Küresel sermayenin sömürü düzeninin hâkim olduğu bir
dünyada ülkelerde hâkim olan sistemler sorgulanmadan problemlere doğru teşhis
koyma, hastalıkları tedavi etmek ve yeryüzünde huzuru hâkim kılmak mümkün
olabilir mi Sömürünün olduğu yerde sömüren var demektir. Sömürmek haksız
kazanç elde etmek, çalışmadan, bir şey üretmeden kazanmak ve tüketmek anlamına
gelir. Kısacası ülkemizde ve çevremizde, halkayı biraz daha genişletirsek
yeryüzünde acı ve gözyaşının hâkim olmasının sebepleri doğru tespit edilmeden
bir yere varılamayacağı artık açıkça görülüyor.
Çünkü küresel sermayenin çıkar için her şeyi yapmayı
doğal görmesi sonucu ister istemez dünya zenginliğinin sermaye sahiplerine
akması sonucunu doğuruyor. Netice itibariyle güçlü olanın haklı olduğu anlayışı
yaygınlık kazanıyor. Böyle olunca da zayıflara güçlülere teslim olmak kalıyor.
Bu teslimiyet önce düşünce bazında gerçekleşiyor. Hâlbuki yeryüzünde sosyal
adaletin, huzur ve güvenin hâkim olmasının tek yolu adalettir. Adaletin devre
dışı bırakıldığı bir ülke ve dünyada haklının hakkını almasını beklemek mümkün
olmaz/olmuyor.
Gelinen noktada sadece ülkemizde değil, dünya üzerinde
sistemin sorgulandığını görmüyoruz. Geçmişte, danışıklı dövüş de olsa sisteme
yönelik bir sorgulama söz konusuydu. Her ne kadar bu sorgulamanın sonucu da
çatışmaya ve gözyaşına çıkıyor olsa da adil bir düzen anlayışının arayışı
gündeme geliyordu. Şimdilerde dünya küresel sermayeye teslim olmuş, sorgulama
özelliğini yitirmiş, güçlüler tarafından paylaşılmış yer kürede bir takım
ülkeler güçlülerden birinin kanatları altına girmeyi kurtuluş gibi görme
noktasına gelmiş durumda. Hâlbuki güçlüler bizatihi küresel sermayenin
koruyuculuğunu yapıyorlar, o sömürüden paylarını alıyorlar.
Söz gelimi ülkemiz her yıl milyarlarca lirayı (dolar)
küresel sermaye sahiplerine faiz olarak ödüyor. Bunu ödeyebilmek için kendi
insanını yokluğa mahkûm ediyor. Bu ülkenin insanı 1,5 liralık benzini 4,5
liraya alabiliyor. Devletin bu yolla topladığı vergilerle insanımız fakirleşirken
küresel sermaye sahipleri daha da zenginleşiyor. Diyebiliriz ki sermaye obezite
hastalığına yakalanmış sürekli şişerken sömürülenler her gün biraz daha
zayıflıyor. Bu bakımdan sadece ülkemiz için değil tüm dünyanın ezilen ve
sömürülen ülkeleri için önde gelen husus sistemi sorgulamak, bu sorgulama
sonucunda bir arayışa yönelmektir. Arayışa yönelmeden sadece sistemden şikâyet
etmenin derde derman olmayacağı ortadadır.
Denebilir ki, sistemin sorgulanması da hâkim güçlerin
yönlendirmesi çerçevesinde olacağına göre sorgulamanın fazla bir anlamı
olmayacak demek beynimizi yormaktan kaçmak anlamına gelir. Öncelikli olarak
insan içinde bulunduğu şartları sorgulamaya başlamadan bir arayışa yönelmek,
sonunda doğruya ulaşması mümkün olmaz/olmuyor.
Bu bakımdan öncelikli olarak küresel sermaye ve onun
bekçilerinin yönlendirmesinin etkisinden kurtulmak, bir arayışa yönelmek
gerekiyor. Aslında İslam dünyasının uyanması bir arayış içine girmesi doğruyu
bulma yönünde önemli bir adımın atılması anlamına gelecektir. Çünkü Müslümanlar
için maddeyi esas alan hayat anlayışı çağdışıdır. Yeter ki İslam dünyası
silkinip kendine gelebilsin. O zaman maddeyi esas alan, sağlam manevi temelleri
olmayan vahşi kapitalizmin sorgulanması zor olmayacaktır. Bu bakımdan yaşanan
acılardan şikâyet etmekle birlikte bu acıların temelini mevcut bozuk düzenin
oluşturduğunun farkına varılması, sistemin sorgulanmaya başlanması için önem
arz ediyor. Bu yapılamadığı sürece ülkeleri kimler, hangi iddiaların sahipleri
yönetirse yönetsin kazanan sadece küresel sermaye sahipleri olacak,
sömürülenlere ise çekilen acılardan zevk almayı öğrenmek kalacak. Ama acıdan
zevk almak öğrenilse bile bu durum sağlıklı bir ruh hali değildir.
Sorgulanması, adaleti esas alan alternatifin ortaya konulması gerekiyor.