İşte yaşadığımız Doğal afetler, gece de gündüz de vaki olmuyor mu

ALLAH Teâlâ bilir kimler ne hallerdeydiler. Kimi namazda, zikirde, kimi diskoda, baloda, kimisi de fuhuşta, zinada yakalandılar.

Şu âyet-i kerimelerde o geceki halimizi ALLAH Teâlâ nasıl da anlatmış:

Onlar bizim darbemizin şiddetini hissettiklerinde, hemen oradan kaçmaya koyuluyorlardı.

Koşup kaçmayın, şımarıklık içinde yaşadığınız nimetlere ve yurtlarınıza dönün, elbette size sorular sorulacaktır, dedik.

Vay başımıza gelenlere! Doğrusu biz zalim kimselermişiz dediler.

Böyle olmadı mı Doğal afetler hissedilince herkes akıllar adeta durmuş, bir panik bir dehşet, ağlayanlar, bağıranlar, herkes kendi derdine düşmüş, kıyamet mi kopuyor, yoksa kabirlerden kalkılmış mahşer yerine mi gidiliyor

Bu Doğal afetler bize çok şey öğretti. Bazı âyet-i kerimeleri yeni yeni anlıyoruz, idrak ediyoruz. Mahşer anını belki daha iyi tasavvur edebileceğiz. Kıyametin dehşetini ve büyüklüğünü, kıyametten belki de milyarda bir küçüklüğündeki bu Doğal afetler bize çok iyi anlatıyor. Ve Rabbülâlemin, kâinatın Halik ının gücünü ve kudretini anlıyoruz, acziyetimizi adeta bir hiç olduğumuzu bu Doğal afetler bize nasıl da öğretiyor.

Ne şöhret, ne para, ne rütbe, ne yetki...

Şu hiddetle gürleyen göğe söz geçirebilir misin, dinler mi acaba O ancak sahibini dinler. Ne kadar da itaatkâr. Sahibi gürle dedi, gürledi. Dur deyince de durdu.

Sadece arz mı Rabbine itaat ediyor acaba Tüm eflaki semavat ve eşcar-ı nebatat, zerreden kürreye, arştan ferşe ne varsa, hepsi Rabbülâlemine itaatkâr emrine amade.

ALLAH Teâlâ dan izinsiz tek bir yaprak oynamaz bir yağmur tanesi damlamaz.

Rabbimiz her şeyi insanın hizmetine sunmuş iken, her şey ALLAH Teâlâ ya itaat ediyorken, şu insan ne nankör ki Rabbine itaat yerine isyan ediyor, söz dinlemiyor, bu nimetlerle şımararak yaraşanına kafa bile tutacak kadar eblehleşiyor.

ALLAH Teâlâ nın yeryüzündeki nizamı ve ayetleri son derece açıktır, Hangi topluluk bu ayetleri inkâr eder ve görmezlikten gelirse, kendilerinden öncekilerin başına gelenler onların da başına gelir. Bu ALLAH Teâlâ nın apaçık bir uyarısıdır.

Tarihte yaşayan bütün kavimlere ALLAH elçileri ve kitapları vasıtasıyla uyarıda bulunmuştur. Kendilerine gelen uyarıya rağmen, bu çağrıya sırt çeviren kavimlerin bir kısmını ALLAH Kur ân-ı Kerîm de anlatmıştır. Bu kavimlerin ortak özelliği, ALLAH Teâlâ nın hükümlerine karşı gelmeleri ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmalarıdır.

Örneğin, Hz. Salih (A.S.)ın  kavmi oldukça azgındı, şehirde dirlik-düzeni bozuyordu.

Kardeşleri Sâlih onlara şöyle demişti: ALLAH Teâlâ ya karşı gelmekten sakınmaz mısınız

Bilin ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.

Artık ALLAH Teâlâ ya karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak âlemlerin Rabbidir.

Siz burada, güven içinde bırakılacak mısınız, öyle mi sanırsınız

Böyle bahçelerde, çeşme başlarında

Ekinlerin, salkımları sarkmış hurmalıkların arasında

Böyle sanıp dağlardan ustaca evler yontuyorsunuz oyup yapıyorsunuz.

Ayet-i kerimedeki farihin kelimesine ustaca anlamı verilebileceği gibi, şımararak anlamı da verilebilir.

Artık ALLAH Teâlâ dan korkun ve bana itaat edin.

O aşırıların emrine uymayın.

Yeryüzünde bozgunculuk yapıp dirlik düzenlik vermeyenlerin sözüyle hareket etmeyin.

Dediler ki: Sen, olsa olsa iyice büyülenmiş birisin!