ÇOK değil bir iki kuşak öncesinde genç kız ve erkeklerimiz yirmili yaşların başında dünya evine girerler, hayat mücadelesine başlarlardı. Erken yaşta evliliğin kendi içinde sorunları olsa da hayat mücadelesine erken başlamanın avantajları da vardı elbette.
Günümüzde kız ve erkek çocukların ailelerinin de teşvikiyle okumaya yönelmeleri, iş hayatına atılmaları evlenme yaşını oldukça yukarılara çekmeye başladı. Üniversite okumak, işe girenlerin kariyer sahibi olma istekleri, hayata daha iyi şartlarda hazırlanmak adına mal, mülk edinme arzuları gibi nedenlerle gençlerimiz evlenmekten kaçınmaya başladılar.
Eskiden genç yaşta evlendirilmek istenen kızlar - erkekler karşılarındaki gelin / damat adayına pek şart öne sürmezlerdi. Evin kızını isteyen damat adayının dizlerine bakılması adettendi. Eğer namazını kılıyor, dinine bağlı ise gerisi nasıl olsa hayatın zorlukları içerisinde hallolur diye düşünüyordu ebeveynler. Bir yuva kurmanın elbette kolay olmadığını aileler de biliyorlardı. Kendileri de o zorlukları yaşadıklarından olsa gerek çocuklarına ellerinden gelen yardımı da yapıyorlardı. Fakat yuva kurmak kolay değildi. Buna göre hazırlıklar yapılır gelin de damat da bu duruma göre masraf ederdi. Zar zor geçinileceğinden eşyalar, düğün salonu masrafları vb. harcamalar bütçelere göre çocukları zora sokmayacak şekilde ayarlanırdı. Yeni evli çift bir müddet taksit ödemek zorunda kalsa da neticede biterdi taksitleri. Daha sonra gelir durumuna göre başlarını sokacak tek göz de olsa bir ev telaşesi kaplardı aileyi. Çocukların da aileye katılmalarıyla ihtiyaçlar değişime uğrasa da el birliğiyle üstesinden gelinmeye çalışılırdı tüm zorlukların.
Şimdi öyle erken yaşta evlenen pek bulunmuyor çevremizde. Kızlarımızın da erkeklerimizin de yaşları otuzlara dayanıyor hatta geçiyor ama bu durumdan hiç rahatsız değiller ve hâlâ bekâr olarak hayatlarına devam ediyorlar. Yaş ilerledikçe karşı taraftan istekler de çeşitleniyor, en ufak detay önem kazanmaya başlarken asıl üzerinde düşünülmesi gereken özellikler göz ardı ediliyor artık.
Bir hanıma talip olan beye evi, arabası, maaşı, işi sorulur oldu öncelikli olarak. Daha sonra beklentiler sıralanmaya başlanıyor. Dini yaşantısı olup olmadığı belki ilk üçe bile giremiyor istek sıralamasında. En önemli özellik kızın rahat ettirilmesi, baba ocağındaki gibi bir yaşantıya devam etmesinin temini şekline dönüşüyor artık.
Yüksek tahsilini yapmış, bir işte çalışan ve kendi geçimini temin eden bir hanım da eğer erkek bu imkândan daha iyi durumda değilse ona pek yüz vermiyor ve “ne diye kahrını çekeyim zaten bu şartlar bende var” diye kendini zora sokmak istemiyor. Erkek de hayatının belli dönemini zaten yalnız geçirdiğinden gelin adayının boyuna posuna, gözünün renginden giydiği elbiseye kadar pek çok ayrıntıya kapılıp gelinde kusur arama sevdasına kapılıyor. Toplumda giderek azalan iki cins arasındaki mesafe de bu işin tuzu biberi olmakta. Erkek olsun kadın olsun evlenme aşamasına kadar karşı cinsten pek çok insanla muhatap olması dolayısıyla her çeşitten insanı tanıdığından beğenmesi ve evlenmeye karar vermesi de giderek güçleşmekte. Önüne gelen erkek/kadın ile çıkanlar evlenme aşamasına geldiklerinde ne gariptir ki el değmemiş, gözü açılmamış birisini bulmaya çalışmakta; bu da haliyle evlilik konusunu daha da tecil ettirmekte. Bir de giderek zorlaşan hayat şartları, belli bir dönemden sonra kız ya da erkeği evlilikten soğutarak yalnız başına olmanın daha sevimli olduğu fikrine kapılmasına neden olmakta. Yalnızlık da Allah muhafaza farklı ilişkilerin, gayri meşru yaşayışların toplumda yer bulmasına zemin hazırlayarak cemiyetimizi ahlaki olarak tehdit etmektedir.
Minik bir tebessüm
Kumar
Temel ile Dursun kumar oynuyorlarmış. Her ikisi de kaybetmişler o gece. Temel donuna varıncaya değin kaybetmiş. Dursun’un ise sadece donu kalmış vaziyetteler. Temel Dursun’a bakmış ve:
-Dursun senin neyini seviyorum biliyor musun Der. Dursun:
-Neyimi seviyorsun. Temel:
-Kumar oynarken nerede duracağını biliyorsun.
İlgilisine Notlar:
•Kendinizle iyi geçinin zira hayatta en uzun ilişkiyi kendinizle kuruyorsunuz.
•“Namaz kılan bir toplumun psikolojiye, zekât veren bir toplumun sosyolojiye ihtiyacı yoktur.” Cemil Meriç
•İnceldiği yerden kopmuyormuş insan daha ziyade incindiği, incitildiği yerden kopuyormuş.
•“Delisi olmadığın bir şeyin velisi olamazsın” Hz. Mevlana