Genel ekonomik görünüm açısından fazla önem verilmeyen veya

pek dikkate alınmayan bazı veriler içinde bulunduğumuz koşullar hakkında daha

net bir algılama oluşmasına katkı yapabilir. Örneğin elektrik dağıtımında kayıp

ve kaçak oranının artması, protestolu senet ve karşılıksız çek hacminin

yükselmesi gibi durumlar kesinlikle işlerin kötüye gittiği anlamındadır;

gelecekte yaşanabilecek tehlikeler konusunda ciddi uyarı niteliğindedir ve bu

nedenle önemlidir. Son altı aylık döneme baktığımızda para politikası düzenli

bir şekilde gevşetilir iken, hem elektrikte kayıp kaçak oranının hem de sorunlu

çek ve senet hacminin artması tuhaf bir durumdur. Bunlar yaşanır iken bir kredi

derecelendirme kurumunun ülkemizin kredi notunu yükseltmesi ise kesinlikle

normal değildir.

Eğer ekonomideki genel durum kötüye gitmiyor ise ne kayıp

kaçak oranında, ne de protestolu senet ve karşılıksız çek hacminde herhangi bir

artış yaşanmaz. Yaşanıyor ise durumun iyiye gittiği ve gideceği iddia edilemez,

söz konusu ekonominin kredi notu yükselemez. Bir düşünün, herhangi bir birey

veya kurum hangi koşullarda yükümlülüklerini yerine getirmez veya getiremez

Yine hangi koşullarda ihtiyaçlarını karşılamak için yasadışı yollara başvurur

Durumu iyiye gidiyor veya kötüye gitmiyor ise bunları yapar mı .. Söz konusu

olumsuzlukların yaşanıyor olması belirsizlik ve kırılganlığın artması,

istikrarsızlığın büyümesi anlamına gelmez mi .. Böylesi gevşemek zorunda

kalabilir, fakat sorunun farklılaşarak ağırlaşmasını önlemek zordur.

Ekonomi açısından bir şeyin değişmesi, herşeyi değiştirecek

ve evdeki hesapların çarşıya uymasını engelleyecek bir durumdur. Elektrik ile

çek ve senetlerde yaşanan eğilim, ekonominin durgunlaştığına, paranın devir

hızının tehlikeli bir şekilde düştüğüne, tüketen ve üretenler nezdindeki

çaresizliğin büyüdüğüne, rekabet koşulları ve gelir dağılımının bozulduğuna

işaret eden tehlikeli bir gelişmedir. Hiç yapılmaz ise sorun kendi kendini

besleyerek ağırlaşabilir. Ekonomi durgunlaştıkça vergi gelirleri azalır ve

bütçe açığı büyür, sorunlu kredi hacmi yeni rekorlara koşar, işsizlik artar;

durum kötüye gittikçe borç-alacak zinciri kırılır, sorunlu çek-senet hacmi ve

elektrik kayıp-kaçak oranı tırmanışını hızlandırır. Başka bir deyişle kısır bir

döngüye girilir ve istikrarsızlığın büyümesi önlenez. Böyle bir durumda para

politikasının kısmen gevşetilmiş olması, söz konusu kısır döngünün işleyişini

engelleyemeyebilir. Bu aşamada ekonomi gündemindeki gaza mı yoksa frene mi

basılacağı tartışmasını hatırlamakta yarar var; frene bassan durum daha seri

bir şekilde kötüleşecek, gaza bassan ya yetmeyecek ya da çok gelecek ve başka

sıkıntılar yaratacak...

Merkez Bankası hem piyasadaki likiditeyi kontrollü bir

şekilde arttırarak para politikasını arttırıyor hem de faiz bandını daraltıyor.

Siyasi irade ise halka arzlarla gelir yaratarak vergi gelirlerindeki kaybı

telafi etmeye ve bütçe açığının büyümesini önlemeye çalışıyor. Sorunun kökenine

inilemediği veya inilmediği, sadece tepkisel tavırlar sergilendiği sürece

rekabet koşullarının daha da olumsuzlaşması önlenemiyor. Gerek finansal

piyasalar gerekse siyasi irade Suriye başta olmak üzere Orta-Doğu’da yaşanan

gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkisini görmezden geliyor. Benimsenen dış

politika tercihlerinin ekonomiyi sarsmaya başladığını inkar ediyor ve

değiştirmiyor; durum böyle olunca elektrikte kayıp kaçak oranı yükseliyor,

protestolu senet ve karşılıksız çek hacmi artıyor, ekonomi tehlikeli şekilde

durgunlaşıyor, rekabet koşulları bozuluyor. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen

veya ihtiyaçlarını ancak yasadışı yollar ile karşılayabilenlerin hacmi artıyor.

Az sorunlu bölgelerin de çok sorunlu hale gelmesini önlemek konusunda,

yapılanlar yetersiz kalmaya mahkum oluyor.

Akıntıya kürek çekmek bir yandan mevcut enerjiyi tüketiyor,

diğer yandan çaresizliği büyütüyor...