Nefs, kişiyi hayata bağlayan bir fıtrat enerjisidir. Nefs
olmadan hayatiyet sürdürülemez. İnsanoğlunun çoğalması ancak nefsle mümkündür.
Canlılığın devamı için nefsin iştah özelliği her zaman aktiftir. Kuvve-i zaika denilen tatma hazzı olmasaydı
nesillerin çoğalması mümkün olmazdı.
Hikmete bakın ki nefsin ikinci süvarisi olan şehvet, iştahla aynı kökten gelir. Bedene yerleşik
olan bu haz kaynağı insanın çoğalan bir varlık olması için gereklidir.
Nefsin öteki özelliği öfkedir. Öteki özellikler gibi
öfke, insanın kendini savunması ve hayatı dengelemesi için gereklidir. Fıtrata
kodlanmış olan nefsin üç gücü sayesinde, bir yandan beşeri varoluş devam
ederken öte yandan insani özelliklerimiz ortaya çıkar.
Bu özelliklerin tamamı hayvanlarda da vardır. Hayvanlar
bu özelliklerini kontrol edemezler. Yaratılış güdüleriyle ihtiyaç, doyum ve haz arasında döngü içindedirler.
Akıl insana verilmiş eşsiz bir donanımdır. Akletme
özelliği ile insan fıtrat enerjisini kontrol etmeyi öğrenir. Nefs enerjisini
dizginleyen irade gücü, kalbin özelliğidir. Akıl tarafından kalbe ulaşılan
bilgi, kalp tarafından inanca dönüştürülür. Aklın bilgisi, kalpteki, bir değere bağlanma duygusu yla
birleşerek irade ve eylemi meydana getirir.
Adem le Havva cennete biricik yasağı çiğnediler. Nefsin
ne denli güçlü bir enerjiye sahip olduğunu anlamak için yeterli bir sebeptir
bu.
İnsanın derecelerle yükselen bir varlık olması ancak
nefsani dürtülerini kontrol etmesiyle mümkündür. Bir bakıma iki kanatla
uçmaktadır. Bir yanda ilim, öte yanda nefsten arınma. Adem peygambere öğretilen
isimler akla kaynaklık eden bilgileri içermektedir. Akılda var olan bilginin
tek başına geçerliliği sınırlıdır. Kalbte inanma duygusunun bu bilgiyi aksiyona
dönüştürmesi gerekir. Aksi halde nefs enerjisi aklı aldatabilir. Kalp olmadan
aklın nefse karşı gelmesi mümkün değildir. Çünkü düşünce ya da bilgi ile duyu
ya da dürtü farklı özelliklere sahiptir. Ancak kalbte yerleşik duygular
dürtüleri kontrol edebilir.
Cennetten kovulma hikayemize baktığımızda, akıl ve yasak
bilgisi yerli yerindedir. Bunun yanında gerekli olan iman zaten Adem peygamber
için şüphe götürmez. İnsan o halde neden aldanmıştır.
Şeytanın varlığı bir ayartıcı olarak geçerli bir sebeptir
bu konuda. Şeytanın Adem i kıskanması ve ona secde etmemesi ondaki kuvve-i
gadabiyeyi gösterir. Ateşten yaratılmayı üstün görerek kibirlenmiştir. Kendini
beğenme ve bu sebeple öfkelenme insanda da var olan duygulardır.
Bir bakıma şeytanın öfke gücü, bir davranış üzerinde
inanma gücünü perdelemiştir. Ancak bu ayartı sadece bir davranış üzerinde
gerçekleşmiş ve Allah inancında bir zaafa yol açmamıştır.
Biricik meyve yasağını çiğnemek öyle bir davranıştır ki
insanoğlunun yaşayacağı mekan kalıcı olarak değişmiştir.
İnsan ilk hikayesinde, başka bir çok özelliği arasından
onun için seçilmiş bir tablo vardır. Bu tabloda üç şey vardır. Bilgi, duygu ve
davranış. Doğru bilgi, doğru inançla birleştiğinde doğru davranış ortaya
çıkmayabilir. Bir başka etki karşısında; ayartıcı bir başka güç karşısında
insan yenilgiye uğrayabilmektedir.
