GÜNDEM çok hızlı değişiyor; hem de, baş döndürücü bir şekilde. Gündemi yakalamak kolay değil.
Ahmet Haşim’in şu tespiti, tabir yerindeyse, “cuk” diye oturuyor. “Aşklar, duvar afişine benzer; en son gelen, diğerlerinin üzerini örter” der, Ahmet Haşim. Bizdeki gündem de tamamen öyle. Bir bakıyorsunuz; ülkede bütün olumsuzluklar FETÖ’ye yıkılmış. Neyse... Seçimler ve akabinde bakanların açıklanması; bu arada, doların önlenemez yükselişi, derken Adnan Oktar’a yapılan operasyon. Şimdi, tekrar başa döndük; 15 Temmuz, FETÖ vs.
İnsan sormadan edemiyor:
Bunların hangisi daha önemli?
Tabii olarak biri diğerinden daha önemlidir.
Ancak, biraz dursa, biraz gündem değiştirilmese, belki anlaşılacak. Ama böyle olunca; her şey üst üste binince, vatandaş, doğal olarak, takip etmede zorlanıyor. Böylece, haklıyı haksızdan, doğruyu yanlıştan ayırt etmek çok zorlaşıyor.
Bu durumda, zorunlu olarak, iki kesim oluşmaktadır:
Birincisi, her şeyi doğru kabul edenler; diğeri ise, duyduğu her şeyi yanlış kabul edenler. Ebetteki, yapılan işlerde doğru olan da, yanlış olan da vardır. Ama meselenin tartışılması ve anlaşılması için; karar vericiye fırsat tanınmıyor ki...
Her şeyin üst üste binmesi son derece mahzurlu bir durum arz etmekte. Doğruyla yanlış iç içe geçmiş vaziyette. Çık çıkabilirsen işin içinden!
15 Temmuz’da yaşananlar da öyle. Bir taraftan -Sayın Cumhurbaşkanı’nın teşviği ile- büyük çaplı anma programları yapılırken, öbür yanda; 15 Temmuz’un tiyatro olduğunu, bir proje olduğunu iddia edenler var. Her iki kesim de, kullanmakta olduğu mecralar aracılığıyla vatandaşı enformasyon bombardımanına tutmaya devam etmekte.
Burada haklı olan gene sade vatandaştır. Ne yapsın, bu kadar bilgi içinde kime ve hangi kesime itimat etsin. Hele, bir de bilgi kirliliği oluşunca... Laikçi kesim işin kolayına kaçmakta. Her şeyi toptan ret var onlarda. “Biz demedik mi?” rahatlığı içindeler.
Ancak, işin şakası yok! Böyle giderse devlet elden gider! 2023’ü görmek hayal olabilir!
Şunu da unutmamak lazım:
Kurgu dış güçlerin. Dış güçlerle iş tutarak onlarla mücadele olmaz. Onun için kendimize gelmemiz ve tarihimize dönmemiz lazım. Eğer, gerçekten küresel sistemle hesaplaşma isteniyorsa, önce onların oluşturdukları bataklık kurutulmalı. Aksi, istenmeyen olaylar vuku bulmaya devam eder.
Belki birinden kurtulmak mümkün olabilir, fakat o bataklık orada durduğu müddetçe, hoş olmayan oluşumlar üremeye devam eder. Çözüm ise, milletin arzu ettiği şeylerin tespit edilip devlet eliyle millete verilmesidir.
Asla unutulmaması gereken bir şey de:
Milletin arzusu olan şeyler; kendi hakkı olanlardır. Bir dönem unutturulmaya çalışılması, bu milletin haklarından vazgeçtiği anlamına gelmez.
Gündemin hızlı değişmiş olmasını şu nedenle kabul etmek mümkün olabilir. O da; hadiseler kendi mecrasında akarsa...