Hakperestlik ahlâki yüceliğin bir sonucudur. Ahlâki kemal sahipleri doğru kimden gelirse gelsin gocunmaz ve yüksünmezler. Kaynağına değil doğrunun kendisine bakar. Biz de ise mesele tersyüz edilerek; Üzümünü ye bağını sorma’ şekline çevrilmiştir. İmam Gazali gerçeği çölde kaybolan keçiye benzetir. Önemli olan keçinin bulunması ve kurtarılmasıdır. Esas olan onun bulunmasıdır. Kimin bulduğu ise tali bir meseledir. Bu nedenle milletleri ayakta tutan ahlaktır. Ahlâk dinin de sağlaması ve kemalidir. Bundan dolayı Peygamberimiz adamın namazına değil dinine ve dinarına bakın buyurur. Onun ötesinde bir adamı tanımak için namaz kılmasını kıstas ve ölçü olarak göstermez. Yolculuk, alışveriş ve birlikte yemek yeme gibi sosyal ilişkilerini ölçü olarak verir. Bunlar ahlâki değerlerin test edildiği meydanlar ve münasebetlerdir. Bir Arap deyiminde, ‘Milletler ahlâktan ibarettir. Ahlâk gidince, milletler de gider’ denilmiştir. Peygamberimiz kendi kavmi ve aşireti hakkında hüsnü tezkiyede bulunmuştur. Bunun nedenini hizmetkârı Enes İbni Malik şöyle anlatır: “İmamlar Kureyş’tendir. Zira onlar merhamet dilendiğinde ve gerektiğinde ve merhamet meydanlarında, merhametlidirler. Hükmettiklerinde adildirler. Ahdettiklerinde de vefalıdırlar…” Kısaca Peygamberimiz bir yönetim için asgari şart olan şeyleri kavmi Kureyş’te görmektedir. Bunlar merhamet, adalet ve vefadır. Bunlar faziletin direkleridir. Bu sıfatlarla bezenenlere semanın ufukları ve yeryüzünün yolları ve kıvrımları açılacaktır.
***
Cenab-ı Hak bir kavim için hayır dilerse onların başına hikmet ehlini geçirir. Mal ve serveti cömertlerine verir. Şer murat ettiğinde de başlarına sefih ve akılsızları geçirir ve mal ve mülkü de cimrilerine verir. İnsanlar madenler gibidir. Cahiliyet döneminde hayırhah olan İslam’da da hayırlıdır. Dolayısıyla insan yüce vasıflarını İslam sayesinde geliştirir. Lakin bir de aslı ve soyu vardır. Bu da madene benzer. İslam eksikliklerini tamamlar lakin kişinin alacağı fazilet miktarı da, çapı ve istidadı kadardır. Bu nedenle İbni Teymiye şöyle der: “Allah adil devleti gayri Müslim de olsa payidar eder. Zalim devleti ise Müslüman bile olsa ayakta tutmaz ve müsaade etmez!”
Rahmetli Muhammed Gazali dikkatleri Arapların ‘mealiyi’l umur’ dedikleri yüce ve tepe meselelere çekmiş ve yönlendirmiştir. Tali meseleler dedikleri ‘sefasifi’l umur’ meselelerden de sakındırmıştır. Mesela eskiden gemilerde Buhari okunurmuş. Ankara’da ilk meclis açılırken de Buhari’ler okunmuş lakin ondan sonra rejim Buhari’ye tümden yabancılaşmıştır. Gazali bunu şöyle ifade etmiştir: “Gemiler Buhari ile değil, buharla çalışır…” Keza Humeyni Şii mollaların hayız ve nifas bahisleriyle fazla ilgilendiklerini ve ilgilerini bu alana teksif ettiklerini, daha yukarı meselelere geçemediklerini söyler ve onların eski tarzını eleştirirdi. Muhammed Gazali de eski hocaların güneşte ısınmış suyla abdest almanın kerahetiyle ilgilendiklerini himmetlerini bu meselelere harcadıklarını ifade eder. Tabii ki hayıflanarak! Himmetin ümmetin tali değil daha âli meselelerine sarf edilmesini isterdi. Muhammed Gazali günümüzün ahlâk abidelerinden birisidir. İhtilaf fıkhı konusunda adilane sözler söylemiştir. O daima şöyle demiştir: “Haklı eleştiri düşman cephesinden de gelse başımın ve gözümün üstüne diyerekten onu kabul ediniz. Bu kötü maksatlılar için daha öldürücü bir darbedir. İnsanı düşüren husus doğruya yabancılaşmasıdır. Bazen düşman suret-i haktan gözükerek hatalarımızı veya kusurlarımızı yüzümüze vurur. Bu noktada yapılacak şey, doğrular karşıt cepheden veya düşman saflarından geliyor diye reddetmemektir. Bilakis doğru kimden gelirse gelsin sahip çıkmaktır.” Eskiler ‘el hakkuehakku en yüttebea’ demişlerdir. Hak her cihetle tabi olmaya müstahaktır. Hayatını Yenile (Ceddid Hayetek) adlı eserinde, Arapların geçmişten geleceğe kullandıkları bir ifadeye yer verir: “Rahimallahuimreenehda ile uyubi.” Ayıplarımı gösteren kişiden Allah razı olsun. Burada nefsaniyet perdesini kaldırmak lazım. Yoksa fazilet ve kemal mertebelerine ulaşmaya engel olur. Nefsaniyeti aradan kaldırdığımızda ise kemalata ulaşmanın önünde engel kalmaz.