FENERBAHÇE, sezonu açtığından bu yana, beş hazırlık maçı oynadı. Daha iki tane oynayacak. Bunlardan biri Olimpiyakos diğeri ise Marsilya olacak. Yani kâğıt üzerinde iki zorlu rakip daha... Oraya gelmeden şu Guimares maçına dikkatle bakayım dedim. Sanki kaleci ve geri dörtlü Pareira’nın şimdilik garanti seçimi gibi geldi. Volkan- Gökhan, Alves, Kjaer ve Hasan Ali... Bu arada Caner yok, çünkü ligde üç maç cezası daha var. Belki de o günlere yatırım olarak Hasan Ali ile oynuyor teknik direktör. Sonra Sousa ve Ribas... Önde de Nani, Sow, Fernandao ve Alper gibi... Sonrası mı Girenin çıkanın haddi hesabı yok.
Yukarıda da değindiğim gibi beşinci hazırlık maçı idi bu... İdman içlerinde yapılan çift kaleleri de sayarsak, teknik direktörün artık en yakın değişiklikleri de içeren bir 15 kişilik kadroyu tespit etmiş olması gerekir. Sahaya diziliş mi Sistem mi Onlar henüz belli değil. Beklentim odur ki, yarın ve salı günü oynayacak iki maç içinde, en azından Shakhtar maçının on birine yakın bir görüntü alalım. Bu arada Van Persie’nin o ilk maça yetişip yetişmeyeceği hakkında net bilgimiz yok. Çift uç adamı ile riskli mi, yoksa çift ön liberolu daha garantili bir oyun planı mı Bu konuda da tüyo alamıyoruz. Sürekli deneme var... Ancak ne var ki hemen şunu ifade edelim, Emre’nin yokluğu hâlâ sürüyor. Guimares maçında Diego Ribas topla çok dolaştı, gerilerden çok çıkarıp oyuna soktu. Güzel de bunu ne kadar süre ile yapabilir. Her şeye rağmen hocanın elinde kıyamet gibi alternatif var. Yeter ki bunları doğru yerde, doğru zamanda, doğru oyun düzeni ile kullanabilsin. Bu arada önemli bir vurgu daha yapmak isterim. Bu kadar yoğun hazırlık maçı trafiği, çok oyuncu da kullanılsa da, takımı sürantrene edebilir. Bu ne demek mi Adale yorgunluğu, bıkma, sıkılma, düşünce zafiyeti oluşması falan... Ben Fenerbahçe’nin yerinde olsaydım, ya da çok yetkili bir kişi, önümdeki bu iki maçtan birini mutlaka ama mutlaka hiç oynatmayı düşünmediğim oyuncularla oynarım. Benden söylemesi...
Gelelim Melo meselesine... Ben bu yazıyı kaleme almadın kısa bir süre önce bazı spor ekranlarından Melo’nun yolda olduğu haberi veriliyordu. Yani ben yazıyı yazarken henüz gelmemişti. Neden bu kadar sallanmıştı Herkes bir şeyler yazıp, söyleyip durdu. Ancak geçenlerde Fotomaç yazarı kardeşim Turgay Demir ekranlardan “Altında çapanoğlu var gibi” bir cümle kullandı. Üzerinde durdum. Biraz kafayı kaşıdım ve sonunda da, şu gümrükte el konular mücevherler aklıma geldi. Melo, onları tamirat ve parlatmak için geldiğini söylemişti. Bakınız, dünyanın en büyük pırlanta, elmas işi Brezilya-Portekiz ve Portekiz’in sömürgesi Afrika ülkeleri üçgeninde gerçekleşir. Mesela Rio-Lizbon-Angola... Nereden mi biliyorum Bir zamanlar Didi’nin tercümanlığı yapan ermeni dostum Berç, kendisi de bu işin içindeymiş, anlatmıştı. Hatta 7-0’lık Benfica maçı için Lizbon’a gittiğimizde bu işteki ortağı Portekizli Motta’yı da bizimle tanıştırmıştı. Neyse, umut edelim ki sadece futbolcu kaprisi olarak kalsın!
Bayram’da iki gün yattık ya... Bekleyin, açılırız hemen...