Bundan böyle haftada bir Emeğin Penceresi köşesinde

sizlerle birlikte olacağız. Dilimiz döndüğünce, sektörel

değerlendirmeleri,  çalışanların

sorunlarını, ekonominin gidişatını, değerlendirmeye çalışacağız.  Cenab-ı Allah kalemimizi düzgün, sözümüzü

kuvvetli kılsın.

İlkyazımız, malum olduğu üzere gazete olarak yakından

takip ettiğimiz şeker sektörü üzerine olacak.

Tatlı yiyelim tatlı konuşalım misali şekerle başlasak

da bahsedeceğimiz konu o kadar tatlı olmayacak. Bilindiği üzere kamunun

elindeki 25 şeker fabrikası yıllardır özelleştirme kapsamında bulunuyor.

Fabrikalar satılacak diye bir çivi dahi çaktırılmıyor. Emekli olanların yerine

kimse alınmıyor. Avrupa ve ABD deki emsalleri sürekli yenilenirken, bizde eski

teknoloji ile çalışmalarına göz yumuluyor. Yani anlayacağınız yıllık 3 milyar

dolar yerli katma değer üreten, stratejik bir sektör satılacak diye tamamen

kendi haline bırakılmış durumda.

Peki, neden böyle

Avrupa da ve ABD de şeker fabrikalarına yönelik

politikalar, üretmek üzerine kurgulanırken bizde maalesef ürettirmemek

üzerine kurgulanıyor da ondan.

Zaten Bakanlar Kurulu nda dışarıdan 2 gemi şeker getirir

ülkenin şeker ihtiyacını karşılarız şeklinde olaya bakan Bakanlar olduğu

müddetçe burada hükümetten farklı bir açılım beklemek de aymazlıktan başka bir

şey olmaz. Bu Bakan da halen görevinin başında bulunuyor

Özelleştirme yönü böyle.

Meselenin bir de NBŞ boyutu var. Mısır şurubundan yapılan

tatlandırıcılara yönelik kota uygulaması da şeker pancarının ekim alanını

doğrudan ilgilendiriyor. Bu yazıda asıl vurgulamak istediğimizi de bu nokta

oluşturuyor. Çünkü mevcut 4634 sayılı Şeker Kanunu yürürlüğe girdiği 2001

yılından bu yana yüzde 10 olan NBŞ kotası neredeyse her yıl, Şeker Kurumu nun

görüşü doğrultusunda Bakanlar Kurulu kararı ile artırılıyor.

Pancarın ekim alanını doğrudan daraltan NBŞ kotalarının

artışı, gerçekten ihtiyaçtan mı yoksa bir lobinin çalışması sonucunda mı

yapılıyor Burada ciddi bir soru işareti bulunuyor.

Şeker-İş Sendikası da Bakanlar Kurulu nun bu kararını her

yıl Danıştay a götürerek karşı dava açıyor. Nitekim sendika bu davaların 1 i

dışında hepsini kazandı. Yani Bakanlar Kurulu nun kota artırma kararı haklı

gerekçeye dayanmadığı için Danıştay her seferinde sendikayı haklı buldu.

Ancak asıl garabet de burada yaşanıyor. Danıştay,

Bakanlar Kurulu nun NBŞ kotalarının artırılmasına yönelik kararının yürütmesini

durdurmasına rağmen bu kararların hiç birisi uygulanmıyor.

Son günlerde operasyon ve paralel yapılanma

kelimelerini sık sık duyuyoruz. Ancak asıl operasyonun alası şeker sektöründe

her yıl tekrarlanıyor. Nedense kimse buradaki operasyonu görmüyor veya

görmezlikten geliyor.

Şeriatın kestiği parmak acımaz diye biliyoruz fakat

burada acıtıyor. Çünkü yapılan operasyonlarla şeriat yok sayılıyor.

Peki, bu hukuksuzluk her yıl nasıl yaşanıyor

Bakanlar Kurulu, Şeker Kurumu nun da önerisiyle NBŞ

kotalarındaki artırma kararını pazarlama yılının sonuna doğru alıyor. Sendika

da vakit kaybetmeden Danıştay a dava açıyor ancak mahkeme kararını verinceye

kadar NBŞ ciler aldıkları fazladan kotanın karşılığını çoktan satmış oluyorlar.

Dolayısıyla mahkemenin kararı da uygulanamıyor.

Sendika da hileli durumun önüne geçmek için bu yıl farklı

bir yol izleyerek NBŞ kotalarına yönelik artışın pazarlama yılının başında

belirlenmesi için Şeker Kurumu na başvurdu. NBŞ kotalarındaki artış pazarlama

yılının başında belirlenirse Danıştay kararının da uygulanma imkânı olacak.

Dolayısıyla NBŞ ciler fazladan aldıkları kotayı satamayacaklar. Şeker Kanunu da

buna müsait.

Ancak gelin görün ki, sendikanın bu başvurusuna da ayak

sürüyorlar.

Şeker Kurumu Başkanı Hüsnü Tekin ile geçen hafta

yaptığımız görüşmede de bu sorunun cevabını aradık. Ancak istediğimiz yanıtı

alamadık. Tekin, yuvarlak cümlelerle sadece durumu özetlemekle yetindi. Sadece

bir cümlesi dikkatimizi çekti. Sendikayı kastederek; bu sene görecekler dedi.

Tekin, burada neyi kastetti bilemiyoruz fakat NBŞ kotalarındaki bildik hikâye

bu yıl da tekrarlanacak gibi görünüyor.

Türkiye Hukuk devleti ama istenildiğinde Bakanlar Kurulu

da dâhil hukukun arkasından dolanabiliyor.

NOT: Şeker sektörüne ilişkin bugün gazetemizle birlikte

çarpıcı bir eki beraberinde alacaksınız. BEREKET ekimizin bu sayısında şeker

fabrikaları ve şeker pancarı üzerinde oynanmak istenen oyunları farklı

başlıklarla geniş bir şekilde anlatmaya çalıştık. Bu gündem yoğunluğunda ne

alaka diyebilirsiniz. Ancak bugün tartışmaların harareti azalınca ilk gündeme

gelecek konuların başında bu durum geliyor.