Bu mukaddes mabedin üstünde ruhlar akın akın parlamakta, bu ulvî kubbenin altında nurlar dalga dalga coşmaktadır Sabahın baygın ruhu sanki cisimleşmiş de İlahî Güzellik, semâda, yahut sanki Sînâ daki gibi yere inmiş Tabiat, karanlığın örtüsü altında uykuya dalmışken, o sanki gecenin nurlu kalbidir, uyumadan bekler. Evet, o bir kalptir, bir coşkulu aşık kalbi; ki içinden her an binlerce inleyen zikir yükselir. Cephesinde İslâm ın göğsündeki yüce anlam görünür. O göğsün feyizli nefesleriyle sanki bir yığın taş, kıyam etmiş ve yükselmiş, aydınlığın timsali olmuştur. Nasıl aydınlık timsali olmaz ki Şu pek sakin duran duvar, asırlardan beri bâtılın saldırılarına karşı, bir kere dahi yılmadan, usanmadan göğüs germektedir. Bu bir mâbed değildir, Allah a yükselmiş ibadettir. Bu bir görüntü değildir, sanki Hakk a ulaşan bakıştır. Şüphesiz semadan inmemiştir, fakat semavîdir: Zemînî olmayan (İlâhî) bir feyzin tecellisiyle doludur "1 

Mehmet Âkif, kendisine "Camideki Şair" unvanını kazandıran ve Safahat ın ilk şiiri olan "Fâtih Camii"nde böyle söyler. Millî şairimiz, çocukluğunun en güzel dönemlerini ve öğrenim hayatının ilk yıllarını bu camide yaşamıştır. Fakat ona bu şiiri yazdıran asıl kuvvet, Fâtih Camii nin medeniyetimiz içindeki yeridir

Fâtih Camii nin medeniyetimizdeki yeri

"Konstantiniyye elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir." müjdesi gerçekleşmiş, Bizans ın kapılarından içeri girilmiş, Fâtih Sultan Mehmet, şehrin anahtarını hocaları Akşemseddin, Molla Hüsrev ve Molla Gürânî ile birlikte teslim almıştır. Fakat İstanbul viran haldedir

Öyleyse bu beldeyi kutlu bir Müslüman şehri yapmalı, bayındır hale getirmelidir.

"Fetih babası Sultan Mehmed Han Hazretleri", bânîsi olacağı muazzam bir eseri şehrin hâkim bir tepesine ve kendisine yakışacak nitelikte inşa ettirmeliydi. Bu düşünce sayesinde, İstanbul, kendi toprağında vücut bulacak ilk selâtin camiye ve onunla birlikte, o yıllarda eşi benzeri olmayan muazzam külliyeye, fethedilişinin 17. yılında kavuşacaktır

Medeniyet değiştiren inşa  

Şehri fetheden sultanın sıfatını taşıyan Fâtih semti, İstanbul un kuruluşundan itibaren dinî roller üstlenmiş bir beldedir. Haliç e doğru uzanan vadilerin bu dördüncü tepesi nde vaktiyle Constantinus un anıt mezarı ve daha sonra onun yerine yapılan Havariyun Kilisesi bulunmaktaymış. Bizanslıların en kutsal kiliseleri arasındaki bu yapı harap hale gelince Fâtih, kalıntıları temizletmiş ve bu "Şerefli Cami"yi yaptırmıştır.

Cümle kapısının üstünde "Hattat Sofî oğlu Ali nin kalemiyle" yazılmış olan "tarih" kaydına göre Fâtih Camii nin inşasına 1463 de "binlerce büyük evliyânın duası ile" başlamıştır. Evliyâ Çelebi eserin bitiş tarihinin şu mısra ile kayıt altına alındığını yazar: "Şeyyed Allahü erkânuhâ".  Ebced hesabıyla tarih hicrî 875 dir (1470).

İlk dönemlerinde Ayasofya dan ayırmak maksadıyla "Yeni Camii"  (Cami-i Cedîd) adıyla da anılan Fâtih Camii nin en büyük özelliği "büyük bir külliyenin merkezine yapılmış" olmasıdır. Büyüklükte Ayasofya dan sonra ikinci gelen Fâtih Camii ile külliyenin mimarı, Atik Sinan (Azatlı Sinan) olarak bilinen Sinaüddin Yusuf bin Abdullah tır.

Fâtih Külliyesi, İstanbul a Türk döneminin karakteristik manzarasını kazandıran büyük külliyeler dizininin ilk halkasıdır. Külliye, o döneme kadar Türk-İslam mimarisince yapımı gerçekleştirilen en büyük bina kompleksidir. İstanbul un ilk üniversitesi sayılan Fâtih Külliyesi, simetrik bir düzen içinde tasarlanmıştır. Bünyesinde, günümüzde Akdeniz ve Karadeniz medreseleri olarak anılan Sahn-ı Seman (Yüksek Öğretim) ve Tetimme (Orta Öğretim) medreseleri, darüşşifa (hastane), tabhane (misafirhane), aşevi, kütüphane ve hamam gibi yapılar bulunuyordu. Ayrıca, sekiz Sahn-ı Seman medresesinin (semâniye) her birinde birer kütüphane vardı ve hatta dokuzuncusu cami içinde oluşturulmuştu. Külliye içinde bunlardan başka; türbeler, kervansaray, çarşı ve hamam bulunmaktaydı.

