Öncelikle bilmenizi isterim ki şovmenlik peşinde değilim. Biliyorum ki sizinle çatışmanın “Müslümanlara” bir faydası yok. Sizin gibi davranıp düşmanlarımızı da sevindirmeyeceğim.

Her şeyden önce siz de biliyorsunuz ki bu camia, Suriye ve diğer İslam ülkelerinde akan kandan en az sizin kadar rahatsız. Durdurmak için çırpınıyor. Beğenmediğiniz çözüm önerileri de durumu meşrulaştırmak için değil; yalnızca kanı durdurma gayesinden kaynaklanıyor. Ne var ki elinden bir şey gelmiyor. “Elinden bir şey gelenlere” de söz söyleme cesareti kimsede yok!

Bilmelisiniz ki nefis atına binmek çok yıkıcı bir durumdur. Ulema tayfasının helaki buradan başlamıştır. Suçlama ve geçmişi hatırlatma da ancak husumeti artıracağından iç/nefis muhasebesi yapılmasını talep edeceğim.

Daha iki yıl kadar öncesinde bizzat şahit olduğum, çeşitli cemaat ve sivil toplum örgütü temsilcilerinin bulunduğu bir ortamda “Türkiye’de Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çizgisini kurum bazında muhafaza ve müdafaa eden tek kitle Milli Görüş camiasıdır” dediniz.

Emin kimse olarak, şehadetiniz makbuldür.

Hak etmiş bile olsanız, eski defterleri karıştırıp, “eskiden şöyleydi, falan zaman neredeydiniz” gibi suçlayıcı ifadeler kullanmayacağım.

“Ben tümden beriyim” gibi -bağışlayın- kibir kokan ifade yerine, “hata olmuştur” diyebilseydiniz mesele yoktu. Hele de ilmî konuyu bırakıp, siyasete soyunmanıza ne demeli Eleştirdiğiniz camianın yayın organında çıkan ve sıhhatini bilmediğiniz bir siyasi haberi paylaşmanız sadece “değerinizi” sorgulatır. Bardağı taşıran da bu oldu. Üstüne üstlük “yorumsuz”muş! Bilirsiniz ki hamaset yüklü beylik laflar ilim adamına yakışmaz. Ben size sizle cevap vereceğim.

Ebubekir Sifil Hoca iki ay önce neşredilen tercüme ve şerh ettiği,  Ebu Cafer et-Tahâvî’ye ait el-Akîdetü’t-Tahaviyye Ehl-İ Sünnet Akâidi Muhtasar Tahâvî Akidesi Şerhi, (Rıhle Kitap, İstanbul 2015, s.224-225) isimli eserde şöyle diyor:

“İmamlarımıza, işlerimizi yönetenlere zulmetseler bile isyan etmeyi caiz görmeyiz. Onlara beddua etmeyiz. Onlara itaat etmekten el kadar ayrılmayız. Bize masiyet emretmedikleri sürece, onlara itaat etmeyi, Allah’a itaatin bir parçası olarak farz biliriz. Salah ve afiyet üzere olmaları için onlara dua ederiz.

İmamlarımıza, devlet başkanlarımıza, işlerimizi idare edenlere, idarecilerimize, zulmetseler bile isyan etmeyiz. Onlara beddua etmeyiz. Onlara itaat etmekten el miktarınca bile ayrılmayız, onlara itaate devam ederiz. Bize günah işlememizi emretmedikleri sürece onlara itaat etmeyi Allah Teâlâ’ya itaat gibi farz görürüz. Onların afiyet ve salah üzere olmaları için dua ederiz.

Ehl-i sünnet ve’l Cemaat itikat kitaplarının hemen tamamında gördüğümüz bir itikat ilkesidir bu. Müslüman olmak kaydıyla yöneticiye isyan edilmez, onların afiyetleri ve yola gelmeleri için dua edilir. Allah’ın onlara hidayet etmesi istikamet vermesi için dua edilir ama isyan edilmez. Bir zalim yöneticiyi devirmek üzere ayaklandığımız zaman, tarihi tecrübelerde onu gösteriyor ki daha büyük ve daha sürekli kırılmalara yol açıyoruz. Yani Ehl-i Beyt’in Emevi ve Abbasilere karşı ayaklanmalarına bakın. İmam Zeydi ve İmam Yahya’nın ya da diğerlerinin ayaklanmaları problem çözmekten çok problem oluşturmuş.(…)  Yöneticinin günahkâr hatta zalim olması bile fark etmez. Bize günah işlememizi emretmedikleri sürece biz onlara itaat ederiz. Bunun arkasında böyle yukarıda değindiğimiz gibi bir tecrübe var. Peki, hiçi isyan edilmez, edildiğinde günahkârımı olunur Hayır. O zalim yöneticiyi alaşağı edecek kuvvetimiz varsa, -Bediz zaman Said Nursi bunu %70’lik bir oran ile sınırlıyor, yani onu alaşağı edeceğimizden eminsek o zaman huruç edelim. Bu kuvvete sahip değilsek huruç etmek, kaş yapalım derken göz çıkartıyor.”

Söylediğinize mi yazdığınıza mı inanalım

Muhterem Hocalar, Her şeye rağmen sizi seviyoruz, sevmeye devam etmek istiyoruz. Hatadan dönmek erdemdir, tövbe edip kardeş olmaya gayret edelim. Hala gençlik kuruluşlarımızın mutlaka okunması gereken eserler listesinde kitaplarınız öncelikler listesinde duruyor. Hâlâ gönlümüzdesiniz. Ama ne olur şu kibir, enaniyet ve ucub hastalıklarından hep beraber tövbe edelim.

Unutmayın helak olup gidenler hep böyle gitti.