Yaklaşık 25 sene önceydi, Doğu ve Güneydoğuyu adım adım gezmiş, oradaki kardeşlerimizle konuşmuş, yetkililerle görüşmüş, daha sonra, bu müşâhedelerimize ve yaptığımız geniş çaplı araştırmalarla elde ettiğimiz sağlıklı bilgilere dayanarak “Güneydoğu Üzerine Oynanan Oyunlar” isimli kitabımızı hazırlamıştık. Meselenin hülâsası şu: Bölge üzerine yüz yıllık plân yapan; hedefleri ülkemizdeki ve bölgedeki petrole ve zengin maden yataklarına el koymak; Kin duydukları Müslüman nüfusu katledip Müslüman yurdunu viran etmek olan ülkeler, yerli maşalarını da devreye sokarak ülkemizi karıştırmakta idi.

Yaklaşık yirmi sene önce idi. Suruçlu okuyucularımdan bazılarının dâveti üzerine bu ilçemize iki defa sohbet için gitmiştim. Maksadım, “ebedî hayatımıza nasıl hazırlık yapmamız gerektiği” üzerine bir sohbet yapmaktı. Hayli genç toplanmıştı. Sordukları soruların tamamı ise aktüeldi ve Güneydoğu’daki sancı üzerine idi. Baktım ben ne söylesem, bir kulaktan girip öbüründen çıkıyor. Bana, “Siz burada neler olup bittiğini bilmiyorsunuz. Bize nasıl zulmettiler!” diyorlardı. Ben de kendilerine özetle şöyle dedim: “Kardeşlerim buralarda neler olup bittiğini çok iyi biliyorum. Hatta bunu bu ülkede detaylarıyla “Yakın Tarih Ansiklopedisi” vasıtası ile ilk yazanlardan biriyim. Öte yandan belgelere ve canlı şâhitlere dayanarak “Bize Nasıl Zulmettiler” , “Oy Zulüm Zulüm”, “İşte Zulmün Belgesi” kitaplarını yazdım. Şunu bilmek lazım. Sizlere Kürt olduğunuz için zulmedilmedi. Müslüman olduğunuz için zulmedildi. İskilipli Âtıf Hocanın, Erbîlî Es’ad Efendinin ve daha yüzlerce vatandaşın ne suçu vardı Ancak Doğu ve Güneydoğu bölgesine “özel muâmele” yapıldı. Bunun sebebi de bu topraklar üzerine hesabı olan ülkeler ve komiteler bölgede “derin yara” açmak istemişlerdi. Sonraları bu yaraya tuz serperek, ya da kanatarak yapacaklarını yapacaklardı. Geliniz bu oyunu bozmak için el ele verelim. Hepimiz kardeşiz, bunu unutmayalım. Birliğimiz parçalanırsa bundan hepimiz zarar görürüz…

Bu söylediklerimi konferanslarda, panellerde, radyo ve TV’de benimle yapılan röportajlarda da dile getirdim. Konferanslarımın bazılarında bakanlar, milletvekilleri, valiler, kaymakamlar ve diğer idareciler de vardı. Baktım, “kellim kellim lâ yenfa’”, yani, “Söyle söyle sen dinle!” hesabı, sözümüz dinlenilmiyor. Bu da yetmezmiş gibi 28 Şubat sürecinde kitaplarımız toplatıldı, türlü baskılara mâruz kaldık. O zaman; “Bir yer ki yok nâmeni dinleyecek gûş (kulak) / Tezyi-i nefes eyleme (nefesini boşa harcama), tebdil-i mekân eyle (mekan değiştir)” sözüne kulak vererek, kûşe-i uzlete çekildik. Yirmi yıldan beri de konferans, TV ve radyo konuşmaları dâvetini kabul etmiyorum. Ama işte yüreğimiz yanıyor. Olup bitenler karşısında düşüncelerimizi bu köşemizde dile getirmeye çalışıyoruz.

Suruç’taki patlamada hayatını kaybeden 32 vatandaşımızın yakınlarına başsağlığı, yaralılara Cenab-ı Hak’tan âcil şifalar diliyorum. Bu hâdise ile paralel olarak Adıyaman’da bir onbaşı, Gaziantep’te bir Astsubay şehit edildi. Bu şehitlerimize Cenab-ı Hak’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve silahlı kuvvetlerimize başsağlığı diliyorum. Yine aynı anda Ceylanpınar’da iki, Diyarbakır’da bir polis kahpece vurulup şehit edildi. Bu şehitlerimize de Rabbimden rahmet, yakınlarına ve Emniyet camiâsına başsağlığı diliyorum. Bütün bu hâdiselerde, asıl fâillerin, inancımızın, ülkemizin, birlik ve beraberliğimizin düşmanları olduğunu kesinkes biliyorum. Her ne ad verilirse verilsin, terör örgütleri işte o asıl terörist canavarların maşalarıdır ve ciğerlerimizi dağlayanların kesinlikle İslamiyet’le ilgisi yoktur. Askeri, polisi şehit eden, bu ülke insanını katledenlerin maskeleri indirilse, kanı bozuk asıl hâin yüzler görülecektir. Ülkemizde hükümet sancısının devam ettiği bir devrede, ülkemiz üzerine mühim ve çok büyük oyunlar oynanmaktadır. Biz iktidar mensuplarına, “doğrusun, doğrusun!” deyip müdahane edenlerden değiliz. Onlara şu sözü hatırlatırız: “Dost değildir sana ‘Doğrusun! Doğrusun!’ diyen. Dost odur ki sana doğrusun(u) diyen”