Bazı mimarî özellikleri

İstanbul un ilk selâtin camii olan Fâtih Camii, bugün ilk yapıldığı haliyle  mevcut değildir. Çeşitli dönemlerdeki depremlerde hasar gören camii, 1771 de Sultan III. Mustafa tarafından Mimar Tahir Ağa ya yeniden inşa ettirilmiştir.

İlk Fâtih Camii nin düzeni ondan hemen sonra inşa edilen Atik Ali Paşa Camii nin büyük çaplı bir benzeriydi. Fâtih Camii nin ilk yapımında, cami alanını geniş tutmak için duvarlar ve iki ayak üzerine bir kubbe oturtulmuş ve bunun da önüne bir yarım kubbe ilave edilmişti. Cami,  etrafı revaklarla çevrili bir iç avluyu takip eden bir son cemaat yerine de sahipti. Camiye mukarnaslı bir taç kapıdan girilmekteydi. Caminin mihrabında ise orta mekânın yarısı boyutlarında yarım kubbe bulunmaktaydı.

Yeni yapılan Fâtih Camii ise ilkinden tamamen farklı bir plân şemasına sahiptir. Caminin ikinci defa yapılışında payandalı camiler plânı uygulanarak küçük kubbeli sivri bir bina meydana getirilmiştir. Caminin ana mekânını, dört fil ayağı payeye oturmakta olan merkezî kubbe ve bu kubbeyi destekleyen dört yarım kubbe oluşturmuştur. Bu yarım kubbelerin etrafında ikinci derecede yarım ve tam kubbeler bulunmaktadır. Kubbelerin dış kasnakları sekiz köşelidir ve kemerlere oturur.

Fâtih ten Âkif e

İstanbul un ilk selâtin camii olarak kayda geçen Fâtih Camii, Fâtih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Fakat camiin "selâtin" oluşuna farklı boyutlarda Sultan Bayezid Veli (II. Bayezid), Sultan IV. Mehmed,  Sultan III. Ahmed, Sultan III. Mustafa, Sultan II. Mahmud, Sultan I. Abdülhamid ve Sultan II. Abdülhamid de katkı sağlamışlardır. Bu katkıların sonuncusunu şairler sultanı Mehmet Âkif yapmıştır. Âkif, yukarıda sözünü ettiğimiz "Fâtih Camii" şiirinin bir bölümünde, Fâtih Camii Medresesi nde müderrislik yapan babası Temiz Tâhir Efendi yle olan hatıralarını şöyle yâd eder:

"Sekiz yaşında kadardım. Babam gelir: Bu gece,

Sizinle câmie gitsek çocuklar erkence.

Giderseniz gelin amma namazda uslu durun;

Merâmınız yaramazlıksa işte ev, oturun!

Deyip alırdı beraber benimle kardeşimi.

Namâza durdu mu, hâliyle koyverir peşimi,

Dalar giderdi. Ben artık kalınca âzâde,

Ne âşıkane koşardım hasırlar üstünde!"

Son söz: Fâtih Camii, bugün de böylesi âşıkâne koşular yapanların cennetidir.  Yollarımızın cennette kesişmesi dileğiyle

1Metnin Orijinali: "Bu kudsî ma bedin üstünde tâbân fevc fevc ervâh/Bu ulvî kubbenin altında cûşan mevc mevc envâr./Tecessüd eylemiş gûyâ ki subhun rûh-i mahmûru;/Semâdan yâhud inmiş hâke, Sînâ-reng olup, Dîdâr!/Tabiat perde-pûş-i zulmet olmuş, hâbe dalmışken,/O, gûya kalb-i nûrânîsidir leylin, durur bîdâr. /Evet bir kalbdir, bir kalb-i cûşâcûş-i âşıktır,/Ki cevfinden demâdem yükselir bin nâle-i ezkâr. /Nümâyan cebhesinden Sadr-ı İslâm ın meâlîsi:/O sadrın feyz-i enfâsıyle gûyâ bir yığın ahcâr, /Kıyâm etmiş de, yükselmiş de bir timsâl-i nûr olmuş./Nasıl timsâl-i nûr olmaz Şu pek sâkin duran dîvâr,/Asırlar geçti hâlâ bâtılın pîş-i hücûmunda,/Göğüs germektedir, bir kerre olsun olmadan bîzâr: /Bu bir ma bed değil, Mâ bûd a yükselmiş ibâdettir;/Bu bir manzar değil, dîdâra vâsıl mevkib-i enzâr./Semâdan inmemiştir, şüphesiz, lâkin semâvîdir:/Zemînî olmayan bir cilve-i feyyâzı hâvîdir."