Birkaç gündür vakalarda ve ölümde Avrupa ikincisi olduğumuza dair yayınlanmış bir haber üzerinde durmak istiyordum. Ancak, elime geçen Gerçek Kovid-19 adlı kitap ile birlikte söz konusu haberi birlikte işlemek istiyorum. Haberde koronavirüs salgınında sayıların tedirgin ettiği hatırlatılarak, Türkiye’nin vaka ve ölümlerde Avrupa’da ikinci, dünyada vakalarda altıncı, ölümlerde onuncu sırada olduğumuza dikkat çekilerek haberin detayında ise koronavrüs salgınında dünyada yeterli aşı yapılamaması nedeniyle kâbusun sona ermediği belirtiliyordu. Yani, iş yine gelip aşılama oranlarına dayandırılıyordu. Durum nedir? Gerçekten salgın ile mücadelede tek sağlıklı çözüm aşılma mı? Bu sorunun cevabı işin uzmanlarına düşer. Ancak, günlerden beri salgından hayatını kaybedenlerin sayısı 225 ile 280’lerde dolaşıyor. Yani oldukça yüksek bir rakam. Rakam üzerinde bir yorum yapmaktan çok yüksek ve korkutucu olduğunu söylemek yeterli olacaktır. Böyle olunca da her gün farklı bir iddia ortaya atılarak sürekli olarak meselenin tartışma gündeminde tutulması, salgının etkisini azaltmaya yetmiyor. Özellikle de bir kısım kimselerin testler ve aşı konusunda açtıkları karşı cephe de kafaların karışmasından başka bir işe yaramıyor.
Elbette aşılamanın lehinde ve aleyhinde konuşanların kendilerini tatmin için laf yarıştırmak yerine ellerinde var olan birtakım belge ve bilgileri toplum ile paylaşmaları yararlı olacaktır. Bu noktada bu alanda uzman bir doktorumuzun hastalarla birebir yaptığı çalışmalarından elde ettiği bilgilerin ışığında meseleyi bir bütün olarak ele aldığı kitaptan bazı bilgileri aktarmak istiyorum. Derdim, yeni bir tartışma açmak değil. Çünkü gün tartışarak vakit geçirecek değil, virüsü yenmek için çalışma günüdür. Hemen belirteyim ki, elimdeki kitapta pek çok tespit ve iddia var. Söz konusu iddiaların sahada uygulaması da yapılmış, bu uygulamalardan elde edilen sonuçlar da dile getirilmiş. Hemen belirteyim ki, işin uzmanlarının birbirlerine yönelik düşüncelerinde taraf olacak durumda değilim. Ancak, bir şeyler yapmak isteyenlere de engel olunmaması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü salgınla mücadele karşılıklı tartışmalarla olacak bir iş değil. Ancak, yapılmış birtakım çalışmalarla elde edilen sonuçlar ilgili makamlara iletilmiş olmasına rağmen bu çağrılara kulak verilmemiş olmasının zaman kaybına sebep olmaması dileğimdir.
Bu noktada Uzman Doktor Orhan Kara’nın Gerçek Covid-19 kitabından bazı aktarmalar yapmak istiyorum:
“Mutlak gerçek olan bir kural, ‘Hastalık varsa mutlaka çaresi de vardır’ şeklinde değil midir? Hastalığı yaratan çaresini de yaratmıştır.
Dünyanın en pahalı ilaç pazarlarından biri ortaya çıkmıştır. Aşı pazarı dışında, antiviral ve antisitokin ilaçlar pazarı, ilaç devlerinin at oynattığı arenaya benzemektedir.
Hastalık yanlış bir tanımlama neticesinde pnömoni olarak isimlendirilmiş ve tedaviler yanlış yapılmıştır.”
Kitapta benzer şekilde pek çok iddia var. Derdim birilerini suçlamak değil. Sadece iddialar üzerinde ilgililerin durup durmadıkları, durdular ise elde ettikleri sonuçları toplum ile paylaşıp paylaşmadıklarıdır. Çünkü salgın henüz bitmemiş, her gün yüzlerce insanımızı kaybediyoruz. Bu, uygulamada bir yanlışlık ya da eksiklik varsa bundan dönülmesi gerekmez mi? Biz yaptık doğrudur dersek bir yanlış uygulama sürüp gidecektir.
Hemen belirteyim ki Doktor Orhan Kara tespitlerini kitap haline getirmeden ulaşabildiği bu işin uzmanları ve yetkililere tespitlerini ulaştırmaya çalışmış. Kitapta bu hususların hepsi yer alıyor. Hepsinden önemlisi salgının başlangıcında Dünya Sağlık Örgütü’nün yanlış tespit ve yanlış uygulamalarının öne çıkarılmasının salgının önünün bunca zamandır alınamamasının sebebi olarak belirtiliyor.