15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü vesilesiyle dün medyada derbe öncesi, darbe gecesi ve ertesi tüm yaşananlar tekrar hatırlatıldı. Bir bakıma bilgi tazelenmesi, eksiklerin tamamlanması oldu. Bilinenlerin tekrarı mahiyetinde de olsa, haberler zihin tazelenmesi açısından önemliydi. Bu vesile ile yapılan tüm değerlendirmeleri aktarmak elbette mümkün değil. Ancak, bazı haberleri özellikle vurgulamak istiyorum. Böylece uluslararası arenada dost düşman ayrımının sağlıklı yapılması gerektiğini vurgulamak istiyorum. 15 Temmuz darbe girişimi söz konusu olduğunda akla ilk gelen ülkenin ABD ve bazı AB ülkeleri olduğunu unutmamak gerekiyor. Özellikle ABD’nin artık ülkemize dost olmadığı sadece dün olduğu gibi bugünde bazı yöneticilerin sık sıkı ABD’nin dost ve müttefik olduğunu vurgulamaları ister istemez düşmanın dost ilan edilmesi gibi bir çelişkiyi gündeme getiriyor.
Bu noktada dünkü medyaya yanıysan haberlerden bir kaçından kısa alıntılar yapmak istiyorum. İlk alıntım bir gazetemizde, “CIA dakika dakika darbeyi biliyordu” başlığı altında yer alan haber. Haberin kaynağı ise darbe günlerinin Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Bozdağ’ın birkaç gün önce bir sözünü, “Darbenin asli faili ABD” başlığı altında köşemde ifade etmiştim. Elbette bir darbe girişiminin sadece arkasında değil, çeşitli şekillerde içinde yer alan bir ülkenin istihbarat örgütünün içinde olduğu olayı dakika dakika biliyor olması da gayet tabiidir. Tabii olmayan, böyle bir ülkenin hala her fırsatta dost ve müttefik ilan edilmesidir.
ABD ile ilgili bir başka medya yansıyan bilgi ise FETÖ elebaşı Gülen ABD’den 7 defa istenmiş, bununla ilgili çuvallar dolusu belgenin gönderilmiş olmasına rağmen bugüne kadar ABD’nin hiçbir adım atmamış olması. Bir bakıma istediğinizi söyleyin biz bildiğimizi okuruz yaklaşımının sergilenir olması üzerinde durulması gerekiyor.
Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sınırlarımız tehdidin olduğu yerden başlar” değerlendirmesi doğrultusunda diyebiliriz ki, artık ABD ülkemiz için bir tehdit oluşturduğuna göre sınırlarımızın Atlantik ötesi uzanması doğaldır.
Yine medyaya yansıyan haberlerden öğreniyoruz ki, bugüne kadar 109 ülkeden 1022 FETÖ’cü istenmiş, bugüne kadar iade edilen 3, sınır dışı edilen 118 olmak üzere toplam 121 FETÖ mensubu Türkiye’ye getirilmiş. Bugüne kadar en fazla iade talebinde bulunulan ülkeler ABD ve bazı AB ülkeleri olduğu da haberlerde yer aldı. Buna göre ABD’den 202, AB üyesi ülkelerden 361 FETÖ mensubunun iadesi istenmiş. AB üyesi ülkeler içerisinde 109 kişi hakkında Almanya’ya, 89 kişi hakkında Yunanistan’a ve 47 kişi hakkında Belçika’ya iade talebi iletilmiş.
İade taleplerimizin cevapsız bırakılıyor olmasının gerekçesi var mıdır? Varsa bile bunun uluslararası ilişkilerde yeri nedir? Sorularının elbette cevaplandırılması gerekiyor. Ancak, önemli olanın ülkemizde bir grup darbe girişiminde bulunmuş, 250 sivil katledilmiş, binlercesi de yaralanmış ve bu olayın failleri belgeleri ile birlikte kaçtıkları ülkelerden istenmiş ve bugüne kadar önemli bir kısmına cevap verilmemiş ise söz konusu ülkelerin hiç olmazsa bundan sonra dost ilan edilmemesi, özellikle de ABD’nin ısrarlı bir şekilde dost ve müttefik olarak nitelendirilmesi, ayrıca sadece FETÖ’cülere değil, çeşitli terör örgütü mensuplarına kucak açan AB üyesi ülkelere rağmen yöneticilerin her fırsatta AB’ni toplumumuza ulaşılması gereken hedef olarak gösterilmesinden vazgeçilmesi gerekir. Aksi halde, dost ilan ettiğimiz ülkelerin düşmanlıklarını sürdürmelerinin yadırganacak bir tarafı kalmaz.