Bilgilenme, hayatın her alanında var olan bir ihtiyaçtır.

Hem de hava-su gibi bir ihtiyaç.

Bir düşünürün dediği gibi “Bildiğiniz kadar düşünürsünüz.”.

“Evlilik” hakkında bilgisi olmayan, düşünmeden gelişi güzel

evlilik yapar. Tabi bunun sonucunda da önüne çıkacak engellere “direnç”

gösteremez. Hayatı boyunca devamlı zorluklarla mücadele etmeye mahkûm olur.

Bilinçli kişinin evliliği ile cahil insanın evliliği aynı

olabilir mi Bundan her bilgili insanın evliliği sağlıklı olur anlamı çıkmaz

elbette.

Öyle olsaydı; başta eğitmenler olmak üzere bütün bilgili

insanlar dünyadaki en mutlu çiftler olurdu. Oysa geçimsizliklerin çoğu bu

çevrelerde yaşanıyor.

***

“Bilgilenme olmazsa ne olur ”

“Bilgilenme olmazsa” kıyamet kopmaz ebette…

Nasıl ki bugüne kadar milyonlarca bilgisiz insan yaşaya

gelmişse, bundan sonrakiler de pekâlâ öyle yaşayabilir.

Burada size anlatmaya çalıştığımız bilinçlenmenin kişiye

kazandırdığı “güven ve huzur”dur.

İnsanca yaşamak ve düzenli bir hayatın olmasını isteyenler

için “bilinçlenmeye” herkesin ihtiyacı vardır.

“İnsan ne kadar bilinçlenirse o kadar huzurlu olur.”

Bilgilenme olmazsa kıyamet kopmaz ama” taklitçilik”

kaçınılmaz olur.

Bilgisiz insanlar, başkalarını taklit ederek yaşarlar.

Başkalarına özenerek yaşayanlar, benliklerini kaybederler.

Çünkü “taklitçilik bir hastalıktır.”

Bu hastalığın içinde cahillik ve başkalarının kişiliğine

bürünerek benliğini kaybetme vardır.

***

Bir başkasının yaşantısına, kıyafetine bakıp “O nasıl

giyiniyorsa, o nasıl yürüyorsa, o nasıl davranıyorsa” aynısını alıp yapmak

”taklitçilik” olur.

Size mutluluk tablosu çizenlerin davranışları çoğu zaman

göründüğü gibi değildir.

Dış görünüşe bakarak karar verenler her zaman aldanır.

Kendinize model olarak aldığınız insanlar, evinde farklı,

dışarıda farklı olabiliyor.

Yeni evlenen çiftler, kendilerini değişik kişiliklere

benzetmeye çalışırlar, onlar gibi yaşamak isterler. “Onlar mutlu gözüktüklerine

göre biz de onlar gibi mutlu olalım.” derler.

Bu davranışları kendi benliklerini yansıtmadığı için kısa

zamanda bundan bıkıp başka bir arayışın içine girerler. Bu davranışların

sonucunda kendilerine olan “güvenleri” sarsılır.

***

“Bilgilenme nasıl olmalı” sorusuna gelince ..

Bu satırları okuyor olduğunuza göre; bilgilenme gayreti

içindesiniz deme ki…

Bu metodu kısaca size anlatmaya çalışayım.

Bilgilenme arzusu, adım adım ilerleyeceğiniz bir süreçtir.

“Beşikten mezara kadar devam eden” ve sonu gelmeyen bir süreç…

Kulaktan dolma bilgilerle dolaşmak, medya haberleriyle

yetinmek, duyduklarıyla hareket etmek kişiyi “sıradanlaştırır ve ön yargılı”

yapar. Bu durumda yapılması gerekeni hatırlatalım. Bilgilenmede değişmeyen

kaynak “kitap”tır. Eğitmen yani hoca, yol gösteren ve yönlendiren kişidir.

Çevreden öğrendikleriniz, yaşadıklarınız, duyduklarınız ve

gördükleriniz kitaba ve hocaya başvurmak için birer araçtır.

Bilgilenmedeki amaç ise,”kitap ve eğitmen”dir. Sağlıklı

bilgilenme ancak bu şekilde elde edilir.

***

Bilgilenmede uygulanacak metotlara gelince.

Bilgilenmede uygulanacak metotlar devamlı değişiyor ve

gelişiyor. Sonuç itibariyle değişmeyen ana metodu belirtmeye çalışalım.

Birinci metot; teknolojinin imkânlarından yararlanarak elde

edeceğiniz bilgiler için bütün yolları deneyin. Çağımızda okuyarak, duyarak ve

yaşayarak öğrenilecek bilgilere her mekânda ulaşılabiliyor.

İkinci metot; bilgi dağarcığınızda depoladığınız bilgileri

güzelce harmanladıktan sonra, tek tek “analizlerini” yapın. Üçüncü metot;

analizlerini yaptığınız bilgilerden hangileri kişiliğinize ve inancınıza

uygunsa onların” sentezlerini” yapın.

Yani kendi seviyenize göre “yorumlayın.”

Bunların haricindekiler, “teferruattır.”