Geçmişte herhangi bir şeyin yoksunluğunu çekenler, bugün onu elde etmekle kurtuluşa erdiklerini zanneder. Oysa baskılandıkları, yasaklandıkları, tan edildikleri ve yoksun bırakıldıkları hepten o zamanın ihtiyacıdır. Acıları diner, mahrumiyetleri giderilir, mahkûmiyetleri ödetilir, beraberinde ömürleri geçip gider. Geriye, katlandıkları zulümlere dair hatıraları, bir türlü idrakine varamadıkları suç nitelikleri, kan donduran cehaletleri kalır. Yaşayıp öğrendiklerini sandıkları her acı ya farklı bir mahiyette tezahür eder ya da bir başkasına uygulanır. Kendisinden ağıp bir başkasını pençesine düşüren zulme ses çıkarmayan hiç şüphesiz ahlâksızdır. Tanımları netleştirilemeyen ahlâk, insanları bizzat yaşadıklarına dair cehalete sürükler. Güya yoksunluğunu çektikleri nimete kavuşmuşlardır!

İhtiyaç duyulan her şey yaşayanlara sıkıntı verecek kadar çoğalmaktadır. Vatandaşı bir arada tutmanın yegâne yolu mütemadiyen baskılamak olsa gerektir ki haksızlık, adaletsizlik, ahlâksızlık, yoksulluk mukabilinde cehalet gün be gün katlanarak artar. Birtakım kahramanlar peydahlanıp insanları felaha ulaştıramayacağına göre bir şekilde geleni güzellemek, kalkıp geçmişe sövmekle mümkün görünür. Topluluklar halinde buna iştirak edilir. Görülen ya da bilinen kötülüğe yönelik bireysel açıklamalar yalanlar içerir, abartılır, art niyet barındırır. Bir tür günah çıkarmadır ve yaşadığı zamana mazeret teşkil etsin için konuşanın şahsi kötülüğünü kusmasından ibarettir. 

Şimdinin dayıları elli altmış yıl evvel yani daha çizgi filmi bile keşfetmemiş birer çocukken, rivayete göre gaz kuyruğuna ittirilir, çok fena gaz sıkıntısı çekmek suretiyle kendilerine zulmedilir. O zamanlar memleketin çoğu yerinde elektrik de yoktur ve vatandaş aydınlatma için gaza ihtiyaç duyar. Henüz mavi akım projesi hayata geçmediğinden ve devrin yetkilileri SSCB’den, Azerbaycan’dan, İran’dan gaz satın almayı akledememiş olmalıdır. Muhtemelen o zamanlar SSCB Rusya’ya dönüşmediği, İran’da İslam devrimi gerçekleşmediği, Sovyetler’in çöküşünden sonra Azerbaycan bağımsızlığını yeniden kazanmadığı için bunlarla alışveriş sakıncalı görülmüş de olabilir! Millet gazsızlıktan kırılırken ansızın bir darbe oluverir ve onlara huzur, mutluluk, Özal, ithalat; birilerine de yasaklar, cezalar, idamlar getirir. Hiç gaz kuyruğu, ekmek sıkıntısı kalmaz, ruhsal olarak da rahata kavuşurlar. Beyinleri Özal’dan vazgeçmemek için yıllarca muz ve çikolatayla beslenir, yazık ki o zamanlar ejder meyveli smoothie’yle tanıştırılmazlar. Otogaz istasyonunda zam gelmeden gaz kapmak için kuyruğa girmeye, dolar mazot denklemleri kurmaya daha çok vardır.

Refah ve de özgürlük seviyeleri öyle artar ki aynı dayılar doksanlı, ikibinli yıllarda başörtüsü mücadelesi vermek için heder olur, geriye yalnız katlanan insafsızlıkları kalır. Hoş zamanın zalimlerini işbaşına bunlar getirmemiştir! Sorsan her biri eylemden eyleme koşan, yasaklı ve de terörist ilan edilen mağdur ailesidir. Seçip işbaşına getirdikleri din soslu, küresel köpüklü, demokrat ekşili liberaller lütfedip başörtüsü, imam hatip goygoyuna girince bunlar yine mest olur. Aynı anda bir kısım başörtülüler yine terörist ilan ediliyordur, yine hapse tıkıştırılıyordur, yine kamu hizmetinden men ediliyordur ama onlar zaten haksız yere yaşıyordur. İmam hatipler tıklım tıklım vasıfsız eleman, deist, nihilist yetiştiriyordur ama sonuçta önü de arkası da açılmıştır. 

Bir de camileri ahıra çevirme muhabbeti vardır ki dayılar onu ahıra çevrilmiş camide yıllarca at beslemiş gibi anlatır. Kendi elleriyle yaptıkları putlar yüzünden ve onların eliyle aylarca camiye giremedikleri 2020 yılını, kendi seçtikleri küresel sistem yardakçılarının yaptırımıyla kaç Cuma kılamadıklarını görmeyerek üstelik… Yine de bir şükür sebebi olarak ezan Türkçe okunmamakta, salalar salalara karışmakta, hoparlörden maskeler, mesafeler, yasaklar okunmaktadır. İcabında Hıfzıssıhha Kanunu’nun bilmem kaçıncı maddesi gereğince cezalandırılacaklarını duymak hoşlarına bile gider.

Anlaşılan o ki yaşanan tekerrürden ibarettir. Zamanla tarih olur; şimdiki zamanda görülen, önüne geçmeye yanaşılmadığı gibi bir yandan kutsanan, yüceltilen zulüm gelecekte dehşet duyularak statükoyu korumak için anlatılır. Geleceğin dayıları bunu, geleceğin gençlerine; ‘Askıda ekmek kuyruğu vardı, cebimizde para yoktu, markete giremiyorduk, kiramızı ödeyemiyorduk…’ vs. şeklinde çıkışarak anlatır. Ancak ‘tanzim kuyruğu vardı, ömrümüz halk ekmek kuyruğunda geçti, ürünümüz para etmiyordu, bir kısım insan çoluk çocuk hasta demeden hapse tıkılıyordu, kamu görevinden ihraç ediliyordu, camiler yasaklanmıştı…’ ve benzeri gerçeklere hiç değinmez. Çok değil birkaç yıl sonra uçan otomobil müjdesiyle güncellenmiş yeni sömürü düzeni göklere çıkarılır.