Dil susar, yürek burulur adın anılınca, yeryüzündeki bütün varlıklar adın anılınca mahzun olur Efendim. Bir heyecan dalgası yükselir. Arş titrer adını anar, seni selât ü selâm ile tesbih eder. İnsan, melekler, bitkiler bütün canlı ve cansız varlıklar...

Kalemler, adın söz konusu olunca dururlar.. Dil susar, nutk tutulur. Sözcükler ve sesler titreşir, gözler buğulanır... Seni hangi dil daha iyi söyler, hangi bülbül, sen söz konusu olunca kendinden geçmez.

Sen güzellikler sembolüsün.

Gül denince akla sen gelirsin, çiçek denilince sen anılırsın, sevgi denilince sen, merhamet ve ahlâk denilince sen... Evet sen iyilik ve güzelliklerle anılırsın. Bir özlem anıtı olarak.

Arş ve ferş senin yüzü suyu hürmetine yaratıldı. Bilinmez mi bu Sevgilinin sevgilisisin. "Ey sevgili, en sevgili" sensin. Rabbim sevgini sana verdi, sana âşık oldu ve seni yarattı. Sen onun yüzüsün, onun cemali...

Şairler sana âşık oldu, dile geldiler.

Dervişler gönüllerini sana kaptırdılar, sana koştular.

Müminler ve müvahhidler senin yoluna yüz sürdüler sana döndüler.

Bülbülü şeydâ seni terennüm eder, senin için dili tutulur ve susar.

Sular Fuzuli-i Bağdadî ye eşlik ederek sana akar, senin yolunda yiter.

Yunus un, Mevlâna nın, Niyazii Mısri nın, Hacı Bektaşı Velî nin gönül çağlayanındasın. Onlar seni en iyi nasıl söylerler, nasıl söylenmelidir yanıp yakılışı içindedirler.

Süleyman Dede "Merhaba" der yeryüzünde gönül ve ruh titreşimlerine dokunur. Merhaba der, "ey canı baki", "ey gönüller sultanı", "Ey iki cihan serveri", Merhaba ey derde derman merhaba" der gönül sultanım.

Nice şairler seni anarlar, senin gül kokundan gül güzelliğinden ve gül ruhundan sunmaya bakarlar.

Sezai Karakoç ta "Ey sevgili en sevgilisin" efendim.

Ben bülbül gibi, kurak bir çağda, bir zamanda, bir yerde kuru bir dala konmuşum. Betonarmeler, apartmanlar, arabalar, paralar ve tantanalar ruhları karartmış. Bülbülü gülün dalından yakalayıp başını uçurmak isteyen bir karanlık ruh dolaşıyor bu çağda. Her çağda olduğu gibi.

Efendim, senin ümmetini ateşe tutmuşlar, parçalara bölmüşler. O ilk duyuşun ve hissedişinle "Ümmetim ümmetim" diye ses verdiğin o ilk sesin, o ilk rayihan ve o ilk yakarışın... Ümmetin gönlü kırık, kalbi mahzun, sesi titrek, duruşu bir tuhaf. Filler, ebreheler, yarasalar, karanlık ruhlular her çağda ve zamanda vardır efendim. Onlar ki seni taşa tuttular... Sana; tâc, taht ve dünyalıklar sundular, bir eline ay, bir eline güneşi vermeye yeltendiler. Seni çağıran ses, seni bürüyen koku, seni donandıran güzel ruh ve sen, evet ve sen iki cihanın gülyüzüsün. Bedir de, Uhud da, Hendek te de sen vardın. O inci dişini kırdıkları zaman ben yaralandım, taşa tutulup kan revan içinde kaldığında ben vardım. Çünkü sen bendin, ben de sen efendim. Çünkü ben senin ümmetinim. Tanrı katına çıktın ve Cemalullah ile buluştun. "Ümmetim, ümmetim" deyip durdun. Rüyalarında ümmetin vardı, gelecekte ümmetin. Gözün uzaklarda, hayalin ötelerdeydi Efendim.

Medine de, hendekte parçaladığın kayada Bizans ın yıkılışını gördün, Endülüs ü, Bağdat ı Şam ı gördün. Ümmü Haram a Kıbrıs ı muştuladın. Ve insanlığa insanlığı ve güzel geleceği.

Bir köleyi, bir zenciyi Bilal-ı Habeşi yi başımıza tâc kıldın efendim. Arkadaşların, dostların seninle vardılar, sen de onlarla. Allah dilediklerini verdi sana, sen de insanlığa. "Ümmetini sana verdi Rabbim."

Her mü min zaferlerle muştuludur. Her mü min seni sığınak bilir, sana koşar. Ve seninle Allah a ulaşmaya bakar Efendim.

Karanlık ruhluların hakaretlerinden sana bir şey dokunmaz. Sen sevgilisin, sevgililer sevgilisi. Her şey senden öteye gider, kendilerine döner.

Milyarlar adın etrafında toplanır, selat ü selâm ile seni anar ey sevgili. İstanbul da, Diyarbakır da, Filipinler de, Nijerya da, Pakistan da Endonezya da, Londra nın ortasında, dünyanın dört bir yanında seni anar, cuş u huruşa gelir efendim.

Sen muştular sunarsın, sen güzellikler, gül kokuları, duru sular, güzel esintiler sunarsın efendim. Sen güzelsin, güzelliksin, şiirsin Efendim. Kapına geldim efendim yüreğim yaralı, gönlüm kırık, sorumluluğum ağır... Kapına geldim, eşiğine yattım efendim. Çünkü ben Yunus um.

Bu ses benim sesim değil, bu söcükler benim değil.