Bismillâhirrahmanirrahîm!
İSLÂM dünyasının yüz akı bir direnişi ortaya koyan El-Kassam Tugayları mücahitleri, “facia” noktasına ulaşan bir tehlikeyle karşı karşıyalar! Terörist İsrail rejimi hukukî, insanî ve vicdanî hiçbir kural tanımıyor. Kutsalları yok sayıyor; camileri, hastaneleri bombalıyor; bebek, çocuk, kadın ve sivil halkı hedef alıyor; savaş kurallarının hiçbirine uymuyor. Soykırım ve savaş suçunun her türlüsünü işliyor. Sınır tanımayan bir “işgalcilik” anlayışıyla hareket ediyor.
Gazzeli kardeşlerimiz açlığa mahkûm edilmiş durumda! Siyonist İsrail, Gazze’ye gönderilen insanî yardımların bile girişine izin vermiyor. İşgalci İsrail’in Maliye Bakanı Smotrich, “Gazze Şeridi’ne bir buğday tanesi bile giremeyecek” diyerek vicdanî ve insanî anlayışın zerresinin bile kendinde bulunmadığını gösterdi. İslâm dünyasının haysiyetiyle oynanıyor. ABD ve İsrail tarafından devamlı tehdit ediliyor.
Bir toplumun açlığa mahkûm edilmesinin ne anlama geldiğini düşünebiliyor musunuz? Bir cânî, bir düşman için bile bunu düşünmek hiç de insanî değil. İnsan haklarını savunduğunu, savaşları durdurmak için kurulduğunu, dünya barışını sağlamak için var olduğunu ilân eden uluslararası kuruluşlar nerede? Yoksa, bu söylemler bir reklâm, bir görüntüden mi ibaret!
Hele İslâm dünyası!.. Birbirinizle kenetlenmek, kardeşliğinizi hatırlamak için daha hangi belâların üzerinize gelmesini bekliyorsunuz? İnsaf ve vicdanı olanlar, -affedersiniz- hayvana bile bu zulmü reva görmez. Allah’ın birbirine kardeş kıldığı müminler, böylesine büyük zulme nasıl ilgisiz ve seyirci kalabilirler?
TEHCİR YIKIMDIR
108 yıllık Filistin direnişi, “işgalci” karşısındaki haklılıklarını savunmakla işe başladı. İşgalcinin topraklarını terke zorlamasıyla birlikte sopa, balta, sapan taşları gibi ilkel yöntemlerle direnişe giriştiler. Silâhları, tankları, buldozerleri bedenlerine siper ettiler. Tarihin benzerini az gördüğü bir cihada başladılar. 10 sene süren uzun bir hazırlık döneminden sonra, 7 Ekim 2023’te işgalciye karşı başa baş, dişe diş savunmaya geçtiler. İsrail’i perişan edip karşılarına çıkamaz duruma getirdiler.
Bazı kardeşlerimiz, “zafere bir adım kala” hicret etmeyi öneriyorlar. 8 Nisan’da kendi sitesinde yazan bir kardeşimiz, “Savaş mı, hicret mi?” diye soruyor; “Hicret edin kardeşim!” diyordu. Bu öneriye 10 Nisan’da havuz medyasından iki yazar daha katıldı. “İyi niyetle” yazıldığına inanmak istediğimiz bu yazılardan sonra, “Bu kardeşler, İslâm tarihini nasıl anlıyorlar böyle?” sorusunu sormadan edemedik.
Allah Rasülü’nün (s.a.v.) hicretini ele alalım: Müşriklere karşı son ana kadar direndi. Ne zaman ki, evinin etrafı kuşatıldı; ancak o zaman Hz. Peygamber, “Allah’ın izniyle hicret kararı” aldı. Olay, cana kastetme (suikast) boyutuna ulaşmıştı. Hz. Peygamber, hicrete “kendisi” karar verdi. Bugün “düşmanları olan Amerika ve İsrail” Filistinlileri tehcire zorluyor. İki olay birbirinden o kadar farklı ki!
Filistin’in özgürleşip işgalden kurtulması aşamasındayız. Onların kardeşleri olarak bizler, “Haydi aslanım, yürüyün, sizinleyiz!” diyerek manevî ve maddî destek vermemiz halinde zafere ulaşacaklarından şüphemiz yoktur.
ÇARE SUNMA ZAMANI
FİLİSTİN cihadının en hassas noktasındayız. Müslümanlar olarak ciddi bir sınavdan geçiyoruz. Bu sınavı başarmak zorundayız. Bunun sonucunda hem Filistin, Kudüs, Mescid-i Aksa özgürleşecek; hem de işgalcilere derslerini vermiş olacaksınız! 21. yüzyılda işgal, katliam ve soykırımın yeri olamayacağını göstereceksiniz! Milyonlarca mazlumun duasını alacak, zalimin yanında durmadığınızı ortaya koyacaksınız!
Hepimiz bir avuç zalimin dünyayı tehdit edemeyeceğini göstermeliyiz. Kendimiz için, geleceğimiz için, nesillerimiz için! Bu mücadeleye bütün özgürlük sevdalılarını da dahil etmeliyiz. Dünyanın neresinde olursa olsun, Filistin’e gelerek zulmü durdurmak isterken buldozerin ezdiği ABD’li kadın aktivist Rachel Corrie gibi büyük özgürlük sevdalılarının sayısı hiç de az değil!
Filistin cihadında zalimin karşısındayız; haklıyız ve kazanacağız! Herkes neler yapabileceğini düşünsün! Yöneticilerimizi uyaralım. Filistin’e “barış gücü” gönderilmesini sağlayalım. Gün bu gündür. Kardeşlerimize yapılan zulme razı olamayız. Hep birlikte, “âcil eylem planı”mızı yapmaya başladığımızda, çok alternatifimizin bulunduğunu göreceksiniz. Hiçbirimiz zalimle birlikte anılmak istemeyiz.
9 Nisan günü, 285 milyonluk nüfusuyla dünyada en çok Müslüman’ın yaşadığı bir İslâm ülkesi durumundaki Endonezya’nın Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto, TBMM Genel Kurulu’nda konuşarak “İslâm Birliği” vurgusu yaptı. Türkiye’nin durması gereken yeri gösterdi: “Bizler iş birliği yaparsak, iş birliği halinde olursak, bir araya gelirsek daha güçlü oluruz; seslerimiz daha güçlü olur. Seslerimiz, dünyanın geri kalanında daha güçlü duyulur.”