İnsanlar ancak başkalarının varlığıyla yaşam alanını inşa edebilirler. Onun için her ferdin kendisi dışındaki insanları da kendisi kadar önemsemesi şarttır. Yoksa sadece kendisi varmış gibi hareket eden insanların yaşam alanlarının yaşanabilir olması mümkün değildir. Topluluk halinde yaşıyorsak ki, yaşamak zorundayız; topluluğun her bir ferdine karşı sorumluluklarımız vardır. Toplumsal ahengin sağlanabilmesi bu sorumlulukları hakkıyla yerine getirebilmekte yatıyor. Her insan topluluk halinde yaşamanın nimetleriyle az veya çok karşılaşır. O yüzden toplumun her üyesinin bir şekilde toplumsal işleyiş içerisinde belirli bir sorumluluğu vardır/olmalıdır.

Geçmiş zamanlarda daha dar alanda hissedilen bu sorumluluk, günümüz iletişiminin verdiği imkânla daha geniş çapta kendini gösterebiliyor. Bu gelişme bizi insanların başkalarına karşı geçmişe nazaran daha duyarlı olduğu sonucuna götürebilir. Ama görünen tablo gerçekten bu sonucun doğruluğunu ispatlıyor mu? Cevabımız evet ise zaten herhangi bir sorun yok demektir, ama cevabımız hayır ise bunun nedenleri üzerine düşünmemiz gerekiyor.

İlk neden olarak duyarın politikleşmesini gösterebiliriz. Eğer toplumsal vasatta bir sorunla karşılaşıyorsak, normal olan bu sorunu ortadan kaldırabilmek için hep beraber mücadele edilmesidir. Ancak siyasal ve sosyal konjonktürde bu mücadele zeminini göremediğimiz aşikâr. Sorumluluğu kuşanması gerekenler sorunun bizzat kendisiyle değil, mensubu olduğu sosyal veya siyasal gruba ne kadar alan açtığıyla ilgileniyor.

Siyasilerin söylemlerinden, sosyal medyada dönen muhabbetlerden anladığımız kadarıyla sorunların çözümüne dair söz söyleyenler olabildiğince azınlıkta kalıyor. Büyük çoğunluk suçlu aramaktan, kendi siyasi mevzisini aklamaktan ve hamaset üretmekten öteye geçemiyor. Bu durum doğrudan olmasa bile dolaylı olarak insanların duyarsızlaştığı sonucuna bizi götürüyor. Çünkü sorunlara karşı ortaya konulan duyarın politik bir zeminde ilerlediğine şahitlik ediyoruz. Benzer bir olayda faillerin siyasi kimliğine göre farklı siyasi grupların farklı tepki ortaya koydukları hepimizin malumu. Bu örnek bile duyar diye ortaya konan duygusal yoğunluğun politik bir kaygı taşıdığını bize gösteriyor.

Bir diğer neden ise insanların müdahale edilebilir alanı göz ardı edip müdahale edemeyeceği alanda duyar göstermesidir. Bunu hem zamanla hem de mekânla açıklayabiliriz. Ortada bir sorun olduğunda bunu zamanın ve mekânın dışına ötelemek duyarsızlaşmayı da beraberinde getirmektedir. Bugünden üretmemiz gereken çözümleri geleceğe yönlendirmek ve yanı başımızdaki sorunu görmezden gelip başka mekânların sorunlarına duyar göstermek gibi. Bu demek değildir ki başka coğrafyaların sorunlarıyla ilgilenmeyelim. Aksine bütün dertleri derdimiz bilip hepsiyle dertlenmeliyiz. Ancak bizzat dokunabildiğimiz dertleri yok sayıp, bizzat müdahale edemeyeceğimiz dertleri dertlenmenin tek bir açıklaması vardır, o da duyarın eyleme dönüşme sorumluluğunu taşıyamamanın verdiği vicdani rahatsızlıktan kendini kurtarmaktır.

Son bir neden ise sosyal medyanın diğer tüm konularda olduğu gibi duyar gösterilmesi konusunda da saman alevi etkisi oluşturmasıdır. Duyar göstermeyi sürdürülebilir kılmadığımız müddetçe, sosyal medyanın vicdani anlamda bir tatmin aracına dönüşmesi kaçınılmazdır. Böylece ortada sorunun çözümüne dair bir gelişme olmadığı gibi duyar gösterilen mevzu da zamanla gündemin bir şekilde dışına itilmiş olur.

Duyarsız bir toplum olduğumuz yönündeki şikâyetlerin artmasıyla ve aynı zamanda fazlasıyla duyar kastığımız zaman diliminin aynı olması paradoksal bir durumdur. Bu durumu duyarsızlaşmanın sosyopolitiğini anlamadan açıklayamayız. Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız yaklaşımlar bu çelişkili durumun kaynaklarını bize sunuyor. Şunu unutmayalım ki, başkalarının farkında olmak, başka sorunlara karşı duyarlı olmak insan olmamızın bir sorumluluğudur. Her sorumluluk aynı zamanda eylemi de beraberinde getirir. Bundan dolayı sorumluluk sahibi olanların bu eylemlerin verdiği zahmete katlanması beklenir. Buna karşın bu sorumluluğun psikolojik yükünü taşımak istemeyenler ise doğrudan veya dolaylı bir şekilde duyarsızlaşmayı tercih etmiş oluyorlar.