Geçtiğimiz hafta Ankara da 40 ülkeden 70 i aşkın yabancı
katılımcı ile çok prestijli bir Erbakan sempozyumu gerçekleşti.
Sempozyumda en çok alkış alan konuşma, Erbakan Hocamızla ilgili
akademik çalışma yapmış olan Dr. Işıl Arpacı hanıma aitti. İlginç tespitleri ve
heyecanlı konuşması alkışı hak etti de. Ancak şunun da altını çizmek gerekir
ki, yabancı konuşmacıların hemen tamamı, çok heyecanlı konuşmalar yaptılar,
orijinal sözler sarf ettiler. Hepsi de alkışların çok daha fazlasını hak etti.
Ne var ki, simültane tercüme, yapısı gereği, heyecan ve vurguya fırsat
tanımadığından, yabancı hatipler dinleyicilerin alkış ve coşkusuna yeterince
mazhar olamadılar.
Ülkemize gelen yabancı misafirler ve yerli konuşmacılar,
onun İslam âlemine ne kadar büyük ufuk açıcı bir insan olduğuna şehadet
ettiler. Ankara daki sempozyumda konuşulanları bizzat dinlediniz, televizyondan
seyrettiniz ve gazeteden okudunuz. Konuşmalarda şunlar söylendi, diye buraya
taşımaya gerek duymuyoruz. Onun kitlelerle üzerine etkisine yönelik tespit
olması bakımından kürsüden söylenmeyen sözlerden aktarayım izninizle.
Mısırlı yeni dönem üst düzey yöneticilerden birisi,
Hayatımda rahmetliyle yalnızca bir defa 2,5 saat süre ile baş başa kaldım. O
süre, benim hayatımın en değerli anlarını oluşturdu. İki buçuk saatte
Erbakan dan aldığım psikolojik terapi hayatımı şekillendirdi. Hâlâ da o
konuşmadan aldığım ruh/enerjiyle yaşıyorum dedi. Yani anlayacağınız bir
görüşme ile dünyaya bakışım değişti diyor.
Hele bir ihvan liderinin şu sözü ne kadar anlamlı;
Erbakan, hayatı boyunca İslam Birliği dedi. Lider olarak sağlığında hepimizi
bir araya topluyordu, ölümünde de cenazesine topladı. Görüyorum ki ölümünden
sonra da bizi bir araya, yine o topluyor.
Endonezya İslam Partisi Genel Başkanı da bakışını, O
bizim dünyaya açılan penceremizdi. Görünüşte iyi olduğunu sandığımız bir olayın
gerçek iç yüzünü onun çerçevesinden baktığımızda anlayabiliyorduk diye
özetledi.
Hele ikili sohbetlerde anlatılan anılar daha etkileyici
oluyor. Hocamızın müzakere taktiklerine ilişkin bir anekdotu paylaşmak
istiyorum.
Yabancı heyet onuruna verilen yemekte Recai Kutan
ağabeyimizden dinledim. MC hükümetleri kurulacağı zaman koalisyon
görüşmelerinin gizli bir yerde olması gerekir diye taraflar fikir birliği
içindeydi. Demirel, Hocamıza Recai nin evinde buluşalım demiş. Hocamız da
pekiyi deyince bizim evde bir araya gelindi. Müzakereler başlayınca Demirel
hemen söze atılıp, Söyle Hoca, bu defa ne istiyorsun Vakıflar, Diyanet,
Sanayi Bakanlığı belli onlar sizin. Başka deyince, rahmetli Hocamız, Bu defa
dışişlerini istiyoruz. Dışişleri Bakanı Milli Selamet ten olacak diyerek cevapladı. Demirel bu cevap
karşısında kızardı ve bir anda elinde not tuttuğu ajandasını hızlıca kapatarak,
Ciddi misin Hoca, bu iş olmaz öyleyse! dedi. Ancak görüşmeler devam etti.
Rahmetli daha sonra bana, Ben de onun bunu kabul etmeyeceğini biliyordum. Ama
o kızınca damarları şişiyor, kendisine bir hâl oluyor başka isteklerimizi rahat
alırız diye böyle söyledim dedi.
Konu merhum Hocamızdan açılmışken, Milli Gazete de vefat
sene-i devriyesi münasebetiyle yaptığı yayınlarla güzel bir gazetecilik örneği
sergiledi. Ulaşılması güç olan, ancak arşivlerde bulunabilecek, önemli belge ve
dokümanların gazete arası meccanen okuyucunun hizmetine sundu.
İslam ülkelerinde de sembol bir isim olarak Erbakan
denince zihinlere nasıl bir iz bırakmış derseniz çok anlamlı bir tercih
yaptığını düşünerek hilafetin yeniden ihyası olarak gördüklerinden akla ilk
gelen şeylerden birisi Fetih Kutlamaları oluyor. Bunu Müslümanların eksikliğini
en fazla hissettikleri alanlar izliyor. İslam Birliği, Adil Düzen, İslam
Dinarı, İslam ülkelerini sömüren faizci kapitalizm ve kanını emen Siyonizm
söylemleri ve tabi ki Cihat kavramı. Ülkemizde de bu bilinç
oluşturulmalı/korunmalıdır.