Günler ilerde

diyen şair, bize yalan söyledin. Hâlâ iyiye giden bir şey yok. Dünyada her gün

yeni bir zulüm vakasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Her yeni gün yeni savaşların habercisi.

Her sabah deniz kıyısına vurmuş insanlığı görüyoruz. Her akşam evine bir lokma

yemek götürebilmek için insanlık pazar artıkları arasında. Umut olacak ne varsa

tüketilen zamanlardayız. Sözlerimiz yeterli, amellerimiz samimi değil. Ümmet-i

Muhammed olarak bir yerde filmimiz koptu. Ve makara hızlı bir şekilde sarıyor.

Hızla saran makara sebebiyle, aleyhimize gelişen olayları anlayamıyoruz.

Meselenin aslını sorgulamayacak bir haldeyiz.

Ümmet coğrafyasında meydana gelenleri ancak liste halinde

sayabiliyoruz. Çoğu yerden haberdar bile değiliz. Ana haber saatlerinde ümmet

ve insanlık derdi olan şeyler çok dehşet veren olaylar olmadıkça yer bile

almıyor. Yazarlarımız duygularını yazmaya, siyasetçilerimiz bir dahaki seçimde

oy getirecek konuları ele alma derdindeler. Ümmetin derdini topluma anlatıp,

çözüm üretecek âlimlerimizin varlıklarını bile hissetmiyoruz. Tam bir

sahipsizlik yaşıyoruz.

Doğru soruları sormaya başlarsak çözülecek meselemiz. Ne

zamandan beri bu durumdayız Hangi ara bu kadar kendimizi kaybettik Ahirete

inandığını söyleyenler olarak hesaba tutulacağımız konularda bu kadar umarsız

olduk.

Meselenin temelini anlamak için kopan filmi geriye sarmak

zorundayız. Başımıza gelen bunca fecaate çözüm üretebilmek için. Filmin son

karesinde, Ortadoğu da, Suudi Arabistan- İran ın başı çektiği mezhep savaşı

konuşuluyor. Önce devletlere, sonra ırklara ayrıştırılıp kamplaştırılan ümmet

şimdi mezhepler üzerinden çatışma ortamına çekiliyor. Siyonizm adım adım bin

yıllık hedeflerini gerçekleştirmek için sona yaklaşıyor.

Filmin diğer karelerine bakmaya devam ediyoruz. Kuzey

Afrika dan Endonezya ya yaşanan savaş alanları Müslüman ülkeler, Müslümanların

azınlık olduğu yerlerde vatandaş bile kabul edilmeyen, yaşam hakları, inanç

özgürlüğü kısıtlanan ülkeleri görüyoruz. Demokrasi ve insan hakları konusunda

en geliştiği(!) iddia edilen batı ülkeleri içinde cami ve mescitlerinin önüne

kesik domuz başı atılarak taciz edilen, başörtülü ve sakallı olduğu için hor

görülen, terörist damgası yiyen Müslümanlara şahit oluyoruz. Filmin kopmuş

makarasında, Afrika da, sömürgecilerden kalma kabile savaşları, açlık ve

önlenebilir hastalıklardan ölen insanlar, daha iyi bir hayat yaşamak için

gitmeye çalıştıkları ülkelerin yolunda can veren mülteci olan kardeşlerimizi ve

bunun gibi her gün medyadan seyrettiğimiz alıştığımız görüntüler var.

İnandığımız kitap bize kardeşler demişti. Kardeşlik

tanımını kan ve nesep üzerinden değil inanç üzerinden bağlantılandırmıştı.

Bir mesele ile karşılaşıldığında, çözümü için uluslararası örgütleri,

koalisyonları çağırmayı emretmemişti. Kitap, İnananlardan iki kısım,

birbiriyle savaşa girişirse hemen aralarını bulun, bir bölüğü, öbürüne

saldırırsa o saldırganlarla, Allah ın emrine itaat edinceye dek savaşın.

Allah ın emrine itaat ederlerse adaletle aralarını bulup barıştırın ve adaletle

muamele edin. Şüphe yok ki Allah, adaletle muamele edenleri sever. Hiç şüphe

yok ki, Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin

ve Allah tan korkun ki rahmete eresiniz (Hucurat; 9-10) diyerek meselenin,

Müslümanlar olarak kendi aramızda, hep birlikte çözmeyi emretmişti.

Filmin koptuğu yeri bulmak durumundayız. Bu film, 28

Şubat 1997 postmodern darbesi ile Türkiye de; 11 Eylül 2001 de İkiz Kuleler e

saldırısıyla Afganistan a ABD nin başlattığı işgalle küresel çapta koptu.

Tarihte gerçekleşen bu iki olayı anlamadan, bu nirengi noktalarını

çözmeden,  günümüzde yaşananları

anlayamayız, anlayamıyoruz da. 28 Şubat la Türkiye de, küresel emperyalist

güçlerle kavgası olmayan, uyumlu siyasiler iktidara getirildi. Sermaye

yabancıların güdümüne sokularak vahşi kapitalist sistemin emrine sokuldu. İslam

Birliği ni hızla kurmak yolunda atılan adımların önüne geçildi. 54. Erbakan

Hükümet i zamanında kurulan D-8 etkinsizleştirildi. Müslümanlara bir daha hayal

bile kurdurmayacak baskılar yapıldı.

İkiz Kuleler in işgaliyle Türkiye deki durum,

küreselleştirildi. Batı 11 Eylül ü, en etkili kurumlarıyla, modern zamanların

Haçlı Seferi nin başlangıcı olarak adlandırdı. Afganistan ın işgaliyle

başlayıp Irak la devam eden sonunda ülke sınırlarımızın içine kadar yerleşen

Son Haçlı seferi tüm hızıyla devam ediyor. İlk işgallerinde kendi askerlerini

kullanan Siyonizm ve avenesi, artık bölge insanını yani kardeşleri bir birine

kırdırıyor. Bu işgal ile Büyük Ortadoğu Projesi içinde bulunan tüm ülkelerde

iktidarlar emperyalizm ile uyumlu ve Siyonizm e hizmet eder duruma getirildi.

Bu ülkelerde İslam Birliği hedefini taşıyan tüm kadrolar tasfiye edildi,

itibarsızlaştırıldı ve pazifize edildi.

Başımıza gelen belalar, 28 Şubat sürecinde, İslam

Birliği ni kurmak için çalışan Milli Görüş ve onun temsilcisi Necmettin

Erbakan a sahip çıkmadığımızdandır. Bizim korkaklığımızın ve hedefsizleşmemizin

bedelini tüm ümmet ve insanlık ödüyor. Tarihteki bu hesaplaşmayı yapmaz isek korkulur

ki, geleceğimizde bunları yaşamaya devam edecektir.

Bu filmi tekrar, koptuğu yerden çekmek zorundayız!