Bazı şehirler anne kucağı gibidir. Hep hasret duyarsın, hep özlersin ama kavuştu mu her şey daha farklı olur. Hasretin bittiği yerde yakıcı bir sevgi başlar. Anne kokusu gibidir şehrin sokaklarının kokusu. Burnunun direği sızlar her soluk alıp verişinde. Şehrin havası seni hasretle kucaklar; yıllardır yavrusunu bekleyen hasret dolu, merhametli bir anne gibi. Ve ayrılık… Bir kere buluştu mu artık daha zordur. Kalbinin yarısını, aklının yarısını orada bırakırsın, ta ki tekrar gelip tam olana kadar sen o şehir olmadan artık yarımsın! Ey Kudüs; sen benim en güzel yanımsın, sen benim diğer yarımsın…
Çoğu kere aynı şehre aynı tutkuyla bağlı insanları göremezsiniz. Ben gördüm. Ben bir Kudüs sevdalısı tanıdım. Kudüs’e vurgunluğu bendeki Kudüs sevdasına benzeyen, Kudüs sevdasını el-Aksa Mescidi’nden alan birkaç nadir insandan biri. 16 gün öncesine kadar onun adını Mescid-i Aksa’yla yan yana görebilirdiniz birçok organizasyonda. Nerede Kudüs deseler, hemen oraya koşuverirdi. Şimdi biraz işler değişti. Mübarek Mescid-i Aksa’nın avlusunda iç geçirip şehadet nasip olur mu ki bize burada dediği zaman içten amin demiştik. Biz onunla Kudüs sokaklarında gezmiş, hep beraber “ya aksa mentawheed” (ey Aksa yalnız değilsin) ezgisini dinlemiştik.
Kudüs’e gitmek için başvurduğum grup iptal olunca ben panikle bir çok yeri aradım. Bunlardan bir tanesi de Mirasımız Derneği idi. Telefonu açan arkadaşa “selamunaleyküm beni Kudüse götürün” dedim bir solukta. Önce şaşırdı sonra “ama biz tur düzenlemiyoruz ki “dedi o halde düzenleyen bir yer bulun dedim ve bana bir numara verdiler bir de isim: Orhan Buyruk! Tur şirketinin hem sorumlusu hem de o tura katılacak kişilerden biriydi. O bizim Kudüs arkadaşımızdı. Hepimiz Beyt’ül-Makdis’i (Mescid-i Aksa) ziyaret edip birer Makdisi olmuştuk, yaklaşık 30 kişiydik. Ama 16 gün önce Orhan Buyruk’un adını yeniden duymaya başladık. O artık makdisi Orhan değil, esir Orhan’dı! Sosyal medyanın tüm mecralarında çok sevdiği mübarek Aksa’sına kavuşmanın heyecanını paylaşan Orhan Buyruk, Tel Aviv’e iner inmez daha hasreti bile soğumadan, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin İsrail askerleri tarafından tutuklandı. O günden beri iki kez mahkemeye çıktığı halde ne bir suçu ispatlanabiliyor ne de serbest bırakılıyor. Ailesiyle görüşmesi yasak. Eşi, anne babası ve tüm sevdikleri perişan. Aslında bu tutuklamanın altında yatan tek sebep var: Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı bu kadar seven herkesi İsrail’in suçlu görmesi. Yasadışı bir oluşum olan İsrail, genlerinin kendisine verdiği yetkiye dayanarak yine yasadışı davranıp hukuksuzca bir kardeşimizi alıkoydu. Biz hep dedik, bunlara kısas uygulayalım madem öyle Orhan Buyruk bırakılana kadar, bizde ülkemizdeki İsrail Bakanını esir alalım! Hani İsraille anlaşmalar imzalayanlar nerede? Mavi Marmara’da yok sayılan on vatandaş gibi Orhan’ı da mı yok sayalım. Biz sosyal medyada duyuralım, imzalar toplayalım, kardeşimizi Yahudilerin elinden alın diyelim, devlet ricalinden tek bir açıklama dahi gelmesin öyle mi? Orhan Buyruk, esir olan peygamber emanetine sahip çıkmak için yola düştü, biz onu orada sahipsiz mi bırakalım?
Korkak Yahudinin anlamadığı şu; bu sevda bir kez yüreğine oturmaya görsün insanın! Aksa özgür olana kadar hangi esaret ağır gelir ki Orhanlara? Orhanlar ellerini yumruk yapıp bağırdılar oluk oluk kan aksa, kurtulacak el- Aksa diye, Orhanlar tegaddemyabna aksana (ilerle ey Aksamızın oğlu) diye marş söylerken en önde koşarak ilerlediler! Onlar sözleri boğazlarından aşağı inmeyenlerden değil, verdikleri sözlere sadık kalanlardandılar. Orhanlar hakkında daha çok şey yazarız ama ben anlatmayayım, onları siz tanıyın!
Eğer bu yasadışı tutuklanma devam ediyor olursa muhtemelen siz esaretin 21. gününde bu yazıyı okuyor olacaksınız. Sizden ricam dualarınızda Filistin’de, Çeçenya’da, Irak veSuriye’deki Orhanları unutmamanız! Şeyhülislam İbnTeymiyye’nin bir sözüyle son verelim serzenişimize! “düşmanlarım bana ne yapabilir ki? Ben Cenneti yüreğimde taşıyorum! Nereye gitsem o benimle gelir. Benim hapsedilmem, halvet! Sürgün edilmem, hicret! Öldürülmem ise şehadettir! Değil mi ki göğsümde Allah’ın kitabı ve Rasulünün sünneti var!” selam olsun göğsünde cenneti taşıyan tüm yiğitlere!