Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (C.C.)›a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize âline ve sahabelerine olsun.
Emanet: Bir kimseye koruması için bırakılan maddi ve manevi şeydir. Peygamberlerin sıfatlarından birisi de «emanet”tir. Allah Teâlâ’nın insana yaptığı tekliflerin tamamına emanet denilmiştir. İnsanın görevi, ruhlar âleminde verdiği “misak” ile yüklendiği emanetin gereğini yerine getirmektir. Bu görev, Kur’an ve sünnet emanetini sahiplenmek, İslam’a yönelmek ve İslam’ı “din ve düzen” olarak yaşamak, yaşatmak için mücadele etmekten ibarettir. AHZAB 72-73: “Gerçek şu ki, biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar; onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. Yüklenilen bu emanete ihanet etmeleri yüzünden, Allah münafık erkeklerle, münafık kadınlara ve kendisine şirk koşan erkek ve kadınlara azap edecek ve bu emanete ihanet etmeyen inanmış erkek ve kadınlara tevbe nasip edip, tevbelerini kabul edecektir. Çünkü Allah, gerçekten çok bağışlayandır, merhamet edendir.” Burada ihanet, Allah’ın emirlerini terk edip yasaklarını çiğnemek, Resulün sünnetini yani örnekliğini terk edip batılın önderlerini örnek ve önder kabul edip onların izinden gitmektir. Aynı zamanda emanet, devlet yönetimindeki siyasi ve idari görevler anlamında da kullanılmaktadır. Bu görevlere getirilecek olanlarda aranacak vasıf ise ehliyettir. Ehliyet ise adalet ile iş görmek ve hüküm vermektir. NİSA 58: “Allah size, mutlaka emanetleri ehli olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder…” Bu ayet, adil yönetim ve yargılamayı emretmektedir.
Adalet, düzenli ve dengeli davranmak, her şeyin ve herkesin hakkını vermek, haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutmak, bir şeyi yerli yerine koymak, insafı ve eşitliği esas almaktır. Adalet ancak İslam’dan doğar. İslam, toplumun bütün kesimlerini barış içinde yaşatacak esaslar koymuş, ümmetin refah ve güvenliğini garanti altına alan adil bir düzen kurmuştur. Batı müktesebatı ve hak anlayışı ile toplumun refah ve güvenliğinin adil bir şekilde sağlanması imkânsızdır. Çünkü Batı medeniyeti zulüm, sömürü ve çatışmadan beslenen bir yapıya sahiptir. Adaleti emreden sadece İslam’dır. NAHL 90: “Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” Bizleri yoktan var eden Allah, bize bütün adalet esaslarını bildirdiği halde, biz onun kulları olarak bu bildirilen ve emredilen esaslara “din ve düzen” olarak uymadığımızdan yok olmaya doğru gidiyoruz. İslam’ı belki konuşuyoruz ancak “din ve düzen” olarak yaşamıyoruz.
YALAN VE ZULÜM DÜZENİ
Yaşadığımız dünya, yalanlar ile yönetiliyor. Ve bütün insanlık ırkçı emperyalizmin ürünü bir zulüm düzeni altında üstün insanın köleleri olarak yaşamaya devam ediyor. Ülkemizde de inkârcı Batı’nın ürünü “faizci kapitalist nizam” mevcuttur. AK Parti, on beş yıllık iktidarında bu faizci kapitalist nizamı yürütmüş ve yürütmeye devam etmektedir. Bu on beş yıllık dönemde en büyük yıkımlardan birisi de adalet kurumunda yaşanmıştır. 2017 yılı itibarıyla 296 kapalı, 70 açık, 6 çocuk cezaevinde 195 bin tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. 15 Temmuz sonrası tutuklanan 50 bine yakın kişi bunun içinde yoktur. Cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 106 olmuştur. Yenilerine yer açmak için, 230 bin kişi şartlı tahliye ile salıverilmiştir. 430 bin kişinin de hükmü geciktirilerek içeri alınmamaktadır. Bu düzenlemeler olmasa cezaevlerinde bulunanların sayısı 855 bin kişi olacaktır. Şu anda mahkemelerde 7,5 milyon dosya bulunuyor. Her dosyanın en az iki tanığı, iki sanığı, iki de müştekisi vardır. Türkiye’de yaklaşık 45 milyon insanın bir şekilde mahkemeye yolu düşmektedir. Millet, adalet için İstanbul yollarında değil ama adliye koridorlarında yürümek zorunda kalmıştır. Halkımızdan; “Bugün mahkemelik olsanız mahkemenin adil karar vereceğine inanıyor musunuz?”soruna, “Evet inanıyorum.” diyenlerin oranı sadece yüzde 16 seviyesindedir. Aynı soru, Hâkim ve savcılara sorulmuş, oran aynıdır. Hâkimlerin bile yüzde 80’i adalete güvenini kaybetmiştir. Böyle bir tablo karşısında Türkiye’de adalet sorunu yok denebilir mi? Ülkemizde adil bir hukuk düzeni ancak inancımızın hak ve adalet anlayışı ile kurulabilir. Bu ise, suçlu olan, kızım Fatma’da olsa hak ettiği cezayı uygularım diyebilmektir. Milli Görüş budur. Yalana kulak veren zalimlerin belirlediği hukuk ile adalet sağlanamaz. Milli Görüş’e dönmek zorundayız.
KIBRIS
Ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren en önemli konulardan birisi de kuşkusuz KIBRIS ile ilgili gelişmelerdir. Ne gariptir ki, İslam coğrafyasındaki her ülkeyi ‘parçalamaya çalışanlar’ sıra Kuzey Kıbrıs’a gelince ‘birleştirmek için’ çırpınıyorlar. Türkiye’nin güvenliği, Halep’ten, Musul’dan, el Bab’dan çok daha önce Kıbrıs’tan başlar. Türkiye, adadan asker çekmek bir yana askeri varlığını daha da güçlendirmeli, oraya mutlaka bir hava üssü kurmalıdır. KKTC’nin tanınması için diplomatik atağa geçmelidir. 20 Temmuz Barış Harekâtı’nın yıldönümü milli bayram ilan edilmelidir. Kıbrıs, milletimiz açısından her yönü ile vazgeçilemez “milli” bir davadır. Asla pazarlık konusu yapılamaz, asla taviz verilemez. Aksi takdirde Berlin’e, Brüksel’e vizesiz gitme hayali kuranlar, yarın Lefkoşa’ya, Girne’ye, Gazi Mağusa’ya vize ile gitmek zorunda kalırlar. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın mimarı Necmettin Erbakan’ın şu uyarısı önemlidir: “Kıbrıs’ta şehit kanı ile alınmış bu topraklardan bir zerresini geri vermeye kalkarsanız hepinizden hesap sormak, bütün şehitlerimiz adına hesap sormak bizim için bir vecibedir, boynumuzun borcudur. Haberiniz olsun.” Bu, AK Parti yöneticilerinin dikkate alması gereken önemli bir uyarıdır. Bugün bu milli davayı Saadet Partisi takip ediyor. Selam hidayete tabi olanlara…