Bir TV programında haberci sunucu artık bu ölümlerin
son bulması gerektiğini söylüyor.
Kime söylüyor
Muhatap bir belediye başkanı yahut Başbakan mı
Malum, son iki aydır, ölüm haberleri peş peşe geldi.
Tanınmış isimlerin art arda sonsuzluğa uğurlanması, özellikle
haberci-sunucu gibileri hayli rahatsız etmiş görünüyor.
Kimse ölümü kendine yakıştır(a)maz.
Hâlbuki kimsenin yarın yaşayacağına dair bir kontratı
yok.
***
Ölüm kavramını sıkça zikretmemize rağmen, aslında
sonrası ndan hiç söz etmiyoruz.
Gerçi ahirete tam olarak iman eden insanın ölümden
korkması düşünülemez. Çünkü onun gözünde ölüm bir yok oluş değil, bir yer
değişikliği
Başta Sevgili Peygamberimiz olmak üzere pek çok ahbap,
dost ve sevdiklerimize kavuşmak zamanıdır. Hepsinden güzeli; ölüm, Rabbi
Rahimimizi görebilmek için aşılması gereken bir engel dir.
***
Ya ahirete inanmayanlar için ölüm
Onlar için ölüm yok oluş sürecinin başlangıcı Hem
kendi ölümünü düşünür, hem de yakınlarının ölümünden dolayı dehşete kapılır
Düşünebiliyor musunuz daha dünyada iken bir çeşit cehennem hayatı yaşar.
Ama iman edip inansa, bu cehennemi halet son bulacak.
Ahirete inanıp iman etmekte öylesine çok fayda görecek
ki.
***
Bir kere; ölümün çocuklara bakan yönü de var.
Çünkü çocuklar sayıca, toplumun neredeyse dörtte birini
oluşturur.
Ölüm, çocukların körpe zihinlerinde çok büyük yaralar
açar. Ahirete inanmazlarsa, çok sevdiği ve birlikte oynadığı arkadaşının ölümü
onu sarsar.
Sevdiği arkadaşının toprağın altında böceklere karışması,
yem olduğunu düşünmesi ve dahi hiç göremeyeceğini düşünür, dehşete kapılır.
Ya en yakını olan, anne-baba ve kardeşlerinin ölümü İşte
o zaman sarsılır.
Ancak;
Ahiret inancı işte tam burada devreye girer; kendisine
verilen teselliyle sevinç bulur.
Şöyle der:
Kardeşim veya arkadaşım öldü. Cennetin bir kuşu oldu.
Bizden daha güzel yaşar. Orada istediği her yeri uçarak dolaşır, canının
istediği her şeyi yer içer. Annem öldü, fakat Allah ın rahmetine gitti. Beni
cennette yine kucağına alıp sevecek. Ben de orada o sevgili anneciğimi yeniden
göreceğim. (*)
***
Bu inanç ve iman, insanlığın dörtte birini oluşturan
ihtiyarların da imdadına yetişir.
Mesela; ihtiyarladıkça ölümü kendisinden uzak görenler,
yaş kemale erince, ölümün keşif kolları olan beyaz kıllarla tanışır. Vücudunda
yer edinmeye başlayan hastalıklar ona her an ölümü hatırlatır.
İhtiyarlık adeta onlara şu dersi verir:
Merak etmeyin, sizin ebedi bir gençliğiniz var. Parlak
ve sonsuz bir hayat sizi bekliyor. Kaybettiğiniz akrabalarınız, yakınlarınız ve
dostlarınız sevinç ve mutluluk içinde onlarla yeniden görüşeceksiniz. Mükâfat
yakındır.
Bu müjde, başlarına yüz ihtiyarlık gelse onları üzmez.
Ahirete iman olursa, sıkıntı, depresyon, mağduriyet
imanlarının kuvvetine göre kısmen veya tamamen kaybolur.
Mesela hasta biri ölümden korkmadığı ve ölümü ebedi bir
hayatın başlangıcı olarak gördüğü için güven duyar. Acıların günahlara kefaret
olduğunu düşünür ve sıkıntısı hafifler.
Musibetin Allah tan geldiğini bildiğinden kaderine rıza
gösterir ve ahirette verilecek nimetleri düşünerek huzur bulur.
***
Toparlayalım:
Ölümsüzlük özlemi, insanın fıtratına dercedilmiş
Medyanın ünlü isimleri defnederken, neredeyse isyan derecesindeki manşet ve
başlıklarını okuyunca esefle gülmekten kendimi alamadım.
Her ne kadar sanatçılar için ölüm hep erken diye
düşünülürse, aslında her ölüm, zaman lı ölümdür.
Ne bir ileri, ne bir saniye geri.
Yoksa bu kâinatı yaratan Halık ın zamanlamasından -hâşâ-
şüphe mi ediliyor
***
Hülasa-i kelam:
Gaflet sarhoşluğuna düşmemiş her ayık vicdanın derinden
derine özlemini çektiği ölüm, aslında bir geçiş kapısıdır.
Zira bu dünya bir misafirhane, biz yolcuyuz.
İşte peş peşe gelen ölüm bize bunu, İki kere iki dört
eder derecesinde gösteriyor.
Ne mutlu ölümün güzel yüzünü görene!