Her şey göz önünde oluyor. Hiç kimsenin tenhası kalmıyor.
Her yer merkez haline geliyor. Kalabalık içerisinde birbirine ifadesiz yüzlerle
bakıp geçilen, tanış olma halinin ortadan kalktığı zamanlarda yüz yüze
bakılabilen yerler, muhitler giderek tükeniyor. İnsan; ne kadar yalnız, ne
kadar ulaşılmayacak, erişilmeyecek yerlerde olursa o kadar emniyette olacağı
düşünülüyor. Kimse kimseye kalbini, sofrasını açacak cesareti bulamıyor.
Sevgisi kalmayan bir topluma yetiştik. Merhameti, adaleti ellerimizle boğduk. O
kadar cılız kaldı ki üç beş kalp sahibinin sesi, onu da duymaz olduk.
Binalar yükseliyor, insanlığımız alçalıyor. Sessizliği
sükûneti arıyoruz, eğer bir miktar gizli kalmış yanımız varsa orada. Kentin sokakları
tekin değil çünkü ayaklarımıza bağ olan bunaltımız, nefretimiz var. Kıvılcıma
ihtiyaç duymuyoruz, gözlerimizde taşıyoruz. İçimizdeki çocuğu ayıplaya ayıplaya
öldürüyoruz. İçinde azıcık çocuk kalmış adamları lacilere bürünmedikleri, beton
maskeler takmadıkları için sokakta öldürüyoruz. Yüzlerinde çocuk gülümsemesi
ile gidiyorlar. Ölümlerden malzeme, ölümlerden bir çıkar yol umar hale gelindi.
Magazinleştirdiğimiz her hayat, her ölüm bizi açık bir şiddetin bazen öznesi,
bazen nesnesi yapıyor.
İyi adamlara iyi atlar bulup gönderdik, geriye kalan kötü
adamlar ve kötü atlar hakkında hiçbir fikrimiz yok. Kartopu oynarken öldürülen
bir insan Bütün camlar en değerli elmastan olsa ne yazar Bir insanın yaşam
hakkını elinden alan öfkeyi hangi psikolojik analiz paklar. Ya da her konuya
maydanoz uzmanlar, sosyologlar bunu da tahlil etsinler. Belki bir mebusluk
teklifi alırlar. Olmazsa tv haber bültenleri dozajı artırılmış hüzün eksinler:
Bir can akşam evine dönemedi. Evine dönemeyenlerin umudu hep pencerede, zilde
asılı durur. Hep bir bekleyiş. Beklemek çok yorar kalbi İyi adamlar
beklediğinden mi toplumun kalbi yorgun
Dışarda kar var, bembeyaz. Bembeyaz uçsuz bucaksız.
Bakıyorum, kar ve kan. Karda daha çok belli oluyor kan. Eve dönemeyen
çocuklarını bekleyen anneleri düşünüyorum. Gözleri nemli, dilleri dualı Eve
dönsün bütün çocuklar, yolları kar esir almaz diye düşünüyorum. Yolları
rahmetsizlik esir alır. Yolları merhametsizlik keser. Yolları açalım, çocuklar
evlerine dönsün. İnsanlık kalbine dönsün. Beton binalara, saçma sokaklara eve
dönmeyenlerin isimlerini vermek onları yaşatmaz. Yaşatacak şey çocukları eve
döndürmektir. Ekonomik sosyal paketlerden, iç güvenlik yasalarından değil,
gelin merhametin çığ gibi yayılacağı hepimizi insana döndüreceği yasalardan
konuşalım. Merhamet yasaları çıkaralım, yaraları onaralım. Anaların gözlerini
perdenin ardından alıp, nemlerini silelim. Gelin, çocukları evlerine
döndürelim.
Dolmuşlara Orhan şarkıları, Müslüm şarkıları ile
hüznümüzü bindirelim. Kızlarımızı evlerine hasret rüzgârları ile değil,
rahmet rüzgârları ile güvenle gönderelim. Gözlerine kan sıçrayanların,
gözlerini rahmet rüzgârları ile temizleyelim. Abi bugün dolmuş boş, benim içim
dolmuş. Ben biraz yürümek istiyorum. Belki eve dönerim.
Hoşça bakın zatınıza
Taş Gemi
Küs Nefes
küsecek kadar sevmeli insan birini/ o gelince küsmeli:
neredeydin bunca zaman/ niye sevmedin beni, küsecek kimsem yoktu/ demeli o
varken de kimse ile küsmemeli
(Haydar Ergülen/Üzgün Kediler Gazeli)
Milli görüş var, onun temsilcisi Saadet Partisi var,
küsmüyoruz kimseye. Hayat devam ediyor, imtihan da. Herkesin yolu açık olsun,
kervan yürüyor. Hocamız diyordu ya: Zor bir yolda yürümek mecburiyetinde olan
insanlar, yolda yürümeye başlamadan önce, gönüllerinde ve zihinlerinde yürümek
ve yol almak zorundadırlar. Evvela, Bu yolu ben nasıl aşarım Korkusundan
kurtularak yola çıktıklarında görürler ki yol zor da olsa bir müddet sonra
aşılmış yürünmüş ve hedeflenen yere gidilmiştir. İşte o zaman, insanların
yüreklerinde, aslında yolun zannedildiği kadar zahmetli olmadığına ve bütün
sıkıntılı yolların aşılabileceğine dair bir iman doğar. Biz yürüyüşümüze ve
yola bakalım. Yoldakilerin ne olduğuna değil.
Dağarcık
Düzen/1
Görevliler, görevini yapmaz.
Politikacılar konuşur ama hiçbir şey söylemezler.
Seçmenler, oy kullanır, ama seçmezler.
Bilgilendirme medyası bilgilendirmez.
Okullar cahillik öğretir.
Yargıçlar, kurbanları cezalandırır.
Ordular, kendi vatandaşları ile savaşır.
Polisler; suç işlemekten, suçla savaşmaya zaman bulamaz.
Kârlar özelleştirilirken iflaslar kamulaştırılır.
Para, insanlardan özgürdür.
İnsanlar nesnelerin hizmetindedir.
(Eduardo Galeano/ Kucaklaşmanın Kitabı)
En iyi erdemi
büyük şehirlerde aramayız.
Jane Austen