Uluslararası ilişkilerde söylenenlerden çok söylenmeyen/söylenemeyenler belirleyici olur. Özellikle de ne söylenirse söylensin belirleyici güçlerin dediğinin olduğu bir dünyada çoğu zaman gerçek niyetlerin ifade edilmesinin fazla bir anlamı da olmaz. Öyle olmasaydı, Türkiye yıllardan beri Irak’ın toprak bütünlüğünden yana olduğu açıklamaları yaparken bölünmüş bir Irak’a rıza göstermenin ötesinde bölünme sonucu ortaya çıkan yapıyı sessizce tanıma durumunda kalır mıydık Bunun da ötesinde daha dün denecek bir zamanda Irak Türkmenlerinin liderleri ile Ankara’da toplantı yapılmış, Türkmenlere her türlü desteğin verileceği, yardımın yapılacağı sözü verilmiş iken Barzani’nin, ”Kerkük artık Peşmergenin elinde. Girdiğimiz yerlerden geri çekilmeyeceğiz. Irak Hükumetinin bu sorunu çözmesi için 10 yıl bekledik. Irak ordusu bu bölgelerden çekildi. Bundan dolayı Peşmerge güçlerinin, o bölgelere gidip kontrolü sağlaması gerekti.” şeklindeki sözlerinin hiçbir tepki görmemesi, doğal bir gelişmeymiş gibi karşılanması uluslararası ilişkilerde söylenenlerden çok söylenmeyenlerin belirleyici olduğunu göstermeye yetmez mi Çünkü, hedeflerini kesin olarak belirlemiş olan ülkeler ve örgütler gerçek niyetlerini açıklamak ve uygulamaya koymak için uygun zaman ve ortamı beklerler. Bu ortamın oluştuğunu görünce de söylenmeyen duygu ve düşünceler dile gelir. Irak’ta ABD işgali ile aslında bugünkü gelişmeleri tahmin etmek zor değildi. Ne var ki, Irak’ı yönetenler ve belirleyici olanlar gerçek niyetlerini hep gizlediler. IŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ile açıklanmayan düşüncelerin hayata geçirilmesi hususunda Irak’taki tüm taraflar harekete geçtiler. Özellikle de Peşmergeler bu hususta açık bir tavır sergilediler.

Olayların tarihi alt yapısını bilen ve gelişmeleri dikkatli izleyen herkesin Irak’ın bölüneceğini görmesi çok kolaydı. Bazıları bu gerçeği gördükleri halde dillendirmemeyi tercih ettiler. Bu köşede sıkça bölgemize yönelik İngilizlerin hazırladığı ve günümüzde ABD tarafından uygulamaya konulan plana dikkat çekmeye çalışıyorum. İstiyorum ki, bölgemizdeki gelişmeler sadece bugünkü görüntüsü ile değerlendirilmesin, tarihi geçmişi bilinsin ki yanlış değerlendirme yapılmasın. Bu arada ısrarla vurguladığım bir başka husus ise İngilizlerin hazırladığı ABD’nin uyguladığı bölgemize yönelik planın bir diğer savunucusunun da İsrail olduğudur. Çünkü, 1900’lü yılların başlarında henüz İsrail devleti kurulmamışken dünya Siyonizminin bölgemizde bir Kürt devleti kurulmasını sağlamak yönünde harekete geçtiği, bu hususta Barzani ailesine her türlü desteği verdiği kaynaklarda yer almaktadır. Kısacası Irak ya da Suriye’deki iç çatışmaları ve bölünme yönündeki gelişmelerini sadece bu ülkelerin iç sorunu olarak görmek ve göstermek gerçeği gizlemek anlamına gelir.

Kaldı ki, gerçeği görmeye şu haber bile yeterlidir. Haberde İsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın ABD Dışişleri Bakanı Kerry’ye, ”Irak gözlerimizin önünde parçalanıyor. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulacağı belli bir sonuç” dediği ifade edilerek isimleri verilmeyen İsrailli uzmanların da eğer bağımsız bir Kürt devleti kurulursa İsrail’in bu yeni devleti tanımakta hızlı davranacağını belirtikleri ileri sürülüyor.

Barzani’nin açıklamaları, İsrail ve ABD Dışişleri Bakanlarının görüşmesinde konunun ele alınmış olması Kuzey Irak Bölgesel Yönetiminin bağımsız devlet olarak ilan edileceğinin çok yakınlaştığını göstermez mi

Türkiye bölgedeki gelişmelerde belirleyici olması gerekirken sadece seyirci konumunda kaldığını görmek üzüntü verici. Böyle olunca da bölgesel konularda yapılan açıklamalar giderek inandırıcılığını kaybediyor. Yani, Irak’ın toprak bütünlüğü konusunda gayret gösteriyor görüntüsü vermemiz ile gelişmeler çeliyor. Bu bakımdan söylenenlerin arkasında durulamayacaksa, konuşmamak daha doğru olmaz mı