Terör örgütü İsrail, ateşkes anlaşmasını tek taraflı bozup sahur vakti Gazze’yi bombaladı. Bize göre sahur vakti, Siyonist Yahudilere göre herhangi bir zamandır. Ancak onlar da ‘Yahudi gibi’ biliyorlar sahur vaktinin ne demek olduğunu. O saatte yaptıkları saldırıyı bilerek o saatte yapıyorlar. Sahur vakti vurgusu; inanışı ne olursa olsun insanlıktan çıkmamış herhangi bir topluluk düşman gördüğü karsısındaki insanları, dini vecibesini yerine getirirken öldürmeye kalkışmaz. Siyonist Yahudi teröristlerin insanlıktan herhangi bir özelliği kalmadığı için insanlığa dair herhangi bir durumu düşünmeleri elbette beklenemez, beklenmiyor. Terör örgütü İsrail’in sahur vakti bombaladığı Gazze’de ikiyüzden fazla çocuk şehit oldu. Bu durum, dünyada herhangi bir inanışa herhangi bir insani özelliğe sığacak bir durum değil. Siyonist Yahudiler, herhangi bir inanışa herhangi bir insani özelliğe sahip olmadıklarını açıkça gösteriyor. İsrail Gazze’de vahşi soykırım yapıyor. İnsanlıktan çıkmış Siyonist Yahudi köpekleri durduracak bir güç yok mu İslam dünyasında. Sahur vakti beş saatte ikiyüzden fazla Gazzeli çocuğu öldürecek kadar insanlıktan çıkmış Siyonist kuduz Yahudi köpekleri durduracak bir güç yok mu şu yeryüzünde. Müslümanlar halen neyin peşinde, Siyonist Yahudi kuduz köpekleri durdurmayacaklarsa halen neyin peşindeler!
Müslümanlar neyin peşinde? Halkı Müslüman ülkelerin yöneticileri gündem değiştirme peşinde. Terör örgütü İsrail Gazze’yi bombalıyor, Türkiye ne ile uğraşıyor. Ne ile uğraşıyor; seçilmiş belediye başkanlarını gözaltına almakla uğraşıyor. Bu tesadüf olamaz. Gazze bombalanırken en azından Müslüman Türk milleti tepki gösteriyordu, bu sefer bu tepkiyi bile durdurmak için bir ‘olay’ bulundu. İsrail’e karşı askeri bir adım atmayan ülkemiz yöneticileri, Gazzeli çocukları katleden terör örgütü İsrail’e halkın tepkisini durdurmanın yolunu da buldu böylece. İsrail’e en büyük tepkiyi her şeye rağmen Türk halkı gösteriyordu. Bu sefer bu tepki bile çok görüldü milletimize. Halkı meşgul etmek için aynı zamanda ‘gözaltılar’ yapıldı. Belediye başkanı olurken eğitim durumuna dair diploma ibraz edilirken neden diploma iptal edilmiyor da şimdi iptal ediliyor, neden o zaman ‘terör iltisaklı’ denilip aday olamaz denilmiyordu da şimdi deniliyor. Cumhurbaşkanı adaylığı söz konusu olunca mı bunlar akla geldi, oysa anayasa dün yazılmadı o zaman da vardı, kanunlar o zaman da vardı. Türkiye’de kanunlar politik iradenin ‘istediği zaman’ mı uygulanıyor. Her zaman herkese uygulanmıyor mu. İnsanların görüşlerine katılırız-katılmayız yalnız bu ‘olanlar’ tamamen politiktir, hiç kimse hukuki demesin, inandırıcı değil. En inandırıcı olmayanı da ‘yolsuzluk yapılmış’ olması. Neden inandırıcı değil; Türkiye’de yolsuzluk yapmayan belediye başkanı mı var. Sistem öyle ayarlanmış; yemeyen başkan olamaz. Ben bir kuruş bile yemedim diyen başkan yalan söylüyordur. Belediye başkan adayı olmak için ne dolaplar döndüğünü herkes biliyor. Bu konular Türkiye’nin yüz yıllık konusu. Yeni değil, bu gidişle de eskimeyecek. Asıl yapılması gereken sistemi kökten değiştirmektir. Buna da umut yok. Her gelen sisteme uyuyor. Sisteme uymayan Gazzeli çocuklardır; sisteme uymayan bombalanıyor.
Sistem istenirse bir günde değiştirilir. O yürekli Müslüman yüz yıldır bekleniyor. Kim benim dediyse Müslümanlar ona güvendi ama yarı yolda o olmadığı anlaşıldı her defasında. Müslümanların beklediği sistem gelmediği müddetçe Gazze’de ikiyüz çocuk beş saat içinde öldürülmeye devam edecek. Ülkemizde Müslüman’ca sistem olsaydı Gazze’de ikiyüz çocuk beş saatte katledilemezdi. Bu cümleyi yazınca derin bir ah çıktı gayriihtiyarî. Halkı Müslüman ülkelerin hangisinde Müslüman’ca sistem var; hiçbirinde yok maalesef. Gazze’de yıllardır Müslümanlar öldürülüyor. Hiçbir Müslüman da sahip çıkmıyor. Sahipsizlik. İkiyüz çocuk. Belediye başkanlığı kimin olursa olsun ne önemi var. Geçtin koltuğa bir elin yağda bir elin balda yaşadın peki o ikiyüz çocuğa yarın ne cevap vereceksin?
Etrafına bakma sanadır bu soru, sana, sana, sana, tüm koltuklarında kurulanlara!