İslam’dan önce Mekke’de yaşadı. Şiir yarışmalarında ödül aldı. Günümüzün Nobel Edebiyat ödülü gibi Miladi 600’lü yıllarda Arapça konuşanlar arasında yapılan şiir yarışmalarının en yükseği Mekke’de yapılır ve birincilik alan şiir Kabe’ye asılırdı. Batıdaki bütün dillere çevrilen ve Türkçeye de “Yedi Askı” diye terceme edilen yedi şiir yarışmalarına da katılan ama ikincilik alan Hansa hanımdır.
Ukaz fuarında Nâbiğatü-z-Zübyanî başkanlığındaki şiir yarışmasında Başkan: “Aslında birincisin ama senden önce şu kör şair gelmeseydi seni birinci yapacaktım” der. Müslüman olduktan sonra Sevgili Peygamberimizin en önemli şairlerinden olan Hassan, cahiliyye döneminde Hansâ›nın aldığı bu ikincilik derecesini kıskandı. Hakeme itiraz etti. Hakem de “Sana cevabı Hansâ versin” dedi.
Hansâ, Hassan›a dönerek “En sağlam şiirini oku bakayım dedi.
Hassan: “Lene-l-cefenâtü-l-ğurru yelma›ne bi-d-duha, Ve esyâfünâ min necdetin yakturne dema” şiirini okudu.
Manası: Bizim, sabahleyin pırıl pırıl parlayan beyaz tencerelerimiz var. Çevik kahramanlığımızdan dolayı kılıçlarımız kan damlıyor.
Hansâ, “Kuzum, sen kabileni övmek istemişsin; fakat bir beyitte yedi yerde hata etmişsin:
1- “Bizim beyaz tencerelerimiz var derken “Cefenât”kelimesini kullanmışsın bu kelime üçten ona kadar olan çoğulu ifade eder. Bunun yerine “Cîfân”kelimesini kullansaydın sayısız tenceremiz var demene uygun olurdu.
2- Beyazlığı ifade etmek için “Ğurr” kelimesini kullanmışsın. O kelime, beyaz leke demektir. Onun yerine “Biyd” kelimesini kullanacaktın.
3- Pırıl pırıl parıldayan anlamında “Yelma’ne” kelimesini kullanmışsın.” Lemean” ara ara gelip giden parıltıya derler. Parlamadığı zaman da olur demektir. Onun yerine “Yüşrıkne” diyecektin ki alabildiğine parlasın.
4- Sabahleyin parlamasını ifade için “bi-d-duha” demişsin. Tencerenin gündüz parlaması göze çarpmaz. “Bi-d-düca” deyip de gece parlatsaydın daha güzel olur ve de cömertliğinizi ifade etmiş olurdun.
5- Kılıçlarımız anlamına gelen “Esyafüna” kelimesi de üçten ona kadar olan çoğulu ifade eder. Yani sizin o kadarcık kılıcınız mı var? Onun yerine “Süyûfünâ” diyecektin. Yani çok çok kılıcımız var demektir.
6- Kan damlıyor anlamına gelen “Yakturne” kelimesi yerine oluk gibi kan akıyor anlamına gelen “Yesilne” kelimesini kullanacaktın.
7- Kan manasına gelen “Dem” yerine Kanlar manasına gelen “Dima” kelimesini kullanacaktın. (Mehmet Akif Ersoy, Kur›an’dan ayetler ve Nesirler, sayfa 320,Yüksel yayınevi 1944, Ayrıca Hansâ›nın hayatı için bak Diyanet Vakfı Ansiklopedisi 16/46 Hansâ maddesi) der. Asıl adı:Amr kızı Temadur olan Hansa, İslam›ın ilk yıllarında Müslüman oldu. Müslüman olmadan önce kabile savaşlarında ölen iki erkek kardeşi için yazdığı Mersiyeler, batı dillerine terceme edilmiş. İslam’a girdikten sonra Lebid gibi Kur’an’ın Belağati ve fesahati karşısında dili tutulmuş ve şiir yazmak yerine Kur’an okumayı tercih etmiş.
Allah ikisinden de razı olsun.
Batılı kültür adamları, Hansa’nın Müslüman olmadan önce yazdığı şiirleri tercemeye layık görüyorlar ama şiirin çok çok üzerinde olan Kur’an’a iman ettikten sonra iman ettiği bu kitaba bakmama inadında oluyorlar. İşte o Hansa razıyellahü anha, Sasani imparatorluğunun sonunu getiren Kadisiyye savaşına, dört yiğit evladıyla katılıyor. Ödüllü bir sanatçının, savaşa katılmasıdır bu. Kafir iken kabile savaşlarında kaybettiği iki kardeşi için yıllarca gözyaşı döken ve bir çok dile Mersiyesi terceme edilen bu hanımefendi, dört çocuğunun da Kadisiye’de şehit olduğunu öğrenince:“Onların (Allah için savaş meydanında) öldürülmesiyle beni şereflendiren Allah’a hamdolsun. Allah’tan dileğim, onlarla beni rahmetinin son karargâhı olan cennette bir araya getirmesidir” diyerek hem hamd eder, hem dua eder.
İşte imanla inkârın, dünyadaki etkisi.
Kâfir olarak savaş meydanında ölerek cehenneme giden iki kardeş için gözyaşı döküp, ağıtlar yakmak var, Müslümanken Hak yolunda şehit olup cennete giden dört yavrusu için Allah’a hamd ve dua var.