SINANAN VARLIK
İNSAN!
Sınanmak ya da imtihan, insan psikolojisinin temel
dinamiklerinden biridir. Ego ya da nefs insanı ateşe atmak ister. İştah, şehvet
ve öfke dürtüleriyle sınanan insan kendini kontrol ettikçe yükselişi gerçekleşir.
Aklın bilgisi ya da inandım demek yetmez. İnanma düzeyiniz test edilecektir.
Bir değere bağlı olarak yaşamak, AVM den alışveriş yapmaya benzemez. Karşılıklı
bir pazarlık yoktur. İnsanın öteki insanlarla arasında ki derecesi,
sınanmalarla ortaya çıkar ve insan böyle kazanır.
Nefs en büyük sınanma aracıdır. Onda saklı olan bir çok
sır vardır. İnsanı cennetten yeryüzüne düşürmüştür. İnsanın başına gelen
sıkıntı ve sorunların büyük kısmı nefsten kaynaklanmaktadır.
Nefs gördüğüne ve hayal ettiğine nehrin yatağın akması
gibi akar. Haz ve doyumla pembe tablolara kaynaklık eder. Bununla birlikte
insanın başını derde sokar.
İçimizde dizginlenmek üzere yaratılan vahşi bir aygırdır.
Dizginlenmeyen her nefs sahibini sırtından atar. Nefsini dizginlemeyen ya da insana
bir sınanma olarak verilen nefsin arzularına müptela olmak, insan tarafından
bilindiği halde yenik düşmek kaçınılmazdır.
Nefsin hem taşıyıcı hem de bağımlı kılan iki karakteri
vardır. İnsan nefsiyle gayrete gelmektedir. Ancak ona karşı kalbi ve aklıyla
irade gösteremeyenleri avlamaktadır.
ÖFKE VE KENDİNİ
BAĞANME*
Öfkeyi meydana getiren şeyler kendini beğenme, övünme,
tartışma, inat, şaka, kibir, alay etme, sözünde durmama, zulüm, insanların uğrunda
yarıştıkları ve kıskandıkları zevkli şeylerin ardına düşmelidir. Bütün bu
saydığımız tutumlardaki ortak amaç, öç alma arzusudur. Bütün bunlar, sonuç
olarak öç almaya yönelir. Öfkeden sonra pişmanlık, hemen veya ileride
cezalandırmayı bekleme, mizacın değişmesi ve çabucak acı duyma gibi duygular
ortaya çıkar.
Kendini beğenmeyi tanımlayacak olursak, bu gerçekte
kişinin kendisini layık olmadığı bir derecede görmesidir diyebiliriz. Kendisini
bilen kimsenin görevi, birçok kusur ve eksikliklerinin bulunduğunu bilmektir.
Üstünlük, insanlar arasında o şekilde dağıtılmıştır ki, birinin mükemmelliği,
ancak ötekilerden her birinin faziletleriyle gerçekleşir. Fazilete ulaşmak için
başkasına ihtiyaç bulunduğuna göre, kişinin kendisini beğenmemesi gerekir.
Övünme, dıştaki şeylerle üstünlük yarışına girmektir.
Kendisinin dışındaki bir şeyle böyle bir yarışa giren kimse, bunu sahip
olmadığı şeyle yapıyor demektir. İnsan, her an tehlikelere ve yok olmaya maruz
kalan ve hiçbir zaman güvenemeyeceği şeylere nasıl sahip olabilir
Allah ın şu kesin ve açık ayetleri, bu gerçek için en iyi
örnek teşkil eder:
Onlara iki adamı misal olarak göster; onlardan birine
iki üzüm bağı verdik Bağın altüst olmuş çardakları karşısında, emeğine içi
yanarak ellerini ovuşturup kaldı.
Onlara, dünya hayatını tıpkı şöyle olduğunu anlat:
Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır,
nihayet kum bir çöp haline gelip rüzgarlar onu savuruverir. Allah ın her şeye
gücü yeter. Kur an-ı Kerim de bu tür örnekler çok olmakla beraber Hz.
Peygamber den rivayet edilen hadisler de çoktur. *(Tezhibu l Ahlak)