayır vermek gerekçeli düşünme ile alakalı bir süreçtir. Herkesi gerekçeli düşünmeye davet etmek gerekiyor.